TARIK IŞIK / NEFES

Terörsüz Türkiye” süreci, devletin siyasetle doğru koordinasyon içinde olduğunda çözümsüz görünen sorunların aşılabileceğinin canlı bir örneği olarak karşımızda duruyor. Sürecin bütün aktörlerinin katkısının çok değerli olduğunu göz ardı etmeden bir isme dikkat çekmek istiyorum: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman.

Yayman’ı siyasete atılmadan önce Gazi Üniversitesi’nde akademisyen olduğu yıllardan tanıyorum. AK Parti’nin 2009’da başlattığı “Demokratik Açılım” döneminde henüz siyasetçi olmayan Yayman, Kürt meselesinin çözüm adresinin TBMM olması gerektiğini savunuyordu. 2013’te “Çözüm süreci” kapsamında oluşturulan 63 kişilik Akil İnsanlar Heyeti’nin Akdeniz Bölgesi grubuna üye seçildi. Oslo sürecinin de içinde olan Yayman, 2025 yılına gelindiğinde ise TBMM bünyesinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun AK Partili üyeleri arasında yer aldı. 24 Kasım 2025’te MHP’li Feti Yıldız ve DEM Partili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ile İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la görüştü. Türkiye’nin son 100 yılına, son 50 yılına ise çok daha yoğun biçimde damga vuran bu sorun neden şimdi çözüm arifesinde? Yayman’a göre:

- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlı liderliği ve cesareti var.

- İlk defa MHP ve Devlet Bahçeli sürece katıldı. Bu, tarihî açıdan son derece önemli.

- Bölgesel ve küresel gelişmeler Türkiye’nin lehine.

- 2009 sürecinde Arap Baharı, 2013 sürecinde Suriye iç savaşı bozucu etki yarattı. PKK tarihin yanlış tarafında durdu. Bugün ise şartlar farklı.

- Başkanlık sistemi çok büyük avantaj sağlıyor.

- TSK büyük başarı elde etti. İHA ve SİHA’lar muharebe stratejisini değiştirdi.

- İlk defa TBMM meseleyi bu kapsam, bu içerik ve bu ciddiyetle ele aldı.

- Devlet ve siyaset geçmiş tecrübelerden çok büyük dersler çıkardı.

- Devlet müzakere deneyimi kazandı.

- Toplumsal destek ilk defa bu kadar yüksek seviyeye çıktı.

- İlk defa partiler bu düzeyde çözümün tarafında yer aldı.

***

Peki bundan sonra ne yapılmalı?

- Mesele sadece bir yasanın çıkması değil. Bu iradeyi toplumsal hayatımıza, siyasi dilimize ve gündelik hayatımıza da taşımamız gerekiyor.

- Medya, STK’lar ve kanaat önderleri daha özenli bir dil kullanmalı.

- Herkesin hassasiyetini gözeten bir dil inşa etmeliyiz.

- Provokasyonlara ve sabotajlara karşı dikkatli olmalıyız.

- Mesele gündelik siyasete alet edilmemeli.

Hüseyin Yayman, 5 Ağustos’ta basına kapalı AK Parti Grup Toplantısı öncesinde Meclis koridorlarında gazetecilerin sorularını cevaplandırırken kendilerinin “ihtiyatlı ve iyimser” olduklarını söylemişti. Yayman’ın siyaset jargonuna kazandırdığı tabirle, Ankara’da ihtiyatlı iyimserlerin sayısı gün geçtikçe artıyor.

Çerçeve yasa için teyit kararı ne zaman çıkacak?

Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen terör sorununu Türkiye’nin gündeminden çıkarmayı hedefleyen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” TBMM Genel Kurulu’nda 10 Ağustos’ta 467 milletvekilinin “evet” oyuyla kabul edildi. Teklife göre bütün işlemlerin başlayabilmesi için terör örgütü PKK’nın ve bağlantılı oluşumların fiilî varlığına son verdiğinin, kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik birimlerince tespit edilmesi gerekiyor. Bu tespit, Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararıyla teyit edildikten sonra karar Resmî Gazete’de yayımlanacak.

MGK son toplantısını 6 Ağustos’ta yaptı. Sonraki toplantı rutin takvime göre ekim ayında yapılacak. Ankara’daki hava ekim ayında MGK’dan bu kararın çıkmayacağı yönünde. İki ayda PKK’nın cephaneliklerini boşaltabileceğine, mühimmat ve lojistik malzemelerini teslim edebileceğine pek ihtimal verilmiyor. Edindiğim izlenim, devletin birimlerinin “Ben üzerime düşeni yaptım, sıra terör örgütünde” rahatlığı içinde olmadığı yönünde. Sürecin akamete uğramaması için devletin geceli gündüzlü mesaisi hız kesmeden devam ediyor.

***

Takvim konusunda ısrarcı olduğumda karşıma şu tablo çıktı: MGK’nın doğrudan Cumhurbaşkanı’nın çağrısıyla olağanüstü toplanabileceğini hatırlatan kaynağım “kış öncesine” işaret etti. Bu noktada asıl belirleyici olanın yalnızca silah tesliminin tamamlanması değil, sahadaki güvenlik birimlerinin bu sürecin gerçekten sona erdiğine ilişkin kanaati olacağı anlaşılıyor. Devlet açısından mesele, yasanın öngördüğü mekanizmayı işletmekten önce sahadaki tablonun tartışmaya yer bırakmayacak biçimde netleşmesi. Bu nedenle Ankara’da gözler hem örgütün atacağı adımlara hem de güvenlik bürokrasisinin yapacağı değerlendirmelere çevrilmiş durumda. MGK kararının zamanı da büyük ölçüde bu iki başlıktaki gelişmelere bağlı.