Haftayı bitirirken başımıza neler geldi, özetleyelim.

Siyasetin gündemi de yaz gibi kavuruyor.

CHP’de görevden almalar, istifalar, transferler hız kesmedi.

Ve ilk karşılaşma…

Orhan Sür’ün cenaze töreninde Kılıçdaroğlu ile Özel tokalaştı.

Ortaya çıkan fotoğraftan memnun olan da var, eleştiren de…

Ayrılırken ise vedalaşma olmadı aralarında…

Ana gündem: olağanüstü kurultay.

Özel ve destekçileri bastırıyor; ancak Kılıçdaroğlu olağan kurultayda kararlı.

“1 Eylül’de süreç başlatılacaktır. Delege imzaları da inceleniyor.” açıklaması geldi.

Ve siyasetteki diğer başlık:

Süreçte yasal çerçeve hazırlığı var.

Dem Parti, Meclis kapanmadan düzenlemelerin yapılmasında ısrarcı.

Beklenen açıklama Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi.

“Fazla uzatmadan söz konusu düzenlemeyi Meclis’in takdirine getireceğiz.” dedi.

Temmuz’un ikinci haftası muhtemel; çünkü araya zirve giriyor.

Başkent alarmda.

Alarmın rengi kırmızı.

Hatta kıpkırmızı.

7-8 Temmuz’da yapılacak NATO Zirvesi için olağanüstü çalışma var.

Aslında bunun detaylarını yazacaktım.

Başkent makyajlanırken yapılan harcamaları, demokratik protesto hakkının askıya alınacağını, hayatın resmen duracağını ve bazı basın kuruluşlarına akreditasyon verilmemesini, yani basına NATO SANSÜRÜNÜ yazacaktım.

Ama zirve öncesinde, “terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla bürokratlar, akademisyenler, TEMA gönüllüleri ve emekli memurlar tutuklanması öne geçti.

Ev hapsi verilenler de var.

Gözümüzü kırpmadan takip ediyoruz.

Ve üzen kayıp…

Deli Kadir, Tatar Ramazan, Asya’nın vefasız İlyas’ı ve daha nice unutulmaz karakteri hayatımıza katan, Yeşilçam ve Türk sinemasının efsane ismi Kadir İnanır, bir süredir sağlık sorunları yaşıyordu.

77 yaşında hayatını kaybetti.

Sevenlerinin, hepimizin başı sağ olsun.

Başkaca neler yaşadık, bakalım…

NE KONUŞTUK?

Başkentte, açlık grevindeki “Taban maaş istiyoruz, güvence istiyoruz.” diye haykıran öğretmenlere biber gazı sıkıldı.

Evlatlarının hak arama mücadelesine destek veren aileleri de gazdan nasibini aldı.

Ne istiyorlar?

İnsanca yaşamak.

Açlar aç.

Bayılanlar, fenalaşanlar oldu.

“Mücadelemiz onurlu yaşam mücadelesi.” diyorlar.

Bakan Tekin, “Keşke açlık grevi yapmadan önce şikâyetlerini gelip Bakanlığa söyleseydiler.” dedi.

Kabullenilebilir bir açıklama değil bu.

Belli ki, kulaklar tıkanmış, gözler kör olmuş!

Neden özel okullarla da masaya oturulmuyor?

Ölsün mü bu insanlar?

Yeni nesli yetiştirecek olan öğretmenlere bu zulüm neden?

Devlet neden patronların bu denli arkasında?

NEDEN ÜZÜLDÜK?

Üzülecek çok şey var ama umutları solan gençlerin ve bir milletin kısa hikâyesine üzüldük bu hafta.

Cumartesi sabahı malum, sabah 05.00 gibi alarmları kurduk; çayları, kahveleri demledik.

Ekrana kilitlendik.

Sonuç hüsran…

Olmadı.

Daha en başından o ruh yakalanamadı.

Belki de “kendine güven ve kendini beğenmek arasındaki o ince çizgide” durulamadı.

Son maçtan puanla dönülmüş olsa bile üzüldük mü?

Fazlasıyla.

Ama beni asıl üzen şu oldu: O sabah milli maçı izledikten sonra uyuya kalan iki arkadaş, aylardır çalıştığı YKS’yi kaçırdı.

Onca emek.

Onca mücadele.

Onca umut yerle bir oldu.

CEBİMİZİ NE YAKTI?

111 liralık kahvaltı tabağını gördünüz mü?

Tabakta, 5 siyah zeytin, 5 yeşil zeytin, 1 domates, 1 salatalık, 3 misket peynir, bir tutam dereotu var.

Tabağın maliyeti 50 lirayı bulmuyor.

Hesap ortada.

Ama İstanbul’dan örnek vereyim herhangi bir kahvaltıcıda aynı tabak ortalama 700 lira.

