Son yıllarda gürültüyü kimlik belleyen Fenerbahçe camiası, tarihinin en sessiz başkanlık seçimine yürüyor şimdi. Asıl tuhaflık da burada. Bağırışın hiçbir şey demediği yerde, sessizlik konuşuyor.
Seçime tam bir hafta var. Aziz Yıldırım'la Hakan Safi, yıllardır görülmemiş kadar mesafeli, neredeyse centilmen bir yarışın iki ucunda duruyor. Kaosu yaşam biçimine çevirmiş bir camia için bu durgunluk bir semptom. Çünkü ortada birbirine giren iki proje yok. Birbirine değmeyen iki duruş var.
Tezimi baştan söyleyeyim. Bu, vaatlerin değil pozların seçimi. Sonucu kimin daha iyi yöneteceği değil, kimin sandığa daha çok adam taşıyacağı belirleyecek. Gerisi laf-ı güzaf.
♦♦♦♦♦
20 yıl bu kulübü avucunda tutan Aziz Yıldırım, kampanyasını iki başlığa sığdırdı. Stadın yenilenmesi ve iki santrfor.
Sivri dilini bilemekten vazgeçip yatıştıran, kucaklayan cümleler kurması, kağıt üstünde kusursuz bir strateji. Lakin "huy canın altındadır" derler, insan yedisinde neyse yetmişinde de odur.
Kongre, bu yumuşamanın hakiki bir dönüşüm mü, yoksa seçim sathına özgü bir makyaj mı olduğunu çözmeye uğraşıyor.
Katıldığı toplantılardaki yorgun siluet de şüpheyi besliyor. Son haftada vites büyütür mü, bilinmez. Ama Türk futbolunun bugünkü curcunasına onun enerjisi yeter mi, işte asıl soru bu.
♦♦♦♦♦
Hakan Safi'ye gelince. Kasasının gücüne yaslanan kampanyanın altını henüz dolduramadı. Maldini'yle verilen pozlar, Avrupa kulüplerinin eşiğinde çekilmiş kareler...
"Hakan Safi'yle Dünya Turu" adında bir gezi programına konsa, emin olun hem izleyicisi olurdu hem reklamı. Gelgelelim mesele Fenerbahçe başkanlığıysa, insan bir adım değil, birkaç adım ötesini görmek ister.
Seçime bir hafta kala ne teknik adam ne yıldız oyuncu adına tek kırıntı bırakmaması, zamanı kendine düşman ediyor. Eleştirilen hitabetiyse aslında bu toplumun sevdiği cinsten, sokakta tutar.
Ancak kongre kürsüsü sokak değildir. Orada gözler alkış değil, akıl arar.
♦♦♦♦♦
İkisi de transfer ve teknik direktör dosyasını yedi kat yerin altında saklıyor.
Açık edilen tek şey, futbol yapılanmasının başındaki isimler. Aziz Yıldırım dümene efsane Oğuz Çetin'i geçirmiş, Safi ise İtalyan komutanı Paolo Maldini'yle el sıkışmış.
Peki kongre üyesi neye bakarak oy verecek, elle tutulur hiçbir şey yokken?
Vaat yok, vizyon yarım, takvim muğlak. Kala kala ortada laf kalıyor.
Gazapizm'in o meşhur dizesindeki tatsızlıkla, bu seçimin de heyecanı meyecanı yok. Düşük katılım için kahin olmaya da gerek yok.
♦♦♦♦♦
Şimdi karşı tarafın itirazını masaya koyayım. "Az katılım Aziz Yıldırım'ın ekmeğine yağ sürer" deniyor, doğrudur da. Kemik oyun en sadık olduğu yerdir tenha sandık.
Ama 2018'deki yenilgiden bu yana şişen üye sayısını dikkatle okumak gerek. Orada bir "Aziz Yıldırım karşıtlığı" cephesi var ve bu cephe hafife alınacak gibi değil.
Yıldırım'ın o pürüzsüz, barışçıl üslubunun altındaki asıl hesap da bu. O cepheyi uyandırmamak, mümkünse evinde oturtup sandığa hiç getirmemek. Uyuyan aslanı dürtmemek, yani.
Safi'nin biricik şansı tam da burada yatıyor. Bu karşıtlığı tutuşturmak, genç üyenin "değişim" iştahını bir kıvılcıma çevirmek. Yapamadı. Eli kolu bağlı kaldı. Rüzgarı arkasındaydı, yelken açmayı bilemedi.
♦♦♦♦♦
Sonuç... Böylesine sönük, böylesine ruhsuz bir yarışı kim kazanırsa kazansın, başının üstünde aynı kılıç sallanacak. 12 yıllık şampiyonluk hasreti.
Zafersiz geçmiş 12 yıl, bu kulübün sırtındaki en ağır yorgan. Üstelik bir sene sonra yeniden sandık kurulacağını herkes biliyor. Demek ki kazanan, koltuğa daha oturmadan bir sonraki seçimin gölgesinde nefes alacak.
Belki de asıl soru kimin kazanacağı değil. Bir camia bağırmaktan bu kadar yorulduysa, sustuğunda hala kazanmayı isteyecek mecali kalmış mıdır?