Röportaja geçmeden önce kısa bir iç dökmeyle başlamak istiyorum. Neden olduğunu anlayacaksınız! Özellikle son 25 yılda kutuplaşma medyaya da yansıdı. Mahalleler ikiye bölündü, “iktidar medyası”, “muhalif medya”. Herkes tuttuğu takımın savunucusu oldu. Bu durumun esas nedeni iktidar ve yarattığı düzen! Ancak… İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım. Bizim de suçumuz yok mu? Bizim mahallenin liderlerinin de suçu yok mu? Örneğin… Bir gazeteci, bugün CHP’de yaşananları olduğu gibi anlatmaya kalktığında, iki tarafla da görüşse iki tarafın da tepkisi aynı: “Mutlak butlancı, Kılıçdaroğlu’nun gazetecisi” ya da “Özel’in kayığına binmiş gazeteci” yaftası… Kimse eleştirilemez değil ya da kimse dokunulamaz değil. Bunu unutmadan, gazetecinin mutlaka tarafı olduğunu unutmadan, hakikat peşinde koşmak bu dönemde zor oldu. Bir de medya mahallesinin “kıskançlıkları” var ki; o da ayrı bir yazı konusu ama şunu söylemek istiyorum: Gazeteciler, birbirinin kurdu değildir hatta bir gazeteci bir siyasetçiyi/siyasetçileri arayıp da başka bir gazeteciyi “Neden benimle değil de onunla görüşüyorsun” diyemez. İngiliz şair John Dryden’in dediği gibi: “Kıskançlık ruhun hastalığıdır.” Ya da büyük düşünür Voltaire’nin şu sözü: “İlerleme isteği dehayı beslediği gibi, çekememezlik de yüreği zehirler.” Neyse diyelim ve yine “mahallede” eleştiri oklarından nasibini alan bir siyasetçiyle yaptığım görüşmeye geçelim.
Prof. Hurşit Güneş…
Dışişleri eski Bakanı Turan Güneş’in oğlu, Erdal İnönü’nün danışmanı, CHP Kocaeli Milletvekili, ekonomist ve 50 yıllık CHP’li. Ne dedi SÖZCÜ TV yayınına çıktığında: “Ben CHP’de kalıp mücadele edeceğim. Mutlak butlan kararı yanlıştır.” Sen misin bunu diyen? Hayatını CHP’ye adamış bir siyasetçi “linçten” linç beğenmek zorunda kaldı. Ben de Hurşit Güneş’le konuştum.
BUTLAN KARARI SİYASİDİR
- Neden CHP’de kalınmalı? Sorum buydu ve soru soruyu açtı.
Birincisi ve en önemlisi. Mutlak butlan konusunun altını çizelim: İstinafta verilen kararın amacı nedir? Ortaklaşa amacını kabul ediyoruz, diyoruz ki bu siyasi bir karardır. Bu kararın siyasi bir karar olduğunu şu anda CHP’nin yönetimine mahkeme kararıyla getirilmiş kişiler de kabul ediyorlar. En azından siyasi sonuçları olan bir karardır. Bir hakim bir karar verirken, sadece önündeki yazılı hukuka göre değil sonuçları itibarıyla vereceği kararı da düşünmesi gerekir. Vicdan da budur. Bu kararın ana amacı CHP’yi iki parçaya ayırmak ve içinde karışıklık yaratmaktır.
- Ne yapmak gerekiyor?
CHP’yi iç karışıklıktan koruyup, kararın amacı olan partinin bölünmesine engel olmak gerekiyor. Şu anda CHP hiç bölünmemiş olsaydı, kendi içimizde demokratik süreci çalıştırıyor olabilseydik bundan en mutsuz olacak kişilerin başında Recep Tayyip Erdoğan gelirdi. “Eyvah ben karar aldırttım ama neticeye varamadık. Kendi aralarında anlaştılar, kurultay tarihi belirlediler. Yargıtay’dan konuyu çektiler, normal sürece geçtiler. Ben ne yapacağım.” Bu olmadı. Erdoğan’ın istediği biçimde parti bölünmeye doğru sürükleniyor.
- Ama “bölünme” değil deniyor.
