Bir zamanlar İngiltere'de derlerdi ki: "Futbol basit bir oyundur, yirmi iki adam topun peşinde koşar, sonunda Almanlar kazanır."
Gary Lineker'in bu ölümsüz cümlesini bugün yazsaydı, herhalde şöyle bitirirdi: "...sonunda FIFA kazanır."
Çünkü artık sahada kimin kazandığının pek önemi kalmadı. Kasada kimin oturduğu belli.
Pazar günü New York'ta bir Dünya Kupası finali oynanacak. Daha doğrusu, iki konser arasına sıkıştırılmış bir futbol maçı izleyeceğiz.
Devre arası uzatılıyor, Shakira, Madonna, Justin Bieber ve BTS sahne alacakmış. Dahası da yoldaymış. 15 dakikalık o kutsal mola... Oyuncunun nefeslendiği, teknik adamın taktik tahtasına sarıldığı, izleyenlerin çayını yudumladığı o ara. Artık bir müzik festivalinin gölgesinde.
Futbolun yöneticilerine milyarlar akıtan bir darphaneden bahsediyoruz. FIFA Başkanı Infantino için futbol bir tutku değil, hammadde.
♦♦♦♦♦
Karşı tarafı da dinleyelim. Adil olmak lazım.
"Futbol değişmeli" diyenler haksız mı? Değil. Yeniliğe düşman değilim. Ama burada ince bir çizgi duruyor. Kural değişikliği oyunu iyileştirmek içindir. Devre arası konseri ise oyunu süslemek için değil, gölgelemek için var.
Aradaki fark, ilacın dozuyla zehrin dozu arasındaki fark kadar hayati. Su molası denen icat, futbolcu sağlığı için zorunluymuş gibi gelen, gerçekteyse reklam kuşağına açılan kapıdan başka bir şey olmayan uygulama.
♦♦♦♦♦
Mesele sanatçı değil, sofra düzeni. Futbolun sosu, gösterişin şekeri. İkisi bir arada, midemi kaldırıyor.
Bir de işin oyuncu boyutu var ki asıl skandal orada gizli. Bir final, kariyerin zirvesidir. Adrenalin, konsantrasyon, ritim üzerine kuruludur.
15 dakikada soğuyan kaslar bilimsel bir gerçekken, aranın yarım saate uzadığı bir maçta futbolcudan ikinci yarıya aynı yoğunlukla dönmesini beklemek, ocaktan indirdiğiniz çorbanın bir saat sonra da sıcak kalmasını beklemeye benzer.
Super Bowl'da bu sorun yok. Amerikan futbolu zaten kesintiler üzerine kurulu bir oyun, doğası bu. Futbolun doğası ise akıştır. Akışı kesen, oyunu keser.
♦♦♦♦♦
FIFA'nın hedefi Super Bowl'u gölgede bırakmak. Denklemi ters kurmuşlar. Yıllardır Amerikan futbolu soslu bir eğlence programı ve bunu saklamazlar.
Dünya Kupası ise eğlencesi kendinden menkul, saf bir futbol şöleni. Maradona'nın slalomu için konser gerekmedi. Zidane'ın kafası, Iniesta'nın vuruşu, hangi sahne şovundan daha az unutulmazdı?
Futbolun şova ihtiyacı yok. Futbol, şovun ta kendisi.
♦♦♦♦♦
Infantino kupayı Donald Trump'la birlikte takdim edecek. Aynı pozu 2018'de Moskova'da can ciğer dostu Putin'le vermişti, 2022'de Katar Emiri'yle. Ve hiç kuşkum yok, 2034'te Riyad'da, Prens Muhammed bin Selman'ın yanında yine o tanıdık gülümsemeyle objektiflere bakacak.
Kupa değişir, stat değişir, yanındaki otokrat değişir, gülümseme hep aynı kalır. O koltuktan inmesini beklemek ise saflık olur. Malumunuz, klan reisleri seçimle gitmez.
♦♦♦♦
Peki bu gidişat nereye varır? Torunlarımıza "biz maça giderdik" dediğimizde, bize "konserin arasındaki o kısa bölüme mi?" diye soracaklar.
Futbol o gün ölmeyecek, futbol, tribündeki adamın "burada fazlalık benim" hissettiği gün ölecek. Ve o gün, sanıldığından yakın.
Roma'da imparatorlar, halk homurdanmasın diye ekmek dağıtır, sirk kurardı. Infantino sirki kurdu, ışıkları yaktı, yıldızları sahneye dizdi.
Sormak boynumuzun borcu: Peki ekmek nerede? Yani oyun. O eski, terli, çamurlu, doksan dakikalık, bizim oyunumuz, nerede?