ANALİZ

Vallahi ne yalan söyleyeyim ilk duyduğumda inanmamıştım, “yine biri yapay zekâ ile oyun oynamış” diye düşündüm.

Meğer gerçekmiş.

“Olacak iş mi” dedim “Kimin aklına gelir böyle bir şey, görgüsüzlük mü desem, işgüzarlık mı desem, ne desem?”

NATO zirvesine katılan hükümet ve devlet başkanlarına mermileriyle birlikte revolver tipi tabanca hediye edilmiş.

Revolver denince tabii insanın aklına hemen efsane Colt markası geliyor.

Rovelver’in mucidi Amerikalı Samuel Colt bu tabancanın patentini 1836’da aldı.

Revolver bizdeki adıyla altıpatlar ya da toplu tabanca diye biliniyor.

Ortadaki genelde 6 mermi alan yuvarlak hazneye tek tek mermiler konuyor, tetik çekildikçe bu hazne dönüyor ve yeni mermi tetiğin önüne geliyor.

Bu tabancalar Türkiye’de de üretiliyor, hediye edilen Revolver’ler, Gümüşay markası adı altında piyasaya sürülmüş.

Şimdi bu habere önce neden inanmadığıma gelelim.

Yahu hükümet ve devlet başkanlarına silah hediye etmek de nedir?

Türkiye’nin “silah sanayinde geldiği nokta” gösterilmek isteniyorsa kimse bundan etkilenmez çünkü Revolver tipi tabanca en eski ateşli silahlardan biri olmanın ötesinde bir özellik taşımıyor.

Yani işin övünülecek bir tarafı yok, bilinmeyen bir şeyi icat etmiş değiliz.

Ama sonra düşündüm?

Bu tür tabanca adam vurmak dışında nerede kullanılıyor?

Rus ruletinde.

Nedir Rus ruleti?

İki kişi karşılıklı oturuyor.

Revolver yani altıpatların içine tek mermi koyuyorsunuz, sonra ortadaki mermi haznesini hızla çeviriyorsunuz.

Böylelikle o tek merminin tetik hizasında olup olmadığını bilmiyorsunuz.

Sonra silahı şakağınıza dayıyorsunuz ve tetiği çekiyorsunuz.

Mermi ilk haznede ise ölüyorsunuz.

Yok mermi hizada değilse kurtuluyorsunuz, sıra karşınızdakine geliyor.

Bu kez o tetiği çekiyor.

Sonuçta ölmeyen kazanıyor.

Acaba bu hediye için aklı Trump mı verdi?

Şunu mu demek istedi: “Bu Avrupalılar biz olmasak başlarına geleceği bilmiyor. Adeta Rus Ruleti oynuyorlar. Tayyip’ciğim şunlara birer toplu tabanca hediye et, Rus ruleti oynadıklarını ima et, belki o zaman akılları başlarına gelir.”

Yanlış mı?

KOMİK

Neymiş savaşa girmeyecekmiş

Türkiye’ye NATO zirvesi için gelen Trump İran savaşı konusunda Erdoğan için aynen şu cümleyi söylemişti:

“Ama savaşa girmedi. İstiyordu, eğer ben olmasaydım girerdi ve diğer tarafta yer alırdı. Her ne kadar diğer tarafı da sevdiğini düşünmesem de.”

Nedense bu kadar önemli bir açıklama yankı yaratmadı, gazeteci denilen kişiler basın toplantılarında bunu ne Erdoğan’a ne de Trump’a sordular.

Ama konu kamuoyunda yankı yaptı elbette.

Sonunda yandaş medya üzerinden zorunlu açıklama yaptırdılar.

Neymiş; savaşın ilk günlerinde Amerika bazı Kürt gruplarına silah vermişti, buna göre Kürtler İran’da karışıklık yaratacaktı.

Ama Erdoğan bunun çok tehlikeli bir oyun olduğuna işaret ederek Trump’a “Biz buna izin veremeyiz” demiş.

Trump da Erdoğan’ın restinden korkarak Kürtlere desteği kesmiş.

“Savaşa girecekti, ben durdurdum” demesinin nedeni buymuş.

ÇOK GÜLDÜM

Pazar için iki fıkra var

Pazar günlerinin neşesi Yıldırım Tuna iki fıkra göndermiş.

Birlikte okuyalım;

Hazırlık

Mareşalin ziyaret edeceği haberi gelir gelmez tümende müthiş bir hazırlık başlamış. Hurdaya çıkmak üzere olan kamyonlar yeni araç fotoğraflı panolarla gizlenmiş, yarı yıkık depo binaları aynı tip panolarla son model tank görüntüleri ile kapatılmış, tümen girişine bir sıra ağaç yerleştirilmiş, hazırlıklar kontrol edilirken ağacın biri tam komutanın önünde zıplamaya başlamış.

“Askeeer! Ne yapıyorsun? Mareşalin konvoyu gelmek üzere!” diye gürlemiş komutan.

“Efendim. Omuzuma defalarca kuş pisledi, kımıldamadım. Kulağıma arı girdi kıpırdamadım. Ama biraz önce pantolonumun paçasından iki sincap girdi, biri diğerine şunu şimdi yiyelim, diğerini sonraya bırakırız dediğinde mecburen sıçradım.”

Denetim

Kolunun altına kıstırdığı iri bir metal şişesiyle adam at arabasıyla giderken polis bunu durdurmuş.

“Bu ne?” demiş, “Alkol mü? Sarhoşken at arabası bile kullanılmayacağını bilmiyor musun?”

“O portakaldan çıkan su?” diye cevap vermiş adam, polis inanmamış, kapmış şişeyi adamdan, büyük bir yudum almış, tadını hissedince yüzü buruşmuş, “Ama bu iğrenç bir şey” demiş yutarken, “Portakalla falan alakası yok, kokusu tanıdığım bi şey.. Ama alkol de değil, tamam. Gidebilirsin!”

“Teşekkür ederim” demiş adam, metal şişenin ağzını kapamış, dizginleri de toparlamış, “Hadi Portakal” demiş, “Gidiyoruz kızım!”