Yoğun bir algı operasyonu var biliyorsunuz.
Erdoğan, Amerika-İran krizini çok iyi yönetmiş, bu sayede Türkiye olayların dışında tutulduğu gibi üstelik barış için etkin bir kale haline gelmişiz.
Bu algı operasyonunun son halkası ise “İyi ki başta Erdoğan vardı, yoksa başka biri olsa Türkiye yanmıştı” masalının anlatılması.
Ortada bir savaş var ama taraflar sadece Amerika ve İran, biraz da İsrail.
Savaşa giren yok, İran’ın füzelerine maruz kaldığı halde karşı atağa geçen tek ülke bile yok.
O halde Türkiye adına Erdoğan ne yaptı da bizi işin dışında tutmayı başardı.
Erdoğan yerine örneğin Özgür Özel başta olsa ne fark edecekti, İran’a mı yoksa İsrail’e mi saldıracaktık?
Hesapta Erdoğan Türkiye’yi işin dışında tuttu ama gelin görün ki Türkiye topraklarına Patriot üsleri kuruldu?
Kime karşı?
Herhalde savaşın tarafı olan Amerika ya da İsrail’e karşı değil.
İran’dan etkisiz dört füze yedik bugüne kadar, demek ki bu önlemler İran’a karşı.
İyi de hani bizim çok güçlü hava savunma sistemimiz vardı, demir kubbe kurmuştuk?
Bunların anlatıldığı sırada Patriot’lar yoktu, elimizde Rusya’dan alınma S-400’ler vardı.
Ama kullanılamıyor, teneke parçası gibi bir kenarda bekliyor, yerine personeli İspanyol, Alman, Amerikalı askerlerden oluşan Patriot bataryaları konuldu.
Normal demokratik bir hukuk devleti olsak kıyamet kopyası gerek ama bu ülkede “çıt” bile çıkmıyor, muhalefet konuyu dert etmiyor, sivil toplum kuruluşları sessiz, halk ise farkında bile değil.
Varsa yoksa “savunma sanayimiz çok gelişti, bütün dünyanın ilgi odağı olduk, hepsi bizi kıskanıyor” edebiyatı ile halkı daha da derin uykuya sevk etmek telaşı.
GÜNÜN SÖZÜ:
İktidar, küçük ortağının (pardon destekçisi) söylemlerini dikkate almıyor…
Ahmetler göreve…
Süper Lig tescil edilmesin…
Apo koordinatör ilan edilsin…
İmamoğlu davası TRT’den canlı yayınlansın…
“Andımız” okullarda okutulsun…
Hepsini iktidar dikkate dahi almadı…
Küçük ortak, hala “Reis de reis” diyor…
Bu defa küçük ortak mensupları, “Buraya kadar” derse, şaşırmayalım!.. Ahmet ÜSTÜN
Bİ SOR BAKALIM
Yaz ortasında sınav mı olur?
Milli Eğitim Bakanı iki hafta önce bir karar açıkladı ve yurtdışında üniversite okumak isteyen devlet okulu mezunlarının 4 Temmuz’da yabancı dil yeterlilik sınavına gireceğini duyurdu.
4 Temmuz yazın ortası.
Birçok aile hem kendileri hem de çocukları için yaz programı yapıyorlar.
Tanıdığım bir aile liseyi bitiren kızları için yurtdışında bir yaz okulu için kayıt yaptırdıklarını ancak bu sınav nedeniyle programlarının alt üst olduğunu, üstelik para iadesi de alamayacaklarını anlattı.
Gerçekten de yaz ortasına sınav koymak neyin nesidir acaba?
İnsanın aklına ‘Milli Eğitim Bakanlığı devlet okullarında okuyan öğrencilerin yurtdışına gitmesini böyle bir yöntemle önleyebileceklerini mi düşünüyorlar acaba?’ sorusu geliyor.
HOŞUMA GİDEN ŞEYLER
Emeklilerden Türk müziği şöleni

Yıllarca Günaydın ve Sabah gazetelerinde adeta omuz omuza çalıştığımız Ali Birerdinç aradı.
“Yıllar nasıl da akıp gitti değil mi?” dedikten sonra “Sen hala aktif olarak çalışıyorsun ama ben kendimi emekli ettim, müziğe verdim” diye devam etti.
Bahçeşehir Derneği olarak bir Türk müziği korosu kurmuşlar, Ali Birerdinç de burada korist olarak görev yapıyormuş.
Kadınların çoğunlukta olduğu koro; profesör, doçent, göz hekimi, öğretmen, doktor, TRT emeklisi, gazeteci ve ses sanatçısı gibi çeşitli meslek gruplarından oluşuyormuş.
Atakan Konakçı’nın yönettiği koro geçtiğimiz günlerde 10’uncu yıl konserini vermiş.
Türkiye’de müzik üzerine amatörce çalışan, çoğu zamanında mesleklerinde başarılı olmuş emeklilerden oluşan gruplar elbette çok sayıda var.
Ama bir meslek dostumun da emeklilik dönemini böyle güzel değerlendirmesi öyle hoşuma gitti ki sizinle de paylaşmak istedim.