Fenerbahçe’de Cenk ve İrfan kadro dışı bırakıldı. Samandıra'da ortalık toz duman. Akıllarda tek soru: Takım nasıl reaksiyon verecek?
Karşında Fatih Karagümrük. Ligin dibine demir atmış, ama futbol oynamaya çalışan bir takım. Kağıt üstünde tehdit yok. Ama futbol, kağıtla oynanmıyor. Marcel Licka, oyunu oynamaya çalışan teknik adamlardan. Sonuç alamıyor olabilir ama niyeti, sahadaki imzası belli. Fakat Fenerbahçe ilk yarıda öyle bir tempo koydu ki, Karagümrük topu çıkaracak delik aradı.
Nene, Talisca, Asensio... Üçünün topu hızlı oynadıkları ilk pozisyonda, Karagümrük savunması afalladı. Nene kendisinden beklenen dar alan yeteneğini sergiledi. Penaltıyı aldı. Talisca topu filelere gönderdi. O dakikadan sonra Fenerbahçe, oyunu bırakmadı. İsmail ve Alvarez, orta sahayı süpürdükçe Karagümrük'e nefes almak zor geldi.
♦♦♦♦♦
O sırada gözlerim Kerem'e takıldı. Karagümrük'ün kademeli savunması, Kerem'den görmeye alışık olduğumuz birebir çalım denemelerini engelledi. Derken... Talisca'nın röntgen gibi pası, Asensio'nun klas bırakışı ve Kerem’in nihayet beklediği o fırsat. Çizgiye indi, çevirdi. Asensio geldiği gibi bitirdi. Top ağlarda, tribünler ayakta. Ama o alıştığımız Fenerbahçe coşkusu yok hâlâ!
Maçtan önce "Savunmaya çekilirsek 3-4 yeriz" diyen Licka, belli ki soyunma odasında gerekli uyarıları yapmış. Çünkü Karagümrük ikinci yarıda kabuk değiştirdi. Serginho’nun füzesiyle gelen golden sonra, Karagümrük öz güvenle yüklendi, Fenerbahçe savunması göz göze gelmemeye başladı.
♦♦♦♦♦
Dakikalar 65’i geçti, 80’e dayandı. Tarık Çetin resmen duvar ördü. Ama yetmedi. Fenerbahçe de pozisyon buldu. Buldu ama bitiremedi. Final pası yanlış, son dokunuş telaşlı. Ayaklar titriyor, zihin bulanık. Tedesco hamle yaptı ama pek işe yaramadı. Çünkü mesele taktik değil. Mesele kafa. Başkan Sadettin Saran’ın dediği gibi, takım mental olarak patinajda.
Kadıköy’de, on binlerin önünde, Fenerbahçe formasıyla sahadasın. Rakibin ligin sonuncusu. Ama bastırıyor, korkutuyor, titretiyor. Bu takımın toplu zihin temizliğine ihtiyacı var. Yönetimin göreve getirdiği psikoloğa, Samandıra'da yatıp kalkan Tedesco'nun yanında bir oda verin derim.
Balkovec kırmızı kart görmüş, Karagümrük bir kişi eksik kalmış. Fenerbahçe hâlâ fişi çekemiyor. Bu, sıradan bir düşüş değil. Üç puan cepte, evet. Ama bu oyuna şampiyonluk yazılır mı? Yazılamaz.
♦♦♦♦♦
Ve işin aslı şu; bu koku tesisin mutfağından değil, yönetim katından geliyor. Çünkü balık baştan kokuyor.
Cumartesi günü, Yüksek Divan Kurulu’nda yaşanan Aziz Yıldırım-Ali Koç gerilimi, Fenerbahçe’nin üstüne kara bir örtü gibi çökmüş durumda. Camianın zirvesindeki bu kavga, tribüne iniyor. Tribünün gerilimi, sahaya sıçrıyor. Sahadaki tedirginlik, tüm camiayı sarıyor.
Ne Aziz Yıldırım 2018’in hesap defterini kapatabiliyor. Ne de Ali Koç 7 yılda yazamadığı başarı hikâyesinin suçunu başkalarına yüklemekten vazgeçiyor. Biri küskünlüğüyle, diğeri öfkesiyle kulübü kendi içinde bir çatışma alanına çevirdi. İkisi de hırs küpü, ama birinin ateşi diğerinin barutuna dokununca Fenerbahçe yanıyor.
Sıkıntının büyüğü kadroda değil. Sıkıntının büyüğü teknik ekipte, psikologda da değil. Mesele bu iki isim arasındaki bitmeyen gerilim.
Fenerbahçe, bu gerilimi sırtında taşırken şampiyonluk hikâyesi yazamaz.