Haftanın beş günü sabahın erken saatlerinde kalkıyor.

Darıca’dan trene biniyor, önce Kozyatağı’na.

Oradan da minibüse…

Göztepe, Koşuyolu, Ümraniye pazarlarında.

Haftada beş gün pazarda tezgah açıyor.

82 yaşında.

Bunları yazarken aklıma Sait Faik Abasıyanık geldi.

1952’de basılan “Havuz Başı” adlı kitabında “simit ve çay”a ayırdığı yazısında şu cümleleri kurdu:

“Yalnız simitten, sabahın o leziz, insan icadı yemişinden söz açmalıydım. Ama ne yaparsın, çaya kıyamadım. Simidin yanında, o da ikinci planda kalıyor, ama dostlukları da samimi bir dostluktur. Hiçbir kahvaltı simitle çayın yerini tutamaz... Çayı simitle içtikten sonra, sokağın çamuruna karışır, dişlerimizde hâlâ susam kırıntıları, oradan oraya koşabiliriz. Sokakta yağmur yağar, alnımızdan ter damlar. Dişlerimizde susam tanesi, çayın kokusu hâlâ burnumuzdadır... Sarı bakkal kağıdında yatan bu sarışın şey nedir? Kaşar peyniri midir, kat kat baklava, tel kadayıf mıdır? İşte koparmaya kıyamadığımız yumuşak, taze iki simit. İşte Acem Hasan Efendi’nin ince belli, kırmızı benekli çay fincanı. İşte susamın kırıntıları! Doldurun avucunuza masanın mermerinden elinizin kenarıyla! Atın ağzınıza! Sonra kibrit kutusunun kapağından ufak bir parça koparın! Dişlerinizin arasından susamları ayıklayarak mesut, işinize gidin! Sabahın büyük ziyafeti bitmiştir. Bir cigara yakabiliriz şimdi...”

Neden “simitle” başladım yazıya?

Anlatayım.

ERENKÖY PAZARINI GEZERKEN GÖRDÜM VE KONUŞTUM: Abdullah Amca… 82 yaşında, emekli ve simit satmak zorunda! - Resim : 1

Açlık sınırı: 37 bin 388 lira hâlâ psikolojik okuma yapıyorlar

Fon üzerinden yaşanan soygunu konuşurken önceki gün yürekleri kanatan bir intihar eylemi gerçekleşti.

Emekli polis Ali Şekeroğlu, Ankara’da seyyanen zam talebiyle Anayasa Mahkemesi (AYM) önünde eylem yapan emeklilerin protestosunda beylik tabancasıyla intihar etti. Şekeroğlu’nun sosyal medyada yaptığı son paylaşım dikkat çekti: “Sen yoksan bir kişi eksik olacak. Ben gelmesem ne olacak deme! Birlikten kuvvet doğar. Sen içimizdeki haykırışlarımızı duyuyorsun Allah’ım. Devletimiz ve bizleri yönetenler de duysun.”

Öyle hayattan kopuk, halktan uzak birilerinin “psikolojik okuma” yapmasına gerek yok. Polisin, emekli aylığı yetmedi ve dayanamadı!

Açlık sınırının 37 bin 388 TL, yoksulluk sınırının 121 bin 786 TL, en düşük emekli aylığınınsa 23 bin 552 TL olduğu bir düzende havada uçuşan milyar liralardan bahsediyoruz. Ben de hafta sonuna bir emekli yazısı hazırlamıştım. Daha emekli polis Ali Şekeroğlu’nun intiharı gündemde değildi ve her perşembe sabah saatlerinde gittiğim pazarda uzun zamandır dikkatimi çeken bir simitçi tezgahı vardı.

Gittim yanına…

26 bin lira emekli aylığı kirası 20 bin lira

Üç simit istedim ve 75 lirayı verdikten sonra (Dün simit 25 liradan 30 liraya çıktı) konuşmaya başladık.

Abdullah İzbudak.

Erzurumlu.

Yaşını sorduğumda “Hemen hemen 80’i geçtim” diye yanıt verdi.

Sonra tam yaşını hatırladı ve 1944 doğumlu olduğunu söyledi.

82 yaşında.

30 yıldır simit tezgahı açıyor.

Bağ-Kur’dan emekli.

“Daha önce çiftçiydim Erzurum’da. Kaynım, akrabalardan birini vurdu, ben de şehirden ayrıldım, inşaatlarda çalıştım, fabrikalarda çalıştım uzun zamandır simit satıyorum” dedi.

Peki ne kadar emekli aylığı alıyor?

Yanıtı tabloyu bize anlatıyor:

“Şu an 26 bin lira.”

Hemen sordum:

“Yetiyor mu?”

Burada sesini yükseltti ve “Yokkkk”, “Yetse çalışmam ki” diye bağırdı: “Vallahi çalışmam. Evim kira, 20 bin lira ödüyorum. Darıca’da yaşıyorum her sabah pazarlara gidiyorum.”

Darıca’dan haftanın beş günü sabahın erken saatlerinde kalkıyor, trene biniyor, Kozyatağı’na geliyor oradan da minibüse: “Göztepe’ye, Koşuyolu’na, Ümraniye’ye gidiyorum. Haftada beş gün pazarda tezgah açıyorum. Yedi çocuk, hepsi gitti. (Gülerek) Pazardan pazara kazancım değişiyor.”

Erenköy pazarında satışların kafa kafaya geldiğini, diğer pazarlarda daha fazla kazandığını söylüyor. Sonra diyor: “Geçim olsa asla yapmam bu işi. Çiftçilikte iyiydim, toprak vardı. Benim için çalışmak daha iyi. Evde kaldığımda hastayım. Geçim derdi olmasa gelmem buralara. El ele, baş başa kazanıyorum.”

Sait Faik’in dediği gibi: “Hiçbir kahvaltı, simitle çayın yerini tutamaz... Çayı simitle içtikten sonra, sokağın çamuruna karışır, dişlerimizde hâlâ susam kırıntıları, oradan oraya koşabiliriz.”

Simit yerken aklımda 82 yaşında emekli Abdullah Amca ve haftada beş gün çıktığı pazarlar var.

O zaman ne yapalım: Haydi fon alalım!

ERENKÖY PAZARINI GEZERKEN GÖRDÜM VE KONUŞTUM: Abdullah Amca… 82 yaşında, emekli ve simit satmak zorunda! - Resim : 2