ŞEHRİBAN KIRAÇ / NEFES

Metabolizma, obezite, diyabet, yaşlanma ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi çözmeye adanmış 30 yılı aşkın çalışmalarıyla dünya çapında tanınan Türk bilim insanı Prof. Dr. Gökhan S. Hotamışlıgil, “Yan etkisi olmayan bir ilaç düşünmek mümkün değil” dedi.

Hotamışlıgil, dünyanın birçok yerinde gençlerde umutsuzluk ve gelecek kaygısının arttığına dikkat çekerek, “Gençlere krizlerin içindeki fırsatları görmeye çalışmalarını öneriyorum” diye konuştu.

Bilim dünyasının en prestijli kurumlarından biri kabul edilen ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne (NAS) seçilen Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Gökhan S. Hotamışlıgil, NEFES’in sorularını yanıtladı.

31 YILDIR AYNI TEMEL SORULARIN PEŞİNDEN GİDİYORUM

Rize’de başlayan, sonrasında Harvard Üniversitesi ve en son ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne uzanan bir hikayeniz var. Bu başarı nasıl geldi. Buradaki yolculuğunuzu biraz anlatır mısınız?

Ben Rize’nin Pazar ilçesinde doğdum. İlkokulu Vakfıkebir, Turgutlu ve Gediz’de okuduktan sonra Ankara Anadolu Lisesi’ne, ardından Ankara Tıp Fakültesi’ne girdim. Çocukluk yıllarından beri hekim olmayı çok istiyordum. Araştırmaya duyduğum ilgi de aslında tıp eğitiminin son yıllarında şekillenmeye başladı.

Ankara’da uzmanlık eğitimi sırasında eşim Selen’in Harvard Üniversitesi’nde burs kazanmasıyla Amerika’ya gelme fırsatı doğdu. Büyük bir planın parçası değildi aslında; bir yıl çalışır, sonra Türkiye’ye döneriz ve mesleğimize devam ederiz diye düşünüyorduk. Ancak hayat bizi başka bir yola taşıdı.

Harvard’da Xandra Brakefield’in nörogenetik çalışmalar yapan laboratuvarına girme şansım oldu. Kendisi son derece kıymetli bir bilim insanıydı ve beni bilimsel araştırma konusunda çok teşvik etti. Bu, insan genetiği alanında çok önemli ilerlemelerin gerçekleştiği bir ortamdı ancak benim hem klinik hem de araştırma konularında ilgim başka alanlara yöneldi. O dönemde metabolizma, diyabet ve obezite alanlarında bugün bildiklerimizin çok azını biliyorduk.

Alan son derece açıktı ve bu durum hem büyük bir heyecan yaratıyor hem de kendi araştırma alanımı şekillendirme fırsatı sunuyordu. Bu alana girişimde yine çok değerli bir bilim insanı olan Bruce Spiegelman ile tanışmam ve ardından beraber yaptığımız çalışmalar belirleyici oldu.

1994 yılında Harvard Üniversitesi’nde öğretim üyesi pozisyonu aldım ve ilk laboratuvarımı 1995 yılında kurdum. Yaklaşık 31 yıldır aynı temel soruların peşinden gidiyorum: Metabolizma nasıl çalışıyor? Obezite neden diyabete ve daha birçok sağlık problemine yol açıyor? Bağışıklık sistemiyle metabolizma arasındaki ilişki nasıl şekilleniyor? Bu ilişki şişmanlık ve yaşlanma sırasında ortaya çıkan sağlık problemlerinde nasıl bir rol oynuyor? Bu problemler nasıl önlenebilir veya tedavi edilebilir?

BİLİM KÖPRÜSÜ KURULACAK

İş Bankası ile kurduğunuz Enlila projesi var, orada süreç nasıl gelişti, hedefleriniz neler?

