Dört gün önce Lyon'da kendini son damlasına kadar harcamış bir takım vardı ortada. Ama Samsun'a, sanki o maçı hiç oynamamış bir takım geldi.

İlk düdükten itibaren beşinci vitesteydiler. Uçaktan inip stada koşmuş, son anda maça yetişmiş adamların telaşıyla değil, ne istediğini bilen, hesabını yolda yapmış bir takımın soğukkanlılığıyla.

Fransa'da tutan ortaklık Karadeniz'de de tuttu. Oğuz Aydın ile Vedat Muriqi birbirini arıyor, buluyor, buluşunca da kimseye sormuyor.

♦♦♦♦♦

Asıl mesele Oğuz'da.

Oğuz, Alanya günlerini bile özletecek kadar uzaklaşmıştı kendinden. Gençlerbirliği akşamı top ayağında durmuyordu. Adam kendi ayağına yabancı gibi bakıyordu. Aynı çocuk iki maçtır Fenerbahçe'nin hücumunu sırtında taşıyor. Samsunspor'un sağ tarafı doksan dakika boyunca doğrulamadı.

İkinci golde ayakları ritmini bulmuştu. Mourinho'nun "üst seviye oyuncu" sözünü, ancak öz güveni yerine oturduğunda hak ediyor. Futbolun en pahalı malzemesi budur. Satın alınmaz, kiralanmaz, sadece geri gelir.

♦♦♦♦♦

Vedat da geri geldi. Sakatlık yüzünden kampı kaçırmış, ilk haftalarda bunu sahada ödemişti.

O bocalama bir iki maç daha sürseydi, hem kulüp hem oyuncu için tadı kaçan bir sonbahar olurdu. Vedat'ı kurtaran hazırlığı değil, açlığıydı. Üç maç, üç gol, sıfır soru işareti.

♦♦♦♦♦

Samsunspor eksikti, hem de önemli yerlerinden. Yorgun bir rakip için bundan iyi tesadüf olmaz. Ama Fenerbahçe öyle bir oyun kurdu ki, Samsunspor tam kadro çıksaydı akşamı yine böyle bitirirdi. Eksik oynamak başka şeydir, eksik hissetmek başka. Dün gece Samsunspor ikincisini yaşadı.

İsmail Kartal da bir sınavdan çıktı. Gençlerbirliği ve Kadıköy'deki Lyon beraberliği onu ve ekibini tartışmaya açmıştı. İçerde Konyaspor sonrası, Lyon ve Samsunspor deplasmanlarındaki galibiyetler tartışmayı kapattı. Bu üçünün birinde tökezleseydi, Beşiktaş derbisi onun için maç olmaktan çıkar, muhasebeye dönerdi. Hoca hiç değilse bu gece yastığa rahat başını koyar.

♦♦♦♦♦

Ve gecenin karanlık tarafı.

Yasin Kol'u tanımayan kalmadı. Altı sezondur bu ligde düdük çalıyor. Toplasanız altı iyi maç çıkmaz. Yabancı dil meselesini bir kenara bırakıyorum, geçen sezon federasyon başkanının hemşehri kayırmasıyla bütün büyük maçlara musallat edildi. Dün akşam da maçın kaderine karışmak için elinden geleni ardına koymadı. Fenerbahçe'nin iki penaltısını görmedi, Nelson Semedo'nun kırmızısını da örtbas etti.

Yalnız da değildi. VAR odasında Hollanda'nın 2. Lig hakemi Richard Martens ona eşlik etti.

♦♦♦♦♦

Akşamın erken saatinde Eyüpspor-Alanyaspor'u seyredenler, Cihan Aydın'ın yönetimini de gördü. Galatasaray-Göztepe maçındaki Mehmet Türkmen'i de. Yani mesele tek bir isim değil. Sıfırı tükettik.

Yıllardır aynı cümleleri kuruyoruz. Genç nesle sabredelim, kötü niyet yoksa hata olağandır. Bu cümlelerin ömrü doldu. Milyonlarca euro dönen bir ligin hakem kadrosu bu olamaz. Kulüpler Birliği yabancı sınırına harcadığı mesainin yarısını buraya ayırsaydı, bugün başka bir yerde olurduk.

♦♦♦♦♦

Sözü uzatmanın manası yok. Türk hakemler bu futbolun içinden acilen çekilmeli, eğitimli bir kuşak yetişene kadar nitelikli yabancılar düdük çalmalı.

Ama Hollanda ikinci liginden adam getirip milleti yabancı hakeme de düşman etmeyin. Gidin doğru dürüst hakem bulun, insanlar her hafta aynı öfkeyi yeniden yaşamasın.

Bu ligi uzun yıllardır takip eden herkesin hafızasında kötü yönetilmiş bir maç vardır. Eskiden bunlar istisnaydı, anlatılırdı, gülünürdü. Şimdi haftalık program.

Dört gün önce Lyon'da koşan adamlar, Samsun'da yorgunluğu bahane etmedi. Bahanesi olan tek adam sahanın ortasındaydı ve elinde düdük vardı.

Yetti artık, yetti.