TBMM Başkanvekili Pervin Buldan’ın başkanlığında toplanan TBMM Genel Kurulu'nda ilk dokuz maddesi kabul edilen 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin görüşmeleri devam ediyor. Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileri maddeler üzerindeki görüş ve önerilerini dile getirdi.

ÇALIŞKAN: NE YAZIK Kİ YİRMİ ÜÇ YILDAN BERİ BU MECLİSTE SİZE RAĞMEN TEK BİR KANUN ÇIKMADI

Yeni Yol grubu adına 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin dokuzuncu maddesi üzerine söz alan Saadet Partisi Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, bütçenin sonuna gelindiğini belirterek "Ne yazık ki bu bütçe milletin hiçbir beklentisini karşılamadı, böyle olduğu için de ne iktidar mensubu arkadaşlar bütçeyi savunurken içeriğini savunabildi... Milletimiz 'Bütçede ne var?' diye bekliyor çünkü bütçenin içeriği boş. Esasen, burada bir başarı hikâyesinden söz etmek gerekirse AK Parti'nin yirmi beş yıllık başarı hikâyesi dün akşam gördüğümüz gibi 'Kim daha çok Atatürkçü?' yarışmasından öte bir şeye geçmiyor çünkü bu arkadaşların savunacağı bir şey yok" dedi.

Yirmi beş yılın sonunun AKP'nin ideolojik olarak iflası olarak niteleyen Çalışkan, şöyle konuştu:

- "Bu milletin değerlerinden kopuşudur. Burada başörtüsünü savunmanın kimlere kaldığını görüyorsunuz. Başörtüsü mücadelesi çıktığı zaman seviniyorsunuz 'Elimize bir fırsat geçti' diye, ne yazık ki. Burada, yine, biliyoruz ki iki yıldan beri bu milletin yararına tek bir tane kanun çıkmış değil; ya küresel güçlerin, güç odaklarının, lobilerin beklentileri ya da bürokrasinin talepleri... Vatandaşla ilgili ancak vergi geliyor, ceza geliyor.

- Şunu söylemem gerekir AK Partililere sesleniyorum. Yirmi üç yıldan beri bu Meclis'te çıkarmak istediğiniz bütün kanunları çıkardınız. Ne yazık ki yirmi üç yıldan beri bu Meclis’te size rağmen tek bir kanun çıkmadı, onun için de 'Biz yapacaktık da engel oldu...' Bu, safsata, bu, laf ebeliği. İstediğiniz her şeyi yaptınız.

- Eğer getirdiğiniz kanunu muhalefet benimsemişse bir haftada çıktı, muhalefet itiraz etmişse bir ayda çıktı ama bütün yasaları çıkardınız, onun için de vebaliniz çok ağır. Zaten siz, yaptığınız işlerde bir şeyin yanlış olmasından korkmuyorsunuz, sadece duyulmasından, vatandaşın gündemine almasından korkuyorsunuz."

TOKTAŞ: MİLLÎ KİMLİĞİMİZ VE ÜNİTER DEVLET YAPIMIZA KARŞI BİR KALKIŞMA

İYİ Parti Milletvekili Hasan Toktaş, Türkiye'nin bir yılı aşkın süredir bir kalkışmayla karşı karşıya olduğunu söyleyerek "'Terörsüz Türkiye' diye ambalajladıkları planı sahneye sürdükleri günden bu yana olup bitenleri izliyor, cumhuriyetimiz ve milletimiz adına gerekli uyarıları yapıyoruz. Bu plan, Büyük Orta Doğu Projesi'nin sınırlarını yeniden belirleme hevesinin ürünüdür, açık ve net bir şekilde millî kimliğimiz ve üniter devlet yapımıza karşı bir kalkışmadır" dedi.

Lozan'ın tartışmaya açıldığını söyleyen Toktaş, şunları söyledi:

- "İhanetle pazarlık süreci 'ikinci' diye tarif edilen aşamaya yani bölücü terör örgütünün katillerinin ve yöneticilerinin affedileceği aşamaya geçerken tüm sisler de dağılmaktadır. Partiler, raporlarını 'korsan' diye tabir ettiğimiz Komisyona teslim ederken sürecin kapsamı ve bundan sonra yaşanacaklara dair kaynağından haberler DEM Parti raporunda yer almaktadır.

