ANALİZ

Sonunda İmamoğlu iddianamesi açıklandı.

Binlerce sayfadan oluşuyor, 142 ayrı suçlama var, İmamoğlu için 2 bin küsur yıl hapis isteniyor.

Sayfa çok, ifade çok, fotoğraf çok ama içeriği ne kadar güçlü?

Bu kadar uzun bir iddianameyi bir çırpıda okumak, detayları görmek mümkün değil.

Anladığım kadarıyla bazı gazeteciler “sayfa paylaşarak” iddianameyi didiklemişler, buradan çıkan notlara göre sanıldığı gibi “dehşetengiz” kanıtlar yok, “duydum, tahmin ediyorum, düşünüyorum” fiilleriyle biten ifadeler var.

CHP yönetimi doğal olarak “içi boş iddianame” tanımı yaptı.

İçi boş olabilir ama çok açık yazayım, bu iddianamenin hukuki değil siyasi olduğunu düşündüğümden kendimi niyete bakmak zorunda hissediyorum.

Çünkü bu iddianamenin asıl niyeti CHP’yi olabildiğince kirletmek ve başta İmamoğlu olmak üzere birçok yöneticiyi uzun süre hapiste tutmak.

Bu nedenle olayın hukuksuzluk bölümü usta hukukçulara bırakılmalı CHP olayın siyasi amacını ortaya koyabilmek için stratejiler oluşturmalı.

Şurası bana göre belli ki iktidar bir seçimle işbaşından gitmeden bu dava asla bitmez.

O halde muhalefetin tek hedefi ülkeyi en kısa sürede seçime götürecek politikalar üretmek olmalıdır.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Bunlar kafayı mı yediler?

Yandaş medyanın bazı isimlerinde olağanüstü bir “özgüven” ve “kibir var.

Kendilerini “her şeyi bilen” zannediyorlar, olmadık açıklamalar yapıyorlar, iktidar kanadı da bunlara pek ses çıkarmıyor.

Bunlardan biri de Rasim Ozan Kütahyalı.

Son derece yüksek özgüven ve kibirle aklına geleni söylüyor, kendini “Nostradamus’tan” bozma “Rastradamus” olarak tanımlıyor, “her şeyi önce ben söylüyorum” diye caka satıyor.

Ama bu müthiş özgüven galiba biraz dengeyi bozduruyor.

ROK kısa adını seven bu yandaş yazar gerçekten “kafayı yemiş” biçimde “Murat Ongun içerde kendini asarsa şaşırmam” dedi.

Kütahyalı iddianamede adı örgüt yöneticilerinden biri olarak geçen Murat Ongun’un ancak itirafçı olması halinde hapisten çıkabileceğini ileri sürerek “Yoksa cesedi çıkar” diye konuştu.

Sen bu çocuğa akıl fikir ver Allah’ım.

GÜNÜN SÖZÜ:

Duygusal değil, mantıksal...

Komplo teorileri değil, gerçekler...

Ülkemiz için temizleyelim tüm bağırsaklarımızı... Ahmet ÜSTÜN

ŞAKA GİBİ

Gizli tanık adlarına da bakın

Nihayet açıklanan İmamoğlu iddianamesinde 76 kişi “itirafçı” olmuş 15 tane de “gizli tanık” var.

Savcılık bu gizli tanıklara “kod adları” vermiş.

İsimleri okuyunca gülmem tuttu.

Çünkü bu isimler ya odunu ya da hayvanı temsil ediyor.

Bakın isimler şöyle; Meşe, İlke, Çınar, Rüzgar, Maun, Gürgen, Mimoza, Köknar, Sekoya, Zeytin, Martı, Kartal, Şahin ve Ladin.

Görüleceği gibi 9 gizli tanık adını bir ağaçtan almış.

4 gizli tanık hayvan adı taşıyor.

Odun/hayvan kuralını İlke ve Rüzgar isimleri bozuyor sadece.

ŞAŞIRDIM

Erdoğan konuşurken slogan atmak

Meclis salonlarında “slogan atılması” ilk kez AKP döneminde yaşandı.

AKP grup toplantıları dinleyici locasından izleyenler toplu halde sloganlar atmaya başlamışlardı.

İlk anda hem çok garip karşılanmış hem de tepki görmüştü bu davranış ancak sonra bir baktık ki slogan atma eylemi diğer partilere de sıçramış.

AKP grubuna slogan atılırken Erdoğan susar ve dinlerdi, sonra konuşmaya başladığı an sloganlar kesilirdi.

Buna karşı son grup toplantısında Erdoğan konuşurken de slogan atılmaya devam edildi.

Sonra bir baktım Erdoğan şehircilik zirvesinde konuşurken de sürekli slogan atıldı.

Ama Erdoğan susup dinlemiyor artık, konuşmasına devam ediyor, kimse de slogan atanları uyarmıyor.

Anlamıyorum ki, Erdoğan farkında mı değil slogan atıldığının yoksa aldırmıyor mu artık?

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Bu bile bir sorunun işareti değil mi?

Yandaş medya “çok önemli görüşme” diye dün gün boyu yayın yaptı.

Çünkü Erdoğan dün akşamüzeri Devlet Bahçeli’yi yine evinde ziyaret etti.

Tabii bütün amaç “Cumhur ittifakında bir çatlak yok” havası vermek.

İyi de bunun için çaba göstermek bile aslında kamuoyunun tam kavrayamadığı bir “çatlak olduğu” anlamına gelmiyor mu?