Yola çıktık.
Davayı yakından takip eden gazeteci dostum Hilmi Hacaloğlu ve Ergenekon-Balyoz kumpaslarından 4 yıl hapis yatmış emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok’la birlikte Silivri’ye doğru sohbete koyulduk.
CHP, yeni parti, Silivri, Deniz Göktaş… Türkiye’de gündem bitmiyordu ve biz de bitmeyen gündemin içinde her gün bir yolculuğa çıkıyorduk.
Geçen hafta yazmıştım (27 Haziran 2026)…
Ekrem İmamoğlu’nun siyasi danışmanı ve tutuklu yargılanan Necati Özkan’ın bana yolladığı mektup:
Sevgili Aytunç Bey.
Silivri’deki hücremde hemen her akşam sizi farklı televizyon kanallarında izliyorum. Sorumlu, kıdemli ve bağımsız bir gazeteci olarak gelişmeleri değerlendiriyorsunuz. Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu bu alacakaranlık döneminde, içeride, dışarıda hepimiz için pusulalara ihtiyaç var. Siz de bunu yapıyorsunuz.
Sizden ricam önümüzdeki hafta İBB duruşmasına ve sonraki hafta casusluk duruşmasını bizzat izlemeniz ve hakikatin sözcüsü olmak adına o duruşmalarda şahit olacaklarınızı da paylaşmanız. Çünkü, hakikat bizzat tanık olunduğunda daha net görülebiliyor ve etkili olabiliyor. Bu vesileyle size ve tüm Nefes ekibine başarılar diliyorum. Selam ve sevgiler.
Necati Özkan bana ağır bir görev vermişti bir bakıma: Sorumlu, kıdemli ve bağımsız bir gazeteci olarak gelin davayı izleyin. Aklıma Nazım Hikmet’in cezaevinden yazdıkları geldi: “Kocaman bir demir kapı vardı, [üzerinde] gözetleme delikleri vardı. Dayım orada bizi beklerdi. Oradan böyle bakardı. Gözlerini hatırlıyorum. İki tane mavi göz.”
Ramazan’ın sağ yumruğu
Mahkeme salonuna girdiğimde gözüm izleyiciler arasındaydı.
Bir anne…
Nöbetinden vazgeçmiyor.
Beylikdüzü eski Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın annesi Gülümser Çalık yine koltuğundaydı. Hüzünlü ama başı dik ve oğlunun yanında. Oğlunun ağzında belki de Ahmet Erhan’ın şiiri:
“Anne ben geldim, üstüm başım/Uzak yolların tozlarıyla perişan/Çoktan paralandı ördüğün kazak/Üzerinde yeşil nakışlar olan/Anne ben geldim, yoruldum artık…”
Bir tarafta “baba” sesleri kulaklarımda…
Tünelden çıkanlar da dönüyor ve öpücük yolluyor o sese/seslere. İnan Güney’in kızının gözleri ve dudakları hep babasının üzerinde… O sırada Ramazan Gülten’in sağ yumruğunu kaldırdığını görüyorum ve yüzünde 32 dişiyle gülümseme. İki gün boyunca ifade vermiş, savunmasını yapmış Murat Ongun yaramaz çocuk gibi ona buna sataşıyor, gülüyor. Göz göze geldik, selamlaştık.
Ve Necati Özkan. “Casuslukla” suçlanan Özkan uzaktan elini kaldırdı ve teşekkür etti yazım için; ne demek cezaevindekinin mektubu olmak kadar doğalı yok! Bütün suçlamalar bir yana, dosya, iddialar bir yana, insanız ve insan kalmaya çalışacağız. Sonra elini kalbinin üzerine koydu, selam verdi ve sırasına oturdu.
Ekrem İmamoğlu geldi, herkesi selamladı, basın mensuplarına döndü ve “Hoş geldiniz” dedi. Yapacak bir şey yok. Evin yaşadığın yerdir!
“9 Temmuz’da milli seferberlik mi ilan edilecek?”
İlk sözü İmamoğlu aldı…
9 Temmuz vurgusu yaptı:
“Önce şunu belirtmek isterim ki bulunduğumuz bu dava hem Türkiye’nin hem de dünyanın ne yazık ki ilgisini çeken, hem Türkiye hem de milletimiz adına çok da itibarlı olmayan bir zaman dilimini önümüze koyan bir davadır. Önemi yüksektir. Tabii dün itibarıyla Murat Bey savunmasını bitirdi. Avukatı Rahşan Hanım savunmasına başladı. Siz de bunun bugün bitmesi gerektiğini ifade ettiniz. 9’uyla ilgili ben duymadım ama arkadaşlarımın ifadesine göre böyle bir son tarih şeklinde bir beyanınız olmuş.
9 Temmuz imkansız gözüküyor. Ben şöyle bakıyorum; önümüzdeki cumayı da katarsanız ve ondan sonraki benim buradaki savunmam var. Yani 9’u, 10’u, pazartesi ve salı… 15 Temmuz yıl dönümü nedeniyle tatil olduğu için bir önceki gün de toparlanabilir gibi gözüküyor. Bu da gerçekten hassas ve titiz bir çalışmayla, örneğin benim üç avukatımın savunmasını tek güne sığdırarak mümkün olabilir gibi gözüküyor. O bakımdan şunu ifade edelim, bunu da bilmenizi isterim. Ben örneğin dün benimle ilgili bir dava vardı. O davaya bile hafta sonu Ankara’dan gelen avukatımla dört-beş saat çalıştım. Pazartesi iki davam daha var, örnek veriyorum. Sonraki hafta da bir davam daha var. Neredeyse 17 davayla mücadele ediyoruz. Şu anda bunun 9 Temmuz’da bitmesi imkânsız gözüküyor. Bu konudaki kararlılığınız nedir? Burada nasıl bir süreç yönetilecek, bunu duymak isteriz. Eğer bunu sükûnetle ve çok özenli bir şekilde toparlayabilirsek güzel bir sonuç oluştururuz diye düşünüyorum Sayın Başkan.”
Mahkeme başkanı, İmamoğlu’nun konuşması üzerine şöyle cevap verdi:
“Evet, biz dün heyet olarak değerlendirme yaptık. Normal yargılama düzeninde savunmalar devam edecek. Bugün de toparlanacak. O anlamda savunmanın içeriğine müdahale etmeyeceğiz. Sorgu sırasını da değiştirmeyeceğiz. Normal sorgu sırasıyla devam edeceğiz. Siteden sonra Tuncay Yılmaz’a geçeceğiz. Tuncay Yılmaz’ın savunmasını alacağız. Sonrasında Ekrem Bey’le devam edeceğiz. 9’una kadar da biz bu işi tamamlayacağız. Yetişip yetişmemesiyle ilgili bir durum yok. Biz 9’una kadar tamamlayacağız.”
Bu sırada İmamoğlu şu çarpıcı cümleyi kurdu: “9 Temmuz neden? O gün milli seferberlik mi ilan edilecek? Kıyamet mi kopacak? Daha önce sizinle anlaşmıştım ben en son savunmamı yapacağım. Sonuçta iddianameye göre Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü davası bu. Ama bu karar neden değişti?”
Bu tartışmanın ardından Ekrem İmamoğlu salondan çıkarıldı, mahkemeye ara verildi ve ardından avukatlar salona girmeme kararı aldı.
Soru şu: Neden 9 Temmuz?