Burada partinin bir konsensüsü yok. Parti tabanın kahir ekseriyeti bölünmeden yana değil.
- Bunu nereden çıkarıyorsunuz?
Anketler var. Paylaşımlarda sundum. Üçte ikisi tek çatı altında olun diyorlar. Netler. Bölünmeli demek kolay bir fikir değil.
TABANIN ÖFKESİNİ ANLAMAK GEREKİYOR
- Öfkeyi anlamak gerekmiyor mu?
Anlamak lazım. Bu öfkeyi bir kenara atamayız. Bu öfke birikmiş bir öfke. Neden? Çünkü; 31 Mart seçimlerinde nihayet CHP birinci çıkınca olası genel seçimde Tayyip Erdoğan’ı yenme imkanı bulunmuşken butlana karşı müthiş bir öfke. Ve bu öfke, kaybettiği kurultaydan bu yana partinin birlik-beraberliği konusunda pozisyon almayan Kemal Kılıçdaroğlu’na yöneldi. Butlanla görevi de alınca daha da perçinlendi. Bunu da anlamamız gerekiyor. Kılıçdaroğlu’na öfke sadece butlanla gelmesi değil, sayın Kılıçdaroğlu Kasım 2023’ten bu yana kaybettiği kurultaydan bu yana CHP etkinliklerinin hemen hemen tamamına gelmedi. Kenarda durdu. Bu parti tabanı tarafından gözlendi. Şimdi bu kararın ardında öfkenin dışavurumunu izliyoruz.
KILIÇDAROĞLU “GİTMEYİN” DEMEDİ
- Baktığımızda Kılıçdaroğlu 21 Mayıs kararının ardından birlik-beraberlik çağrısı yaptı.
Bu parti bölünmeye giderken, “Parti bölünmemelidir, bu arkadaşlar nereye gidiyor? Bu arkadaşları siyasete kazandıran benim. Gelin bu işi nasıl yapacağız” demiş değil. Bu bölünme gözüküyor. CHP’nin yargı kararıyla gelen genel başkanı yaşananlardan rahatsız olduğunu ifade etmiş değil. Bu da çok üzücü. Sorumlulukla bağdaşmıyor.
- Anlaşılan Özgür Özel ve arkadaşları da ayrılık konusunda netler.
Bu da siyasi sorumluk açısından doğru bir duruş değil. Bir siyasi partinin bölünmüşlüğü, -ki bölünecek- bölününce daha güçlü oluruz doğru fikir değildir. Genellikle bölünmeler her iki tarafın da zararına olur. Örneğinei merak ediyorlarsa; DYP-ANAP… Sakın ha bana AK Parti ve DSP’yi örnek vermesinler. AK Parti tamamıyla Fazilet’ten farklıdır. DSP ise “ CHP’yle bağım kalmadı” diyen bir şahsın partisidir. Yani ne DSP’ye ne AK Parti’ye benzetilebilir.
AK PARTİ FAZİLET’İN DEVAMI DEĞİLDİ
- Sonuçta ayrılmak isteyenler “iktidara yürüyoruz” diyor. Bu CHP’yle olmayacağını düşünüyorlar.
AK Partililer şu iddiada bulunmadı: “Biz Fazilet Partililerden daha fazla Fazilet Partiliyiz. Fazilet Partisi başkalarının eline geçti.”
- Özgür Bey böyle mi diyor?
Sayın Özel, “CHP, Erdoğan’ın aparatının eline geçti” diyor. Ayrılmak isteyenler adı CHP olmasa bile, binaları CHP olmasa bile “öz CHP kuracaklarını” söylüyor. Bu başarı getirmez. Bu bölünme başarısızlık getirir. Herkese sorumluluğunu hatırlatmak gerekiyor.

Birlik bütünlük için siyasi mücadele başlatacağım
- Hurşit Güneş üçüncü yolcu mu?
Hayır hayır! Ben CHP’nin birlik bütünlüğünü savunuyorum. Bunun için siyasi mücadeleyi başlatacağımı ifade ediyorum. Üçüncü yol, ne onlar olsun ne onlar olsun demek. Oysa ki ben CHP’deki bütün parçaları tutmaya çalışıyorum.
