TARIK IŞIK / NEFES
Hükümetin “Terörsüz Türkiye” süreci olarak adlandırdığı yeni çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa teklifi, 592 vekilden 360’ının imzasıyla TBMM Başkanlığı’na sunuldu. “Sürecin mimarları” listesi yapılsa hiç kuşkusuz birinci sıraya MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ismi yazılır. Öyle ki AK Partili milletvekillerinden de “Bahçeli olmasa olmazdı” sözünü duymak mümkün.
Çerçeve yasa sürecinde muhalefetin tutumunda farklılıklar var. CHP, meselenin çözüm adresi olarak baştan beri TBMM’yi işaret ettiğini vurgulayarak yasaya imza attı; Kılıçdaroğlu’nun “Nihayet bizim önerimize gelindi” sözleriyle özetlediği bu tutum, sürecin güvenlik ekseninin ötesinde çok boyutlu ele alınması gerektiği vurgusuyla dikkat çekiyor. YENİ Parti ise aynı netlikte değil. Hazırlık sürecinin yürütülüş biçimini eleştirerek ortak imzaya katılmadı, ancak Meclis görüşmelerinde sürece tümüyle sırtını dönmedi. Bu da partinin, kapıyı tamamen kapatmadan mesafeli ve temkinli bir “izleyip karar veririz” pozisyonunda durduğunu ortaya koyuyor.
MHP açısından sürece özetle şöyle bakılıyor:
- Terör örgütüyle siyasi müzakere veya pazarlık yok. Devlet, kendi iradesiyle belirlediği bir stratejiyi uyguluyor.
- Asıl geri adımı atan taraf terör örgütü; devlet hedeflerinden vazgeçmedi.
- Üniter devlet yapısı, anayasanın ilk dört maddesi, resmi dil ve millî kimlik gibi konularda herhangi bir müzakere söz konusu değil.
MHP, “Kürtler” ile “bölücülük” arasına net bir çizgi çektiği için Bahçeli’nin adımları sadece ülkücü tabanda değil sağda da karşılık buluyor ve sürece duyulan güveni artırıyor. Peki, MHP’yle uzlaşması şimdiye kadar mümkün görünmeyen DEM Parti, Devlet Bahçeli’ye nasıl bakıyor? Sürecin ana dinamiklerinden olan DEM Parti’den edindiğim izlenim şu:
- Yaptığı çağrılar, “Terörsüz Türkiye” sürecinin başlamasında belirleyici siyasi adımların atılmasına neden oldu.
- Geleneksel MHP çizgisinin ötesine geçen siyasi inisiyatif üstlendi, en önemlisi tarihi sorumluluk aldı.
- Geçmişteki sert polemiklere rağmen, bugün doğrudan temas ve görüşme kapısının açık tutulmasını sağladı.
- Sürece ilişkin açıklamaları samimi.
- Sürecin devamı için rolü hâlâ çok önemli. Özellikle TBMM’de yürütülecek yasal düzenlemeler ve sonrası bakımından desteği kritik.
- Geçmişteki sert siyasi söylemlerden ziyade bugünkü adımları dikkate alınmalı.
Sonuç olarak, sürecin bugün geldiği nokta, tek bir aktörün iradesiyle değil, farklı kesimlerin kendi siyasi hesaplarını da gözeterek aynı masaya oturmasıyla mümkün oldu. Bahçeli’nin attığı adımlar MHP tabanında “taviz değil, beka meselesinin çözümü” olarak okunurken, aynı adımlar DEM Parti cephesinde “tarihi bir kırılma” olarak değerlendiriliyor. Bu iki farklı okumanın bir arada var olabilmesi, sürecin kırılganlığı kadar gücünü de gösteriyor. TBMM’deki yasal sürecin önümüzdeki haftalarda nasıl şekilleneceği, bu kırılgan dengenin ne kadar sürdürülebilir olduğunu ortaya koyacak.
Bu fotoğrafa iyi bakın

Bu kare, 1 Kasım 1934’te Ankara’da Güven Anıtı’nın açılış töreninde çekildi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, TBMM’nin IV. Dönem 4. Yasama Yılı açılış konuşmasının ardından anıtı inceliyor. Aradan 92 yıl geçti. Bugün aynı anıtın hemen arkasında, 13 Temmuz’dan bu yana er şehitlerinin yakınları ile er statüsündeki gaziler çadır kurarak seslerini duyurmaya çalışıyor. İstedikleri bir ayrıcalık değil; rütbe ayrımı yapılmaksızın eşit özlük haklarından yararlanmak. Peki, aynı vatan için savaşan, aynı cephede, aynı çatışmada yaralanan iki askerden biri subay, diğeri er olduğu için devletin sunduğu hakların farklı olması nasıl açıklanabilir? Gazilik rütbeyle değil, vatan uğruna ödenen bedelle kazanılır. Cumhuriyet’in temel direklerinden biri vatandaşlar arasında eşitlikti. Aynı vatan uğruna canını ortaya koyan gaziler bile eşit olamıyorsa biz neden söz ediyoruz?
Karadeniz’de Türk denizciler yalnız mı?
Geçtiğimiz günlerde bir e-posta aldım. İsmi bende saklı kaptan, kitabın ortasından söze girmiş:
“Neden Karadeniz’deki denizcilerin dramı haber olmuyor? İki taraf da uzun süredir öldürmek için vuruyor. Bazı gemiler Karadeniz’e sigortasız gidiyor. Ukrayna’dan kalkanı Ruslar; Rusya’dan kalkanı Ukraynalılar vuruyor. Ne bayrak dinliyorlar ne lokasyon ne de personel ne de yük. Tek baktıkları, gemi nereden kalkmış. Birbirlerine misilleme yaparken bizi öldürüyorlar.”
Ukrayna-Rusya Savaşı’nın başladığı Şubat 2022’den bu yana Karadeniz ve Azak Denizi’nde en az 21 Türk gemisi saldırıya uğradı. Füze de var İHA da deniz mayınları da. En çok saldırı geçen ay oldu, 13 denizci hayatını kaybetti. Denizcilerin can güvenlikleri olmayan işlere bile gitmeme lüksleri yok. Sözleşmeler dönemlik imzalanıyor ve “can güvenliğim yok” diyen denizcinin iş bulma şansı azalıyor.