Yaşamda nadiren de olsa yıldızların sıralandığı anlar oluyor, bu da onlardan biri oldu. İş Bankası’nın Cumhuriyetin ve bankanın 100. yılı vesilesiyle düzenlediği ve pek çok farklı alandan çok önemli katılımcıların olduğu “Atatürk Vizyonuyla Gelecek Yüzyıla Bakış” konferansında yaptığım konuşmada başarı hikâyelerinden çok başarısızlıklardan söz etmeyi tercih etmiştim.

İnsanlığın geleceği için en önemli konulardan biri olarak gördüğüm bilimin nasıl ilerlediğini, daha doğrusu ilerleyemediğini, inovasyonu zorlaştıran sistemleri ve bilim insanlarının önündeki çetin engelleri, kendi yaşamımdan gelen deneyimlere dayanarak anlatmaya çalıştım.

Konferans sonrası İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran ile sohbet etme fırsatımız oldu. Ortak bir vizyon etrafında güçlü bir sinerji oluştuğunu hissettik. Sonrasında İş Bankası ve İş Girişim ekipleri ile ilk çalışmaları başlattık ve böyle bir sinerjiyi nasıl hayata geçirebileceğimiz konusunda düşünmeye ve bir çerçeve oluşturmaya başladık.

Ortaya gerçekten sıra dışı bir model çıktı. Bir tarafta laboratuvarı uzun vadeli destekleyen akademik yapı, diğer tarafta bilimsel projelerin uygulamaya dönüşmesini sağlayacak endüstriyel yapı kuruldu ve aralarında güçlü ve akışkan bir ilişki kurmayı hedefleyen Enlila projesi oluştu. Harvard Üniversitesi de bu yapının önemli bir parçası oldu.

Enlila projesiyle amacımız yaşlanma, obezite ve yaşlanma ile beraber gelen kronik hastalıklarla mücadelede insanların sağlıklı yaşam süresi ile toplam yaşam süresini örtüştürecek çözümler geliştirmek ve Türkiye ile Amerika arasında bir bilim ve teknoloji köprüsü oluşturmak.

SABIR VE DİRENÇ LAZIM

Sizin başarınızda örnek aldığınız kişiler ve temel değerler nelerdir?

Ben hem kişisel hem de profesyonel yaşamımda çok şanslı bir insan olduğumu düşünüyorum. Hayatımı belirleyen en önemli unsur kendi özelliklerimden çok karşıma çıkan olağanüstü insanlardı diyebilirim. Tabii ki bunların en başında ailem geliyor.

İlkokuldan itibaren çok vizyoner öğretmenlerle karşılaştım. Gediz’deki öğretmenlerimden Ankara Tıp Fakültesi’ndeki hocalarıma kadar birçok isim üzerimde büyük etkiler bıraktı. Amerika’ya geldiğimde Xandra Brakefield, Bruce Spiegelman ve Barry Bloom gibi bilim insanları kariyerimin akışını ve yönünü değiştirdi.

Bilimde başarının çok önemli bir kısmı doğru zamanda doğru insanlarla çalışabilmekten geçiyor. Ama bunun bir diğer tarafı da karşılıklı güvene dayalı ilişkiler kurabilmek. Bu yol bazen büyük fedakarlıklar ve meşakkatler getirebiliyor. Bu da sabır ve direnç gerektiren bir durum. İnsan yalnızca kendi kariyerini düşünerek değil, birlikte çalıştığı insanların hayallerine de katkı sunarak ilerleyebiliyor.

GÜÇLÜ VE ETKİLİ İLAÇLAR

Son dönemlerde Türkiye’de çok ciddi şekilde doktora danışılmadan zayıflamak amacıyla diyabet ilaçları kullanılıyor. Bu yeni ilaçların zayıflama amacıyla kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne tür riskler barındırıyor?

Temelde GLP hormonu mekanizması ile çalışan bu ilaçlar gerçekten son 10-20 yılın en önemli, çığır açıcı gelişmelerinden biri. Obezite ve metabolik hastalıklar alanında büyük bir dönüşüm yaratıyorlar ve çok önemli bir tıbbi gereksinime yanıt sunuyorlar.