NEYE İSYAN ETTİK?

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ifşa listesi güncellendi.

Bazı marka ve restoranlara ait kavurma ve köftede eşek eti tespit edildi.

Etiketi de yüksek üstelik…

Yeter artık her şeyin sahtesini, sağlıksızını, usulüne uygun üretilmeyenini, satılmaması gerekenini en pahalıya alıp tüketmekten; kandırılmaktan, zehirlenmekten, kazıklanmaktan bıktık.

Denetimlerin sıklaşması, cezaların artması, daha da önemlisi en başından bu üretimin önlenmesi gerekiyor.

Şart!

KİME HAK VERDİK?

Kazıklanmak istemeyenlere…

Çiğ köftenin de artık fiyatı ortada.

Porsiyonlar 300 lira ile 850 lira arasında değişen fiyatlarla satılıyor.

Meşhur dürümün fiyatı da 100-150 lira civarında.

Fakat zincir marketlerde indirimle 19 liraya kadar düşebiliyor.

Gören duyan da koşup alıyor.

Malzemeleri ne kadar kaliteli, hijyen ne denli gözetilerek hazırlanıyor, taze mi; o tartışılır.

Ama fiyat olarak arada uçurum olunca; açıkçası kutuların boşaldığına şahit oluyoruz.

Haksız değil alanlar…

Hem iyi, kaliteli diye alınan, tonla para ödenen yiyeceklerin içinden eşek eti de çıkabiliyor nihayetinde!

Temiz hazır gıda memlekette resmen nasip kısmet işi oldu…

NEYE ŞAŞIRAMADIK?

Arkadaş ve aile gruplarımızda üst üste paylaşılan bir videoyu açtım.

Perulu bir kadın turist, Antalya Kalkan’da Türk turist olmayışı konusundaki şaşkınlığını dile getirmiş.

Şöyle diyor:

“Hep İngiliz var. Siz Yunan’a mı gidiyorsunuz? Menüler sadece İngilizce, Türkçe yok.”

Kendisi şaşırmış ama biz şaşıramadık.

Evet, Türkler artık üç tarafı denizle, hem de eşsiz denizlerle çevrili ülkede tatil yapamaz oldu.

Evet, yeme içmeden ziyade özellikle konaklama ücreti daha uygun olduğu için Yunan’a gidiyor herkes.

Yunan ekonomisini döndüren resmen kendi memleketinde tatil yapamayan Türkler.

Veriler de ortada zaten.

NEDEN GURURLANDIK?

Güzel işler de yapılmıyor değil…

Yönetmen Vakkas Aksu’dan, Gazi Koşusu’nun 100’üncü yılında; “100 Yıllık Öykünün Belgeseli: İlelebet Gazi” geldi.

Gazi Koşusu, milletimize armağan.

Bir kültür…

100. yıl için hazırlanan bu belgesel de yalnızca bir spor organizasyonunun hikâyesi değil; Türkiye’nin toplumsal hafızasının, köklü bir geleneğin yolculuğu…

Tüyleri diken diken eden arşiv görüntüleri, özel röportajlar ve farklı kuşaklardan tanıklarla zenginleşen çalışma, Türk televizyonculuğu ve belgeselciliği açısından tarihi, imza bir iş.

Bir milletin ortak hafızasına düşülen güçlü bir not; gurur duymamak mümkün değil.

Gösterimleri kaçırmamanız ümidiyle…

NEDEN UMUTLANDIK?

Nihayet umutlarımızı da yeşerten gelişmeler oldu.

Ülkede “ev genci” sayısı artarken, hak mücadelesinin en ön sırasında gençleri görürken, çoğu artık uzaklara gitmeyi düşünürken onlara destek verenleri görmek umut aşılıyor.

Zeren Group, “Bir Umut Bir Gelecek” projesi kapsamında gençlere tutunacak dal verdi.

STK’lar ve üniversitelerle el ele; eğitim ve gelecek programı üzerinden bin öğrenciye ulaşıldı, gelecek fırsatı yaratılıyor.

Holding Yönetim Kurulu Üyesi Seda Zeren Adıgüzel projeyi şöyle özetliyor:

“3 dönemde eğitimler, atölye çalışmaları ve mentorluk programlarıyla kariyer hedeflerini gerçekçi belirlemelerine destek oluyoruz. Öğrencilerle stratejik iş birliği hedefliyoruz.”

En büyük kaygı “işsizlik” için bir umut…

Haftanın öne çıkan gelişmeleri böyleydi.

Elbette çok şey yaşadık.

Sınavlar verdik.

Sınav demişken; milyonlarca öğrenci karnesini aldı.

Artık velilerin mesaisi başladı.

Hepimize kolaylıklar dilerim.

Mutlu, huzurlu, keyifli bir tatil dönemi olsun…