Pazar günü (28 Eylül) telefonuma bir mesaj geldi Ankara koridorlarını yakından takip eden bir isimden:
“Ankara’nın bugün iki gündemi var. Biri uçaktaki gazetecilerin soruları diğeri de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın KAAN açıklaması.”
Gazeteci Faruk Bildirici, uçakta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulacak soruları (gazetecilerin isimlerini de vererek) önceden paylaşmış ve bu durum tartışma yaratmıştı. Aç parantez: (Bu konuda İletişim Başkanlığı hala bir açıklama yapmadı.)
Diğer konu yerli ve milli KAAN uçağı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dedi ki: “Şu anda almayı beklediğimiz F-35 ve KAAN’ın motorları var. ABD Kongresi’nde bekletiliyor ve lisansları durmuş durumda. Onların lisanslarının hayata geçirilmesi ve motorların gelmesi lazım ki KAAN’ların üretimi başlayabilsin. Bizim ABD ile olan ilişkimizde sınırlamaların olması, bizi ister istemez uluslararası sistemde daha farklı arayışların içerisine itecek. (28 Eylül 2025)”
Bu açıklama Ankara’da soğuk duş etkisi yarattı.
Sonuçta kamuoyu “KAAN’ın “yerli” olduğunu biliyordu ve bu cümleler “motorunun ABD tarafından verileceğini” anlatıyordu. Dışişleri kaynaklarıysa, açıklamanın iç kamuoyundan çok dış kamuoyuna yönelik bir mesaj barındırdığını ifade etti ve açıklamanın devamında Bakan Fidan’ın şu cümleleri kurduğunu iletti: “Bizim ABD ile olan ilişkimizde sınırlamaların olması, bizi ister istemez uluslararası sistemde daha farklı arayışların içerisine itecek. Kendi yeteneklerimizi elbette geliştiriyoruz ancak hiçbir ülke, sadece kendi geliştirdikleri ile kendisi için yeterli hale gelemez.” Yani Fidan’a yakın kaynaklar, Fidan’ın ABD’ye seslendiğini, KAAN’ın ilk versiyonlarında kullanılacak F110 motorunun ABD tarafından verilmemesi durumunda Türkiye’nin çaresiz olmadığının altını çizdi.
Türkiye’de durum farklıydı. Herkes “Erdoğan sonrasında kimin geleceği” kavgasının” dışavurumu değerlendirmesi yapıyordu. Hatta, Beyaz Saray önünde NTV temsilcisinin kurduğu ve sosyal medyada yayılan tespitleri, “sonrasının” “algıdan” çok “olguya” dönüştüğünü resmediyordu. Aç parantez: (Beyaz Saray önündeki görüntüler AP tarafından çekildi ve sonrasında servis edildi. Kim çekti? Neden servis edildi?)
Konuyla ilgili Dışişleri Bakanlığı tarafından resmi bir açıklama gelmedi. Bu konuda “sessizlik” olduğu net bir şekilde görüldü.
CHP liderinin KAAN fikri değişti
Ses veren” CHP’nin Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan oldu. Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Demek ki neymiş? KAAN’ın bugünden yarına F-35’in yerini alması olanaksızmış. ABD’de tutulan altı F-35’in bir an önce Türk Hava Kuvvetleri envanterine girmesi zorunluymuş. İki pilotumuz F-35 eğitimi almışken bu sayının artması gerekliymiş” ifadelerini kullandı.
Namık Tan’ın ardından CHP lideri Özgür Özel, TV100’de İsmail Küçükkaya’nın programında konuştu: “Bizim F-16’larımız var, maalesef bunların modernizasyonunu bile yapamadık, Amerika engel oldu. F-35 meselesi Türkiye’nin uğradığı en büyük haksızlık. F-35 meselesinde üstümüze düşeni talimat kabul edeceğiz. KAAN’da Hakan Fidan haklı, maalesef doğru söylüyor, bizdeki bilgi de o. O motorlar gelmezse bu uçaklar uçamaz.”
