ANALİZ
Son yıllarda maddi olarak çok güçlenen, yeni tesisler kazanan, diğer branşlarda üstün başarılar kazanan Fenerbahçe futbolda bir türlü şampiyon olamamanın hüznü ile yeni başkanını seçmek üzere kongreye gidiyor.
Saadettin Saran’ın aday olmayacağını açıklamasından sonra ortaya üç aday çıkmıştı.
Kısa bir dönem Fenerbahçe’ye başkanlık yapmış olan Mehmet Ali Aydınlar, Barış Göktürk ve Hakan Safi aday olduklarını açıkladılar.
Ancak gözler Aziz Yıldırım’daydı.
Efsane başkan Yıldırım ise düne kadar adaylık konusunda renk vermemişti.
Başkanlık adaylarından Mehmet Ali Aydınlar “güçlü bir yönetim kurulu kurmakta zorluk çektiğini” belirterek adaylıktan çekildi.
Aynı anda Aziz Yıldırım da başkanlık için aday olduğunu açıkladı ve diğer iki adaya ortak hareket çağrısı yaptı.
Peki Aziz Yıldırım’ın aday olması durumu değiştirir mi?
Şimdi bütün Fenerbahçelilerin merakı bu.
Hafta sonunda tesadüfen Fenerbahçelilerin “bu durumu” konuştuğu bir görüşmeye dahil oldum.
Fenerbahçe’nin temel direklerinden bir eski futbolcu desteğinin hayli kalabalık arkadaş grubuyla birlikte Hakan Safi’ye olduğunu söyledi.
Gruptan birinin “Aziz Yıldırım’ın aday olmayacağını söylüyor ama bana göre son anda aday olur” demesi üzerine eski futbolcu “İşte o zaman yandık” dedi.
Sonra devam etti “Eğer Aziz bey de aday olursa ne yapacağımı bilemiyorum, çünkü Hakan Safi’ye söz verdim ama Aziz başkana da karşı çıkamam ki.”
Tam o sırada yine Fenerbahçe’nin köklü isimlerinden biri “Valla bana göre en güzeli Aziz Bey başkan olsun, Hakan Safi de başkan vekili olur. Zaten bu kongrede başkan bir yıl için seçilecek, Aziz Bey bir yıl içinde kulübü toparlar bir yıl sonra da Hakan Safi başkan olur” deyince herkesin yüzü güldü.
Bana göre de en güzeli bu.
Her şeyin karmakarışık olduğu bir dönemde Fenerbahçe’nin bu kongreden alnı ak başı dik çıkması gerek.
Hem böyle bir birliktelik “butlan” laflarının çok konuşulduğu CHP için de ciddi bir örnek ve uyarı da olur.
Bİ SOR BAKALIM
Perhiz ve lahana turşusu
İktidar döviz sıkıntısına çare bulmak için “yine ve yeniden” bir varlık barışı yapma kararı aldı.
Varlık barışı denilen şey “Türkiye’den kaçırılmış ya da haksız biçimde elde edilmiş paraların Türkiye’ye getirilmesinden” başka bir şey değil.
Çıkması beklenen yeni kanuna göre “Yurt dışında bulunan para, altın, döviz ve diğer menkul kıymetlerini 31 Temmuz 2027’ye kadar Türkiye’ye getirenler, bu varlıklar üzerinden herhangi bir vergi incelemesi veya tarhiyatı ile karşılaşmayacaklar.”
Yine bu kanuna göre Türkiye’ye yeni yerleşen ve son üç yılda Türkiye’de vergi mükellefiyeti bulunmayanlar, getirdikleri varlıklar sayesinde 20 yıl boyunca gelir vergisinden muaf tutulacaklardır.
Yeni kanun bununla da yetinmeyecek ve yurt içinde bulunan ancak kayıt altında olmayan varlıklar da beyan edilmesi halinde “legal” hale getirilecek ancak yüzde 3 vergi alınacak.
Kanunu “şirin göstermek” için bir de madde ekliyorlar.
Neymiş kaçırılan ya da saklanan paraları getirenler “bunun yatırım amaçlı kullanılacağı” sözü vereceklermiş. Yok yatırım yapmak yerine parayı çekmeye kalkarsa o zaman kademeli vergi uygulanacakmış.
Şimdi şu işe bakın, bu iktidar gri listeden çıkabilmek için bir yığın “kara para operasyonu” yaptı mallara el koydu.
Şimdi yakalayamadıklarına “Getir paranı valla billa dokunmayacağım, hesap sormayacağım” diyor.
GÜNÜN SÖZÜ:
İktidar Mevlana’ya dönmüş...
“Ne olursan gel/getir”
İster kara, ister kirli para olsun... Bana ne gri listeden?..
Legal para gelmeyince...
Tek yol kaldı...
O da varlık barışı...
Varlık barışı kimin için?..
Ahmet ÜSTÜN
BUNU YAZMAK GEREK
Hukukla terbiye etmek
Eskiden siyasetçiler aralarında bir tartışma çıktığında ve konu biraz sertleştiğinde “bunun hesabını sorarız” denirdi.
Şimdi “hukuken” kelimesi ekleniyor.
Çünkü hukuki süreç çok daha etkili bir intikam aracı haline geldi
İktidar sahiplerinden “hukuken hesap sorulacak” sözünü duyduğumuz anda şunu anlıyoruz.
“Bir gün sabahın köründe evinden alınırsın, 4 gün emniyette sorgulanırsın. Sonra tutuklanırsın. Hapisten çıkman ise aylar sürer.”
“Hesabını sorarız” demekten çok daha etkili değil mi bu yöntem?