- Adeta kurucu devleti tasfiye senaryosu gibi yeni bir çözüm süreci öneren bu raporda talepler nedir? Türkiye'den ne istiyorlar? Ana başlıklarıyla bir bakalım. Anayasa’nın 42'nci, 66'ncı, 127'nci maddelerinde değişiklik talepleri var. Yani, 42'nci maddede ana dilde eğitim, 66'ncı maddede vatandaşlık tanımından Türklüğün çıkarılması, 127'nci maddede Ankara'nın sözde Kuzey Kürdistan yönetimleri üzerindeki merkezi otoritesinin azaltılması, daha güçlü yerel özerklik sağlanması, çok dilli kamu hizmetlerinin verilmesi, Batı Türkiye'den, konuşlandırılan özel operasyon birliklerinin, geçici operasyon ekiplerinin ve çatışma dönemi askerî güçlerinin geri çekilmesi, silah bırakan teröristlerin tam entegrasyonunun sağlanması ve haklarının verilmesi, siyasi tutukluların serbest bırakılması, Şeyh Said, Seyit Rıza, Saidi Nursi'nin mezarlarının tespiti ve açılması, terörist başı bebek katili Abdullah Öcalan için iyileştirilmiş yasal ve iletişim koşullarının sağlanması, sürece dair baş aktör olması sebebiyle çalışma ve yaşama koşullarının elverişli hâle getirilmesi, umut hakkı uygulanarak fiziki özgürlüğünün sağlanması, Terörle Mücadele Yasası'nın kaldırılması, iltisak ve irtibat gibi hukuki temeli olmayan kavram ve yasaklardan uzaklaşılması; evet, sayın milletvekilleri, sadece Kandil ve İmralı'da değil emperyal güçlerin de himayesinde demlendiğini düşündüğüm bu raporda geçen temel talepler bunlar.

- Buradan devleti yıkmaya, kurucu devleti tasfiye etmeye yönelik bu talepleri sunan DEM Parti'ye hakkım ve ecdadın emaneti olan vatan, devlet ve bayrak adına bir hatırlatmada bulunacağım: Neriman Nerimanov'u tanır mısınız, bilir misiniz? 1920'de kurulmuş olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanıdır. Ali Haydar Karayev'le 27 Nisan 1920'de Azerbaycan Meclisinde yapmış olduğu bir tartışma vardır. Azerbaycan Meclisinde Ali Haydar'ın 'Karabağ'ı Ermenistan'a verelim' teklifine karşılık Neriman Nerimanov'un Ali Haydar'a vermiş olduğu cevabı asla aklınızdan çıkarmayın, asla bunu unutmayın."

ÇİFTYÜREK: KRİZ TESPİTİ VAR FAKAT BÜTÇEDE BU KRİZE UYGUN BİR STRATEJİK YÖNELİM YOK

DEM Parti Milletvekili Sinan Çiftyürek, tarım meselesi üzerinde konuşarak tarımın uzun süredir siyaset üstü ve partiler üstü bir mesele hâline geldiğine dikkat çekti. Çiftyürek, iklim krizine ilişkin devlet ve hükümet tarafından iki önemli tespit yapıldığını belirterek şöyle konuştu:

- "Biri tarım şurasıdır, 4'üncü Tarım Şûrası; ikincisi, Zirai Don Komisyonunun Burdur'da gerçekleştirmiş olduğu çalıştayda yaptığı iklim krizi tespitidir. Kriz tespiti var fakat gerek Hükûmetin gerekse de Tarım Bakanlığının bütçesinde bu krize uygun bir stratejik yönelim yok; birinci sorun bu, birinci risk bu. Tarım hâlâ bir sektör olarak algılanıyor.

- Şimdi, bu açıdan yüzleşilen sorun birinci risk olarak, yer yer dile getirdim, burada altını çizmek istiyorum tekrardan: Konya Ovası, Amik, Çukurova, GAP, Ege ve kuruyan, geriye kalmış olan göller, nehirler ve çölleşme riskiyle yüz yüze olan bir bütün olarak coğrafya ciddi bir tehdit altındadır fakat gerek Hükûmet hatta devlet bu tehlikeyi izlemekle yetiniyor.

- Şirket grupları ise, sermaye grupları ise yani Hükûmetin arkalamış olduğu şirketler ise dün nasıl ki 240 gölden 186'sı kururken kendi çıkarlarına baktılarsa bugün de esasında demin sözünü ettiğim gerek ovalar gerekse kuruyan dereler ve risk altında olan çölleşme sorunu nedeniyle şirketler kendi güncel, bencil çıkarlarına bakıyorlar, buradan bakıyorlar.

- Dolayısıyla ikinci risk, tarımda yaşlanma var. Tarımda yaşlanma, nüfusun yaşlanması ve aynı zamanda kırsal, tarımsal alanın boşalması bir rakamsal mesele değildir sayın vekiller çünkü tarım mekanik bir mesele değil, bu aynı zamanda çok ciddi bir tehlikeyi içeriyor. Şunu içeriyor: Kırsal alanın tamamıyla boşalması demek, kuşaktan kuşağa üreticinin aktarmış olduğu hafıza kaybına yol açacaktır yani hafızanın, aynı zamanda deney birikiminin bir sonraki kuşağa aktarılması açısından ciddi bir riske yol açacaktır, kopukluğa yol açacaktır.

- Üçüncü önemli risk doğaya her müdahale, doğadan yararlanmak için eğer müdahale illaki doğaya bir biçimde zarar verir. GES'ler belki şu ana kadar insanlığın öğrettiği doğaya müdahalede en az dış riski içeren ya da en az tahribatı yaratan enerji seçeneği olarak söyleyebiliriz biz, yenisi daha üretilmedi ama GES'lerin kendisi de, ister GES olsun, ister başka bir enerji seçeneği olsun, nasıl kullanılacağına bağlıdır."