Ancak çok hızlı yayılan ve zaman zaman kontrolsüz hale gelen bir kullanım biçimi görüyoruz. Bu ilaçların güçlü ve etkili olduğu doğru fakat herkesin doktor kontrolü olmadan ve en uygun ilaç ve uygulama şeması oluşmadan kullanması bence sağlıklı değil.

Uzun vadeli etkilerini hâlâ takip ediyoruz. Yan etkisi olmayan bir ilaç düşünmek zaten mümkün değil. Bu ilaç gurubunun şimdiye kadar görülen güvenlik profili çok olumlu ancak bu risk yok anlamına gelmiyor. Özellikle yaşam boyu kullanım ve bu denli yaygın bir kullanım söz konusu olduğunda dikkatli olmak gerekiyor.

YAPAY ZEKA DOKTORUN YERİNİ ALAMAZ

Yapay zeka artık hayatın her alanında. Tıp alanında yapay zeka bir fırsat mı, tehlike mi, neler öngörüyorsunuz?

Yapay zekâ tabii ki bütün sistemi dönüştürüyor. Büyük veri analizlerinde, yeni hipotezlerin oluşturulmasında ve karmaşık biyolojik ilişkilerin anlaşılmasında, klinik uygulamalarda muazzam kolaylıklar ve katkılar sağlıyor.

Örneğin AlphaFold gibi sistemler protein yapılarının tahmininde devrim yarattı. Ancak ben bu konudaki bazı aşırı iyimser beklentilere, örneğin bu platformun hekimlerin yerini alacağı, araştırma ekiplerine alternatif olacağı gibi düşüncelere tamamen katıldığımı söyleyemem. Bence böyle bir şey gerçekleşmeyecek. Bir nedeni biyoloji matematik kadar deterministik bir alan değil. Atomik düzeyde bu ilişkinin güçlü olduğu ve daha belirgin kurallar takip ettiği düşünülebilir. Ancak hücre düzeyinde, organ ve organizmanın çalışmasında ve organizmadan topluma çıktıkça sistem çok daha kaotik hale geliyor.

Bu nedenle yapay zekâ çok güçlü araçlar sunacak olsa da deneysel biyolojinin yerini tamamen alması mümkün değil. Sonuçta ortaya çıkan her hipotezin deneysel olarak doğrulanması gerekiyor. Ancak yeni bir dönüşüm sürecinde olduğumuz da kesin bir gerçek.

GENÇLERDE GELECEK KAYGISI ARTIYOR

Türkiye’de iyi eğitim alan gençlerin çoğu yurtdışına gitmek istiyor. Biraz da mutsuz bir gençlik var. Ne düşünüyorsunuz? Siz bu süreçte gençlere neler önerirsiniz. Gençler nelere odaklanmalı?

Bu yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum değil. Dünyanın birçok yerinde gençlerde umutsuzluk ve gelecek kaygısı artıyor.

Özellikle bilim alanı çok meşakkatli bir yol. Başarıdan çok başarısızlıklarla dolu. Buna rağmen insanlığın geleceği açısından bilimin merkezi rolü devam edecek. Ancak bilimin icrasında dünyanın her yerinde sıkıntılı ve zor bir süreçte olduğumuzu düşünüyorum.

Ben gençlere krizlerin içindeki fırsatları görmeye çalışmalarını öneriyorum. Bilim hiçbir zaman yok olmayacak. Dünyanın en zor dönemlerinde bile bilim insanları üretmeye devam etti ve bundan sonra da edecek.

Gençlerin en büyük gücü özgür düşünebilmeleri. Burada sözünü ettiğim bir iç özgürlük ve bununla gelen müthiş bir enerji. Henüz mevcut kalıplar tam yerleşip katılaşmadığı için daha yaratıcı ve sınırları zorlayıcı olabiliyorlar. O yüzden kendi içlerindeki potansiyeli küçümsememeleri gerekiyor.