Tarih: 12 Ekim 2012.

TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda bilgisine başvurulan isimlerden birisi de hukuk insanı Turgut Kazan’dı. Kazan, 12 Eylül davaları, Barış Derneği Davası gibi birçok siyasi davada savunma yapan taraftaydı.

Komisyon üyelerinden Selçuk Özdağ sordu:

“Geçenlerde o dönemin mahkeme üyelerinden bir tanesi, yargıçlardan bir tanesi Balyoz davasından sonra, karar verildikten sonra ‘12 Eylül mahkemeleri daha adildi, daha objektifti, daha düzgün yapılmıştı’ diye bir ifadede bulundu. Katılır mısınız?

Turgut Kazan yanıt verdi:

Ahmet Şık ve Nedim Şener tutuklandığında Cumhurbaşkanıyla görüşmeye gitmiştik Çankaya’da. Sayın Abdullah Gül işte bu tabii yeni tutuklama var. E, tabii ister istemez bu konu ile ilgili bir şey konuşulacak. İşte, Sayın Gül dedi ki: “Yargı sürecini beklemek gerek” dedi. En çok dayanamadığım cümle bu cümledir. Ama “Sayın Cumhurbaşkanı, bir şey söylemek istiyorum: 12 Mart ve 12 Eylül askerî darbelerindeki Sıkı yönetim Mahkemelerinin kararları ne kadar adilse, bugünkü Özel Yetkili Mahkemelerin kararları da o kadar adildir, bu gerçekte böyle bilinmelidir” dedim. Sayın Gül inanılmaz bir şey söyledi; dedi ki: “Ben bu maddelerle -250, 251, 252 yani şimdi kaldırılmış olan- mahkeme savcılıkları bu maddelerle yetkilendirmenin demokrasi için sorunlu olacağını düşündüm, gördüm ve bunu çok söyledim ama…” Aynen onun cümlesiyle tekrarlıyorum, “Şimdi ismi lazım değil” dedi. “Devletin bazı kurumlarının yetkilileri ‘Bu böyle olmazsa terörle mücadele edilemeyeceğini’ söyledi, böyle kaldı” dedi. Ben ertesi gün, şimdi bakın, bunu o zamanki Meclis Başkanı, Mehmet Ali Şahin’le konuşmaya gittim, bir tanık olsun diye de Güldal Mumcu’yla birlikte gittim. Çünkü Mehmet Ali –sen bilirsin- benim büro komşum, ben onu çok severim, o da beni çok sever, ben onun Turgut Ağabeyiyim. Dedim ki: “Beni, eşimi, çocuklarımı tanıyorsun. 12 Eylülde ne büyük sorunlar yaşadığımızı, ne korkular yaşadığımızı biliyorsun.” Biliyor çünkü. Ama dedim “Bil ki, bak Mehmet Ali Şahin, şu anda eşime bazı şeyleri söyleyemiyorum.” Bir hukuk davasını üstlenirken -eğer Başbakana karşı açılmışsa- eşimden uzun süre saklıyorum, duyarsa çok korkuyor. Kars’taki heykel davası, ne yapayım? Geliyor şimdi. Hayır, nasıl 12 Eylülde korkuyorum diyemezsem, şimdi de diyemiyorum.” Mehmet Ali Şahin’e söylüyorum. “Heykel davasını Kars’a gidene kadar Deniz’den sakladım” dedim. Şimdi, daha ağır koşullarda yaşıyorsak “Darbe yok, sandıktan çıkıyor” diye şapkamızı mı çıkaracağız? Tekrar ediyorum, Kayacan’a asla katımıyorum. O yargılamaların hiç adaleti yoktur. Ben şöyle diyorum, Ali Sirmen de bir gün dedi ki: “Turgut” dedi bana –o benim müvekkilim, Barış Derneği davasında acılar yaşamış- “Bizimkiler daha iyiydi değil mi?” dedi. “Hop, hop, senin kastını anlıyorum ama yanlış kavram kullanıyorsun, asla iyi sözcüğünü kullanamazsın onlar için. Şöyle diyecektin: ‘Bunlar daha kötü değil mi?’ Evet bunlar daha kötü.”

Dün…

Turgut Kazan’ı aradım. Bana “darbe komisyonundaki” konuşmasını hatırlattı ve bugüne geldi: “143 yolsuzluk iddiası var ve Ekrem İmamoğlu’nun sorgusu yapılıyor. Her bir suçlamayla ilgili sorularınız olacak ve o da yanıtlayacak. Sorgusu yapılacak yani. Ama sen bunu kısıtlıyorsun. Bu nedenden dolayı her dönem daha kötüsünü yaşıyoruz.”

İmamoğlu’nun savunma hattı

Ekrem İmamoğlu: Ben yargılayacağım, yargılayacağım.

Mahkeme Başkanı: Nerede yargılıyorsun? Burası senin yargılayacağın makam değil, sen buraya yargılanmaya geldin.

Ekrem İmamoğlu: İddianameyi yapanları yargılayacağız.

Mahkeme Başkanı: Sen buraya yargılanmaya geldin. Burası senin yargılayacağın makam değil. Biz de senin yargılayacağın makam değil, burada oturuyoruz. Ben seni yargılayacağım, senin hakkında 203’ü uyguladım, salondan dışarı çıkartıyorum. Burası senin bizi yargılayacağın makam değil. Komutanım, alalım dışarıya.

Ekrem İmamoğlu: Çok yazık, çok yazık.

Evet… Önceki gün İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’de bulunan Marmara Ceza İnfaz Kurumu’ndaki 1 No’lu duruşma salonunda görülen davanın duruşmasında yaşananların kısa bir özeti... İmamoğlu’nun “Savunmamı 9 Temmuz’a kadar sınırlayamazsınız” sözleri ve son iki duruşmadan salondan çıkarılması… Tartışmasız, Özgür Özel’in de dediği gibi savunma hakkı kutsaldır ve zaman sınırlaması olamaz. Burada tartışılan diğer konu da İmamoğlu’nun “Ben yargılayacağım” cümlesi oldu.

İmamoğlu tarafı “Hukuk siyasi davanın arkasından geliyor” anlayışında ve başsavcılığın da iktidarın da tam tersi bir hatta.

Fikret İlkiz: Siyasi iddialarla bir iddianame

143 “yolsuzluk” eylemiyle suçlanan Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Fikret İlkiz, 6 Mart’ta Mirgün Cabas’ın konuğuydu.

İlkiz dedi ki:

“İmamoğlu üç ana temelde yargılanıyor. Birincisi; ‘zengin olmak için bunları yaptınız’. İkincisi; “Bunları gücünüzden yararlanarak yaptınız.’ Üçüncüsü de ‘cumhurbaşkanı olmak istediğiniz için önce CHP’yi ele geçirmek istediniz’. Bu eylemlerinize Beylikdüzü’nde başladınız sonra İstanbul’a geldiniz sonra bu paraları toplamak suretiyle CHP’yi ele geçirdiniz sonra cumhurbaşkanı olmak için aday oluyorsunuz sonra cumhurbaşkanı olacaksınız gibi siyasi iddialarla karşı karşıya kaldığınız zaman istediğiniz kadar davanın hukuki olduğunu söyleyin tam tamına siyasi bir davadır.”

İşte Ekrem İmamoğlu da bu hat üzerine kuracağı siyasi savunmasında “yargılayan tarafa” dönüşmek istiyor.