Bugün 10 Kasım 2025…
Büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 87’nci yılı.
7 Temmuz 2023’te “Disney dizisine bu raporla bakın başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Arşivi karıştırırken tekrar okudum ve bugünü anlattığını düşündüm.
Okuyalım:
Seçimden bir gün önce.
27 Mayıs 2023’te bir video, sosyal medyada yayınlandı.
AKP, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 10’uncu Yıl Nutku ve Meclis açılış konuşmaları eşliğinde 21 yılda yapılanları gösteren bir video hazırladı. Atatürk’ün konuşmasıyla birlikte, AKP hükümetlerinin altyapı, savunma sanayi, ulaşım yatırımları gibi hizmetlerinden örnekler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gezilerinden, uluslararası toplantılardan ve yabancı liderlerle olan buluşmalarından karelere yer verildi.
Seçimden önce tarikatların desteğini alan iktidar diğer tarafta Atatürk üzerinden “kentlilere” yönelik bir hamle yapıyordu. “Pragmatizm” yani faydacılık üzerinden okunabilecek bir yönelim diye değerlendirenler de oldu, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından yeni oluşan “doktrin” diyenler de…
Daha öncesi de var! Nasıl mı?
Önce kısa bir bilgi.
Carnegie Endowment for International Peace (CEIP ), merkezi Washington DC’de bulunan ve Avrupa, Güney ve Doğu Asya, Orta Doğu ve ABD de faaliyet gösteren düşünce kuruluşu… Andrew Carnegie tarafından, “dünyayı şekillendirme” amacıyla 1910 yılında kuruldu. Carnegie’nin mütevelli heyeti başkanı eski ABD Ticaret Bakanı Penny Pritker… CEIP Başkanı ise, 2021’de CIA Direktörü William J. Burns yerini alan eski yargıç Mariano F. Cuellar. Türkiye’de büyükelçilik yapan Morton Abramowitz gibi isimler CEIP başkanlığı yaptı.
Neden CEIP’i anlattım?
Erdoğan’ın “Kemalizm”i keşfettiği iddiası
London School of Economics’ten (LSE) siyaset bilimi üzerine yüksek lisansı bulunan ve bir yıl öncesine kadar Sabah gazetesi yazarlığı yapan Batu Coşkun CEIP adına 12 Ocak 2023’te rapor yazdı.
Raporun başlığı: “Erdoğan, Kemalizm’i keşfediyor.”
Özetle:
“(…) 2010’lar başında, adını modern Türkiye’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ten alan Kemalizm ideolojisinin modası geçmişti. Ülkenin temeli olduğu iddia edilen ideoloji, modası geçmiş ve bariz bir şekilde liberalizm karşıtı görünüyordu, yalnızca değişen koşullar altında iktidara tutunmak için çaresiz kalan eski siyasi ve ekonomik seçkinlere hitap ediyor gibiydi. İdeolojinin iki direği olan militan laiklik ve zorunlu batılılaşma, Türk toplumuyla derinden çatıştı ve siyasi tarihin devlet şiddeti kokan geçmişinde kaldı.”
“ (…) Erdoğan, Kemalist devletin kutsal ilkelerini, yani silahlı kuvvetlerin özerkliğini azaltarak ve sivil-asker ilişkilerini yeniden şekillendirerek, ‘Kürt Sorunu’nu Kürt isyancılarla müzakereleri öngören bir siyasi süreçle yeniden değerlendirdi ve en önemlisi, dindar kişilerin kamusal alanda görünürlüğünü arttırdı.”
“ (…) Bugün bu eğilimler neredeyse tamamen tersine döndü. Erdoğan, hükümetin Fethullah Gülen’i (FETÖ) suçladığı 2016’daki başarısız darbe girişiminden bu yana Kemalizm’i yeniden keşfediyor. FETÖ yandaşlarının gitmesiyle boşalan devlet kadroları milliyetçi kadrolarla dolduruldu.
“ (…) Ancak Cumhurbaşkanı sadece Kemalizm’i kucaklamakla kalmıyor, aynı zamanda ideolojinin somutlaşmasını da tanımlıyor. Erdoğan tarzında Kemalizm, Türkiye’nin milliyetçileri ve muhafazakârları arasında köprü kurarak toplumun her zamankinden daha geniş bir kesimine hitap ediyor. Siyasetin merkezinin kesinlikle sağa kaydığı bir ülkede bu duyguların doğal bileşenleri var.