"KENDİLERİ İÇİN HAYIRLI BİR İŞ YAPARLAR"

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, İYİ Partili Toktaş'ın konuşmasında DEM Parti'nin isminin zikredildiğini belirterek söz talebinde bulundu. Temelli, şunları söyledi:

- "Her şeyden önce raporumuz kamuoyuna açık bir rapor, herkes girip okuyabilir. Dolayısıyla orada yürüttüğümüz tartışmalar aslında Türkiye'nin önümüzdeki dönem demokratikleşmesi adına ve barışın kalıcı olması adına bir tartışmadır. Bütün partiler raporlarını yazıp kamuoyuyla paylaşıyorlar. Keşke İYİ Parti'nin de bir raporu olsaydı ve onların da Türkiye'nin demokrasisine, barışın kalıcılaşmasına dair ne düşündüklerini öğrenebilseydik. Fakat hatip konuşmasında istismarla, ihanetle bizleri suçladı.

- Bin yıldır bu coğrafyada asla ihanete başvurmamış bir halka, bir topluma böyle bir suçlayıcı dille yaklaşmalarını kabul etmiyoruz. Kürt halkı Türk halkıyla beraber bu coğrafyada ortak bir kaderi var etmiştir, ortak bir geleceği var etme peşindedir. Azerbaycan'dan örnek verdiler, 1920'den. Evet, önemli bir örnektir ama ben kendilerine başka bir örneği hatırlatmak isterim; o da Erzurum Kongresi'dir, Sivas Kongresi'dir. O kurucu aklı nasıl yapılandığına dair bu kongreleri de eğer okuyup öğrenirlerse bence kendileri için de hayırlı bir iş yaparlar.".

İYİ PARTİ İLE DEM PARTİ ARASINDA RAPOR TARTIŞMASI

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez de Temelli'nin ardından söz talebinde bulunarak "Hatibimizin özellikle eleştirdiği konu terördür. Dolayısıyla lütfen onun vermiş olduğu mesajları başka bir mecraya çekmeyin. DEM Parti'nin raporu elimde, satır satır okudum, o raporunuzda bir tek satıra dahi katılmıyoruz" dedi. Konuşma sırasında Temelli, "Türkçe gerçi, sizin Türkçeniz yetmez, İngilizce'sini göndeririz" demesi üzerine İYİ Partili Çömez, "İstediğin dilde gönder, hepsini okurum ama sen buraya ne yazdığını çık, millete söyle" diye cevap verdi. Raporun açık olduğunu ifade eden Temelli, Çömez'e "Sen içindeki Kürt düşmanlığına yanıt ver, bırak raporu" dedi.

Çömez, DEM Parti'nin komisyon raporuna ilişkin bazı kısımlara dikkat çekerek şu ifadelere yer verdi:

- "Anayasa’nın giriş kısmı değişsin, Anayasa 1, 2, 3, 4 değişsin, 66 değişsin, 42 değişsin, 127 değişsin'... Biz bunların hiçbirini kabul etmiyoruz. Bunları kabul etmeme hakkımız ve salahiyetimiz vardır. Sakın ola, bizi Kürtlerle karşı karşıya getirmeyin. Bizim itiraz ettiğimiz bu ülkede bölücü terör örgütüdür, o örgütün başındaki alçak 50 bin kişinin katilidir ve hiçbir zaman bu devletle eşitlenmeyecektir, parlamentoyu onun ayağına götürmek yanlıştır.

- Bizim itiraz ettiğimiz budur. Sen yazdığını anlamamışsın. 'Okuduğunu anlamamışsın' diyemezsin sen bana. Sen benim neyi okuyup okumadığımı da bilemezsin Sayın Temelli. Bu kadar üstenci, bu kadar nobran... Size bu cesareti kim veriyor; Kandil mi veriyor, İmralı mı veriyor, arkanızdaki emperyal irade mi veriyor? Allah aşkına, bir kendinize gelin! Hiçbir eleştiriye tahammülünüz yok, hiçbir itiraza tahammülünüz yok.

- Hiçbir eleştiriye tahammül gösteremeyecek kadar nobran bir üslup içerisindesiniz. Kabul etmiyoruz bu raporu. Bu rapor bir ihanet raporudur. Siz bunu istediğiniz şekilde yorumlayın, istediğiniz şekilde yorumlayın. Bizim gözümüzde hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. Öte yandan, bizim düşüncelerimizden haberiniz yok.

- Zahmet edip, okumaya bile kalkmamışsınız. Biz demokrasi, insan hakları, özgürlük, hukukun üstünlüğü ne düşünüyoruz açıp bakın. Çünkü o kadar ön yargılısınız ki o kadar kendi benliğimize kapılmışsınız ki, o kadar Kandil’in esaretine girmişsiniz ki neyin ne olduğunu bile algılayamayacak noktadasınız."