Fenerbahçe’nin Avrupa yolculuğu, bu kez bir masalın değil bir trajedinin satırlarıyla yazıldı. Maçın ilk düdüğü çaldığında sarı-lacivertliler, sanki çekirge misali sahaya atıldı; bir sıçradı, iki sıçradı, üçüncüde hakem Vincic’in düdüğü kurtardı ama, dördüncüde Kerem Aktürkoğlu’nun müthiş tek vuruş darbesi kaderin önüne geçilemeyeceğini gösterdi.

***

Fenerbahçe’nin duran toplara olan yaklaşımı, uzun süredir bir gizem değil, çıplak bir gerçek. Hücumda harcanan köşe vuruşları, savunmada kabusa dönüşüyor. İptal edilen goller bile bu çıplak gerçeği perdeleyemedi: Sarı-lacivertlilerin yan toplarda titreyen dizleri, rakibin cesaretini besledi.

***

Semedo’nun talihsiz sakatlığı kadar, Amrabat’ın erken sarısı da oyundaki çatlağı genişletti. Amrabat’ın sertliğini kaybetmesi, Fred’in gölgeler arasına karışması, Szymanski’nin her topu tüketmesi… Hepsi birleşince orta saha bir kez daha yol geçen hanına döndü. Talisca ve En Nesyri’ye atılan 40-50 metrelik uzun paslar, boşlukta kaybolan roketler gibi havada dağıldı. Dönen topları kimse toplayamadı; çünkü ortada toplayacak bir güç yoktu.

**

İkinci yarıda İsmail’in oyuna girmesi savunmaya biraz sertlik kattı belki. Ama üretmek, oyunu rakip sahaya taşımak? Yoktu. Son yarım saatte yapılan Duran ve Oğuz hamleleri, önde çoğalmaktan başka bir şey değildi. Fakat oyun kurulmadıkça, sayının hiçbir önemi kalmaz. On forvetle bile oynasan fark etmez. Nitekim, 25 dakika sahada kalan Duran, sadece 3 kez topa değebildi.

Ve en büyük soru: Hiçbir katkısı olmayan, 19 top kaybı yapan Szymanski’nin sahada kalıp, İrfan Can’ın kenarda çürümesi… Hangi mantığın ürünüydü? Oğuz’un ortasında En Nesyri’nin direkten dönen kafası ise maçın kaderini mühürledi. İlk yarıda Fenerbahçe’ye bütün cömertliğini gösteren şans, burda evde yoktu.

***

Benfica’ya karşı ilk maçta 10 kişi rakibe karşı bile taktiksel korkaklık, ikinci maçta tek bir isabetli şut bile atamadan biten 90 dakika… Mourinho’nun zihniyetinin sınırları burada açığa çıktı. Bu kafayla başarı yalnızca bir hayal. Ama suç sadece Mourinho’da mı? Elbette değil. Yönetimin transfer konusundaki plansızlığı, bu başarısızlığın önünü açtı. Ama bu takım, 90 dakikayı isabetli şut çekemeden tamamlayacak kadar da biçare olmamalı.

***

Uçağını Portekiz’e gönderip getiremediğin Kerem, seni evinde golüyle cezalandırıyorsa, bu artık sadece bir maçın değil, bir dönemin hikayesi. Ali Koç yönetiminin yedinci yılında yazılan bu satır, aslında başlı başına bir romanın son cümlesi gibi.

Oscar Wilde’ın dediği gibi: “Herkes öldürür sevdiğini…”

Fenerbahçe dün gece, en çok sevdiği şeyi, umutlarını kendi elleriyle öldürdü.