“ (…) Yine de Erdoğan ile Kemalistler arasındaki net sınır, dinin kamusal alanda görünürlüğü olmaya devam ediyor. Erdoğan’ın Kemalizm’i, ideolojiyi Türkiye’nin geniş muhafazakâr halkına hitap edecek şekilde yeniden yorumladığı için gerçekten de daha kapsayıcı. Şimdiki versiyonunda Kemalistlerin toplumu dönüştürme emelleri bir kenara bırakılıyor ve ideolojinin devlet otoritesine itaat ilkesi vurgulanıyor.”
Raporun anlamına gelince…
“Altı Ok”u görmeyen rapor
Washington merkezli rapor, Atatürk’ün “Altı Ok”unu görmeyen, sağcı bir “Kemalizm” tanımı yapan, “kamucu-halkçı-laik” çizginin 1940’ların sonlarına doğru terk edildiğini göz ardı eden bir rapor! Odaklandıkları tek konu; devlet kadrolarına kimin hakim olduğu ve bu tespitin üzerinden yaptıkları okuma!
Bugün Disney Plus üzerinden yürüyen “Atatürk” tartışması da aynı paralellikte! Tabii ki dizinin yayınlanmamasına karşı mücadele edilmeli ve tavır alınmalı.
Ancak…
Mehmet Şimşek’in “neoliberal” ekonomi modeliyle, zenginin daha zengin olduğu anlayışla, tarikat-cemaatlerin devlette kadrolaşmasıyla yani “kamucu-halkçı-laik” çizginin karşısında bir duruşla “Atatürkçü” olunmaz!
Hemen hatırlatayım…
1960’larda Türkiye İşçi Partisi’nin lideri Mehmet Ali Aybar bakın Kurtuluş Savaşı ve Atatürk için nasıl bir tespit yapmış:
“… Tam bağımsızlık için dövüşen, emek ilkesine dayalı bir halk devleti. Kurtuluş Savaşı Türkiyesi’nin siyasal, ekonomik, sosyal doktrini bu idi. İdeolojisi Kemalizmdi. Anadolu harekatının ilk günlerinde Batılı düşmanlarımız koymuştu bu adı ona. Onların karşısında bir Bolşevizm vardı bir de Kemalizm. Emperyalistler, Anadolu’da başlayan savaşın bir başka tür savaş, Asya’nın, Afrika’nın boyunduruk altındaki halklarına yol gösteren, ilk ulusal bağımsızlık ayaklanması olduğunu kavramakta gecikmemişlerdir. Tam bağımsızlık için ölüm kalım savaşı… Kemalizm bir sol ideolojisiydi. Mustafa Kemal Paşa’nın ve arkadaşlarının solculuğun bilincinde olup olmamaları önemli değildir. Tuttukları yol, solda olan, sola giden bir yoldu.” (Mehmet Ali Aybar/Türkiye İşçi Partisi Tarihi/İletişim Yayınları/ Sayfa 114)
Alman solunun yaramaz çocuğu!
Evet… Bugün 10 Kasım 2025.
Yazımı bitirirken aklıma geldi!
Alman solunun “yaramaz çocuğu” sosyalist gazeteci-yazar Jurgen Elsasser diyor ki:
“... Ulusal devletleri savunmak klasik sol tavırdır temel olarak. Ancak 68 kuşağı (Batı için), bu sol geleneğe ihanet etmiştir. 68 kuşağı, özellikle Almanya ve Batı Avrupa’da medyaya hakim olduğundan herkes 68 kuşağının asıl solcular olduğunu sanıyor. Sonuçta ulus devletler Fransız Devrimi’yle ortaya çıkmıştır. Önceden derebeyleri ve feodal soylular vardı. Habsburg ve Osmanlı İmparatorluğu çeşitli milliyetlerden oluşuyordu. Ulus devlet, Fransa’da söz konusu soylulara karşı protesto olarak ortaya çıkıyor, eşitliği savunuyor, yani bir sol programdır. Kandan, soydan bağımsız eşit yurttaşlık ilkesi kazanımını getiriyor. Ve bugün küreselleşme kapsamında ulus devletleri yine yıkmaya çalışıyorlar, uluslararası ve küresel para hareketlerini yönlendiren neofeodal soyluların tekrar hükümdar olabilmesi için. İşçi sınıfı, köylüler, memurlar bunlar yine ortaçağdaki gibi alt tabaka, alt insan olacaklar.”