Yeni yasama yılının ilk grup toplantısı.
MHP lideri Devlet Bahçeli, 7 Ekim’de, “Terörsüz Türkiye” süreciyle ilgili PKK’nın Suriye kolu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilgili yeni bir çağrıda bulundu. Bahçeli, komisyon üyelerinden bir heyetin, Abdullah Öcalan ile yüz yüze görüşmesini önerdi ve “mesajlar ilk ağızdan alınmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır” dedi. MHP Genel Başkanı sözlerine “Ne var ki Suriye’nin kuzey doğusunda tesir alanı bulunan SDG/YPG henüz silah bırakmamış, 27 Şubat İmralı çağrısına riayet etmemiştir” diyerek devam etti ve Öcalan’ın İmralı’nın çağrısının “PKK’nın yanı sıra bölücü terörün tüm bileşenlerini kapsamaktadır. En azından bizim anladığımız böyledir, yorumumuz bu doğrultudadır” dedi. Beklentisini de şu şekilde ifade etti: “PKK’nın kurucu önderliği SDG/YPG’ye direkt aynı mahiyet ve muhtevada bir çağrıda bulunarak, Şam yönetimiyle imzalanan 10 Mart tarihli mutabakata uyulmasını istemelidir.”
Sonrasında…
AKP, MHP ve DEM Parti’den birer üyenin yer aldığı heyet 24 Kasım’da İmralı adasına giderek PKK lideri Abdullah Öcalan’la görüştü.
28 Kasım’da da Öcalan’la yapılan görüşmelerin ayrıntılarını DEM Parti Grup Başkan Vekili Gülistan Koçiyiğit’ten öğrendik. Koçyiğit, “SDG (YPG) silah bırakacak mı bırakmayacak mı?” sorusuna Öcalan’ın verdiği yanıtı şu cümlelerle anlattı: ‘Silah bırakacak mı?’ Buna evet ya da hayır deyin gibi bir yaklaşımla ele alınıyor. Oysa ki Öcalan bu meseleyi biraz uzun ve detaylı olarak ele aldı. Demokratikleşme, olmazsa Şara’nın neye dönüşeceğini ifade etti. Silah bırakma başlığı açısından şunu söyledi; 10 Mart mutabakatını önemsediğini ve uygulanması gerektiğini söyledi. Suriye konusundaki tutumunun çok yapıcı olduğunu ifade etmem gerekir. Oradaki sorunların diyalogla aşılabileceğine inanıyor Öcalan. Ve kendisinin de bu konuda çok etkili olacağını da açık ve net bir şekilde söyledi. Zaten bu soru kendisine de sorulduğunda ‘Evet, oradakiler de beni dinlerler’ dedi… Ama bunun için tabii ki ‘koşulların oluşması gerektiğinin’ altını çizdi. Sonuçta koşullar oluşursa, diyalog zeminleri gelişirse, görüşebilirse birçok sorunu aşabileceğini, birçok sorunun çözülmesine katkı sunabileceğini özel olarak ifade etti.”
Buradan anladığımız; Öcalan açık bir şekilde SDG’ye silah bırakma çağrısı yapmamış. “Koşulların oluşması gerektiğinin” altını çizmiş.
DEM ve Öcalan’a yakın çevreyle yaptığım görüşmelerde de yapılan değerlendirmeler şu şekilde:
“Suriye’de şu anda bir devlet yok. Devlet olmaya çalışan bir Şara hükümeti var. Ancak yasaların çıkması lazım. Anayasa’da bir Kürt varlığının kabul edilmesi gerekiyor. Suriye’de hala bir IŞİD gerçeği var ve savunmasız kalamayız. Bir de Amerika’nın yani koalisyon güçlerinin o bölgeden (Suriye-Irak hattı) şu anda çıkmaması lazım. Bu nedenlerden dolayı SDG’ye bugün silah bırak demek doğru değil.”
Arap aşiretlerine giden mektup
Görüştüğüm önemli bir isim de Öcalan’ın 28 Temmuz’da Suriye’deki Arap aşiretlere gönderdiği mesajın içeriğine dikkatlice bakmamı söyledi. Öcalan o mesajında aşiretlere dedi ki: “Kardeşlik ve demokratik ulus temelinde bakış açıları oluşturduk. Tüm insanlar eşit, özgür olmalı, birlikte yaşamalı ve kendi kendilerini yönetmelidir. Eşitlik ve adalet bu temelde inşa edilmelidir. Kürtler ve Araplar birlikte yaşamalıdır. Bu aynı zamanda SDG’ye desteğinize de bağlıdır. SDG’ye desteğiniz büyük önem ve anlam taşımaktadır.”
Yine “Terörsüz Türkiye” sürecini yakından takip eden gazeteci Ruşen Çakır’ın 6 Ağustos günlü bir haberini de aktarmakta fayda var. Çakır, 5-7 Mayıs’taki PKK Kongresi öncesi Öcalan’ın bir SDG yöneticisine şu cümleleri kurduğunu yazmıştı:
“Yaptığım çağrı önemlidir ve daha da açayım. Biz tüm sözlerimizi ifade ettik. Yeni dönem çok önemlidir. Yeni dönem demokrasi dönemidir. Yeni dönemde devlet yoktur. Devlet istemiyoruz. Demokratik Suriye birliğini savunuyoruz. PYD’nin yaptığımız çağrı esasları çerçevesinde yerel demokraside kendini büyütmesi daha önemlidir. Buna ne bir başkası ne de Ahmed eş-Şara yönetimi karşı durabilir. Suriye tarafını Ahmed eş-Şara yönetimi temsil etmektir. Ahmed eş-Şara da yeni programımızı anlayacaktır. Bu çerçevede anayasa yapılmalıdır. Ülke demokratikleşirse silah sorun olmaktan çıkacaktır. Demokrasi inşa edildiğinde zaten silahlar devre dışı kalacaktır. Silah düşmanlıktır. Silah ortadan kalktığında düşmanlık da ortadan kalkacaktır. İçerde kendi müdafaanızı sağlayın. Dış gümrük sınırları devlete bağlı olmalıdır.”
Suriye laboratuvarı süreci belirleyecek
SONUÇ: Suriye sahası “Terörsüz Türkiye” sürecinde bir laboratuvar. Oradan çıkacak sonuç ya da sonuçlar süreci yakından ilgilendiriyor. Bu arada şunu da unutmamak gerekiyor. Öcalan’ın kendisine gelen komisyona kurduğu şu cümleleri Gülistan Koçyiğit aktarmıştı: “İsrail’in Ortadoğu’da yapmak istediğine dair belli vurguları oldu. Özellikle Abraham Anlaşmaları üzerinden nasıl Ortadoğu’yu dizayn etmek istediklerini, nasıl bölgesel bir güç olmak istediklerini anlattı. İsrail’in bir Kürt gücüne yaslanarak bundan sonra var olmak istediğini ifade etti. Bu anlamıyla bütün bölgesel gelişmeleri iyi okumak gerektiğine dair bir değerlendirmesi oldu ve tarihsel akış içerisinde Kürtlerin üzerine sürekli hesap yapan birçok gücün olduğunu da ekledi.”