Mahkeme kararıyla gelmiş yönetim somutlaşmış kurultay kararını almalı
- Kemal Bey ve arkadaşları diyor ki “Biz arınacağız”, Özgür Bey ve arkadaşları da diyor ki “Siz siyasi bir operasyon üzerinden arınma diyorsunuz, iktidarın ekmeğine yağ sürüyorsunuz”. Buradan nasıl bir uzlaşma çıkacak? Ya da çıkabilir?
Arınma meselesi bir siyasi partinin ana hedefi değildir. Bir partinin içinde gerçekten yanlış işlere bulaşmış kişiler varsa bunlar parti içi disiplinin meseleleridir. İkincisi; CHP’de yanlışa bulaşmış olanlar varsa ki yargı kimi kongrelerde bazı delegelerin yanlış işlere bulaştığını gösteriyor. Aldım verdim diyenler var. Bunlar CHP’nin 2027 ya da 2028 seçimleriyle ilgili ana hedefi olamaz. CHP’nin, halkımızın içinde bulunduğu sorunlarla ilgili çözüm üretmek ve bunları topluma sunmak yükümlülüğü var. Birtakım yanlış işler olmuşsa bunlar 4 Kasım kurultayının sonrasında mı oldu? Bunlar çok daha öncelerinde ortaya çıkmışsa bu vebalin altına geçmiş yönetimler de girer. Uzlaşma nasıl olacak? Parti içinde demokratik mekanizmaların yeniden sağlanması ve siyasi meşruiyete sahip bir parti yönetiminin oluşmasıyla sağlanabilir. Olağan kurultayın önü açılmalıdır. Yargıtay’a temyiz başvurusu geri çekilmeli! Mevcut parti yönetimi çekmeli. Bir an önce kurultay takvimi belli olsun ve parti seçilmiş, siyasi meşruiyeti olan bir yönetime kavuşsun. Bu neden yapılmıyor? Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu arasında çözüm basit. Basından okuduk: Murat Emir, 4 Eylül’de yapalım diyor, Kılıçdaroğlu bu kadar kısa zamanda olmaz demiş. Diplomasi bilenler için bu çok önemliydi. Kurultay tarihine kadar gelmiş görüşmeler ama orada yarım kalmış. Herkeste biliyor ki, CHP’nin birlik-beraberliğinin sağlanmasının yegane yöntemi, somutlaşmış bir kurultay takviminin açıklanmasıdır. Takvim olmadan, tedbir yoluyla gelmiş bir yönetim seçimlere de gidemez.
İki parti aynı damardan besleniyor birbirlerini fena halde hırpalarlar
- Olası bir bölünme sonrasında cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Ortak aday çıkarılabilir mi? Nasıl olacak?
Aytunç Bey oralara gelmeyin. Aynı damardan beslenmek üzere mücadelesini sürdüren siyasi partiler ilk önce birbirlerini çitilemeye başlarlar. Birisi diyecek ki, “Orası Erdoğan’ın CHP’sidir”, diğerleri de diyecek ki, “Onlar arınmaktan korkup kaçanların partisidir”. Dolayısıyla iki taraf da birbirini fena halde hırpalayacaktır. Zaman geçtikçe hiç de sanıldığı gibi cumhurbaşkanlığı adaylığında kolaylıkla uzlaşabilineceğini düşünmüyorum. Toplamda iki partinin de oylarının potansiyel oylarının da altında kalacağı unutulmamalıdır. 2002 seçimlerine bakın, DYP-ANAP oyları beraber düşmüştür. 1999’da da aynısı olmuştur. İkisi de aynı damardan besleniyordu. Bugün, iki parti de aynı olacağı için küçük oy alan büyük oy alana zarar verecektir. Birçok ilde sadece tek vekil çıkarıyoruz: Sivas, Amasya, Tokat, Maraş, Erzincan, Diyarbakır, Rize, Artvin… Bölünme halinde vekil çıkaramayabiliriz. Üç dört puan bile olsa vereceği zarar büyük olacak. Herkes aklını başına almalı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaklaştık fikir zaman içinde kaybolacaktır.