TARIK IŞIK / NEFES

22 Ağustos’ta bu köşede, “Terörsüz Türkiye” sürecinin gerçek sınavının artık Meclis’ten, güvenlik bürokrasisinden çıkıp sokağa, tribüne ve gündelik hayata taşınacağını yazmıştım. O yazıda, konuştuğum bir kaynağımın sözlerini de aktarmıştım: Amedspor maçlarının kardeşliğe mi hizmet edeceği, yoksa statların provoke mi edileceği sorusu, sürecin sosyal kavşaklarından birini oluşturuyor.

MHP lideri Devlet Bahçeli, 28 Ağustos’ta açıklanan “Kürtlerde Amedspor Algısı ve Taraftarlığı Araştırması” başlıklı çalışmaya 2 Eylül’de sert bir karşılık verdi. Kürt Çalışmaları Merkezi (KSC) ile Rawest Araştırma işbirliğinde Friedrich-Ebert-Stiftung desteğiyle hazırlanan araştırmayı “bölücülük ihanetini zinde tutmaya çalışmak” ve “Terörsüz Türkiye’yi sabote planı” olarak niteledi. Amedspor’un “kirli projelere alet edilmek istendiğini” söyleyerek kulüp yönetimini ve Diyarbakır halkını tepki göstermeye çağırdı.

İki hafta önceki yazımda Amedspor’u sürekli bir güvenlik meselesi olarak görmenin, hedeflenen normalleşmeyi zorlaştıracağını; asıl tehlikenin ise statların provoke edilmesi olduğunu vurgulamıştım. Bahçeli’nin açıklaması da tribünlerin ve Amedspor’un “Terörsüz Türkiye” süreci açısından kritik bir alan haline geldiğini doğruluyor. Bahçeli, sporu “siyasi görüşü, etnik kökeni, mezhebi ne olursa olsun herkesi kucaklaması gereken” birleştirici bir alan olarak tanımlarken, Amedspor’un “kirli hesaplara” alet edilmesine karşı çıkıyor.

Bahçeli’nin, Amedspor ile Kürt kimliği arasındaki ilişkiyi ortaya koyduğunu iddia eden araştırmaya bu denli hızlı ve sert tepki vermesi, sürecin tepesinden gelen “erken uyarı” olarak okunmalı.

İsrail’in Suriye üzerinden yeniden şekillendirmeye çalıştığı güvenlik mimarisi ve terör kozunun bölgede hâlâ stratejik bir araç olarak görülmesi, Ankara’nın her adımı çift taraflı dikkatle atmasını zorunlu kılıyor: Hem içeride barış iklimini korumak hem dışarıda sürecin bölgesel hesaplara alet edilmesini engellemek.

Bu arada İdris-i Bitlisi üzerinden Abdullah Öcalan’a atfedilen yorumları da es geçmemek gerek. DEM Parti, Öcalan’a İdris-i Bitlisi ve Yavuz Sultan Selim üzerinden atfedilen değerlendirmelerin kendisine ait olmadığını açıklasa da soru şu: Öcalan’ın yıllardır Kürt siyasi hareketi üzerindeki sembolik ve siyasi ağırlığı, yeni dönemde yeniden nasıl tanımlanacak? İmralı’nın örgütün silah bırakması aşamasındaki etkisinden yararlanılırken, aynı Öcalan’ın Kürt siyasi hafızasındaki yerinin sınırlandırılması ya da yeniden çerçevelenmesi mi söz konusu?

Amedspor ile İdris-i Bitlisi tartışması aynı sorunun iki farklı tezahürü: Kürt siyasi ve toplumsal kimliğinin sembollerini kim, nasıl tanımlayacak? Amedspor’da mesele bir kulübün taraftar kimliğiyle özdeşleşip özdeşleşmeyeceğiyken, İdris-i Bitlisi’nde mesele Öcalan’ın sembolik mirasının nasıl yeniden çerçeveleneceği.

“Terörsüz Türkiye” yalnızca silahların bırakıldığı bir süreç değil, Türkiye’nin Kürt meselesine ilişkin siyasi ve toplumsal hafızasının da yeniden şekillendiği yeni bir döneme dönüşebilecek mi? Sancının asıl nedeni de bu belirsizlik.

Kars sadece kar ve kaz değil

Kars’ta tiyatronun geçmişi Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanıyor. 1923’te Settar Güldür’ün kurduğu tiyatro topluluğu, Üzeyir Hacıbeyli’nin “Arşın Mal Alan” operetiyle Karslıların karşısına çıktı. Elim bir kazada vefat eden Halk Eğitim Müdürü Zerger Mahir Baransel'in öncülüğünde, 1960’lı yıllardan itibaren başta Millî Eğitim Başkâtibi Celal Şafak olmak üzere çok sayıda bürokrat ve iş insanı rol alırdı. Doktor Budak Demiral, eczacı Cengiz Askeran, Cengiz Alkım gibi isimler bu sosyal faaliyetlere öncülük ederdi.

1970’li yıllara gelindiğinde Kars’ta 10’un üzerinde günlük gazete yayımlanıyordu. Yusuf Karaoğlu simge bir gazeteciydi. Bu gazetelerin en popüleri, ismini Azerbaycan medyasının başlangıcı sayılan “Ekinci”den alan Ekinci gazetesiydi. Cengiz Ekinci tarafından kurulan gazetenin sahipliğini o dönemde Kars’ın en etkili iş adamlarından Temel Yıldırım ile amcam, merhum Mevlüt Işık ve ailemiz yürütüyordu.

Bu topraklar Ahmet Ağaoğlu, Ercan Arıklı, Dursun Akçam, Mevlüt Işık, Tayfun Talipoğlu, Deniz Zeyrek gibi gazeteciler yetiştirdi. Hâlen Ozan Akbaba, Çağla Şıkel gibi sanatçıların yanı sıra Türk medyasına ve kültürüne hizmet eden yüzlerce isim bu kökten hayat buldu.

Bu köklü kültür mirası, bugün yeni bir sahnede yeniden hayat buluyor. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ve Sarıkamışlı hemşerimiz Tamer Karadağlı’nın memleketi Kars’a yaptığı son ziyaret, tam da bu satırlarda anlatılan geleneğin devamı niteliğinde.

Kars Belediye Başkanı Prof. Dr. Ötüken Senger’i makamında ziyaret eden Karadağlı, kentte tiyatro ve kültür-sanat faaliyetlerinin geliştirilmesi için iş birliği imkânlarını görüştü. Kars Valisi Ziya Polat ve AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın ile yaptığı görüşmede ise “Kars Devlet Tiyatrosu Kafkas Sahnesi”nin en kısa sürede hayata geçirilmesi kararlaştırıldı. Karadağlı’nın ata topraklarına “kalıcı bir miras bırakmak” istediğini söylemesi, “Arşın Mal Alan” günlerinden bu yana Kars’ın sanatla kurduğu bağın hiç kopmadığının bir kanıtı.