Bu arada iktidar medyasındaki hava başkaydı ve muhalefetin bu konuyu gündeme getirmesinden rahatsızdı. Yine de Ankara’nın “sessiz” gündemi Fidan’ın KAAN açıklaması ve “Erdoğan sonrası planlarını yapanlar” üzerinden fısıltılardı.
Ancak… Dün CHP lideri Özgür Özel’den farklı bir paylaşım geldi. Özel KAAN’ın önünde CHP heyetiyle çekilmiş bir fotoğrafını X hesabından paylaşarak, şunları kaydetti:
“1973’te başlayan büyük yolculuk, engeller ve zorluklarla dolu ama kritik hedefe ulaşmada Türk mühendisine ve işçisine güvenimiz tam. KAAN’ımız gücünü dışarıdan değil, milletimizden almaktadır. Milli gururumuz KAAN fotoğrafta bizim arkamızda, biz de sonuna kadar KAAN’ın arkasındayız.”
Özel’in bu çıkışının ardından Ankara’da şu soruya yanıt arandı: “Özgür Özel iki farklı açıklama yaptı. Birinci açıklamada Fidan’ı destekledi ikinci açıklamada KAAN’dan yana oldu. Acaba Özgür Özel’in fikri iki günde neden değişti? Ankara’daki dengeleri mi hesapladı?”
Gazze konusunda Dışişleri sessiz kaldı
Bir diğer konu da şu:
Geçen pazartesi akşamı (22.40 gibi) ABD Başkanı Trump ile İsrail Başbakanı Netenyahu Beyaz Saray’da 20 maddelik Gazze Planı’nı duyurdu. Gazze planı konusunda herkes Dışişleri Bakanlığı’ndan bir açıklama bekledi ki kaynaklar aynı gece açıklama yapılacağını söylediler. Ama beklenen açıklama gelmedi. Saat 23.54’te Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: “Gazze’de akan kanın durması ve ateşkesin sağlanması için ABD Başkanı Sayın Trump’ın gösterdiği çabayı ve liderliği takdir ediyorum. Tarafların kabul edeceği adil ve kalıcı bir barışın tesis edilmesi için Türkiye olarak biz de sürece katkı vermeye devam edeceğiz.”
Dışişleri’ndense açıklama yoktu ve son paylaşım çarşamba günü saat 08.56’da yapılmıştı: “Sayın Bakanımızın Suudi Arabistan’da düzenlenecek uluslararası konferansa katılımı hakkında… Sayın Bakanımız, El-Ula şehrinde düzenlenecek uluslararası konferansa katılmak üzere 1 Ekim 20225 tarihinde Suudi Arabistan’ı ziyaret edecektir.”
Aklıma geldi.
Geçen ağustos ayında gazeteci Caner Taşpınar’ın “Sır Küpü/Taht Kavgası Başlıyor (Kırmızı Kedi Yayınevi)” kitabı yayımlanmıştı. Kitap “Hakan Fidan’ın hikayesini” anlatıyor ve bugün yaşanan tartışmaları anlamaya çalışıyordu ve şu tespitle bitiyordu:
“Hakan Fidan, Rusya’da istihbarattan gelen Putin gibi bir modelin Türkiye için çok faydalı olacağını düşünenlerin bir numaralı adayı... Bu taht kavgasından nasıl çıkacak, hep birlikte göreceğiz. AKP içinden de dile getirilen 2027 yılında yapılması muhtemel bir erken seçim var. Önündeki adayları hukuk yoluyla, cezaevi, siyasi yasak yoluyla elemeye çalışan bir Tayyip Erdoğan var. Böyle bir süreçte, ne pahasına olursa olsun, seçimi kazanmayı hedefleyen Erdoğan’ın da veliahtını kendisinin belirlemek isteyeceği gerçeği önümüzde duruyor. Hal böyle olursa, Erdoğan seçildikten sonra görev süresini bitirmeden koltuğunu işaret ettiği, birlikte mitinglere çıktığı veliahtına elleriyle verir mi?”