Yazın sonuna geliyoruz.
Gündemin, hayat şartlarının kıskaca almadığı noktalarda yaşamaya çalıştık bu hafta da.
Neler gördük? Neler duyduk? Kimler neleri görmedi, duymadı, bilmedi; onları toparlayacağım.
Önce siyasetin gündemi diyelim:
Cumhurbaşkanı Erdoğan süreç yasasını imzaladı, çerçeve yasa yürürlüğe girdi.
Teyit ve Tespit Kurulu 24 Ağustos’ta toplanacak.
Silah bırakma ve fesih süreci ile PKK’lıların tahliye talepleri incelenecek.
Öcalan’a statü meselesine de değinelim.
Dem Partili Pervin Buldan açıkladı.
Meğer terör örgütü elebaşına statü veriliyormuş, silahsızlanma ve siyasallaşma kurulunun başında olacakmış.
Geri dönüşlerin koordinasyonu da oradan yürütülecek açıklaması da geldi.
İktidar cephesinden açıklama yok.
Bir başka gündem daha yarattı Bahçeli: Seçim Kanunu’nda da değişiklik istedi.
Seçim sisteminden neyi kastettiğine dair detay vermedi MHP lideri.
Fakat zaten geçen haftadan beri tartışılan konu da bu.
Bekleyip göreceğiz.
Vekil transferi fırtınası da bitmiyor biliyorsunuz.
Kim hangi partiden seçildi, hangi partiye geçti, başka bir partiye geçer mi, kestirmek artık zor.
Ve Cumhurbaşkanı’nın bir sözü ile gireyim bu konuya: Kimler kimlerle beraber?
Hatırlayın, geçen hafta Etimesgut Belediyesi MHP ve Ak Parti’nin desteği ile CHP’ye geçmişti.
Bu kez de CHP’nin desteği ile İzmir Menderes Belediyesi Ak Parti’ye geçti.
Tekmeli yumruklu kavga sonucunda, 11 Cumhur İttifakı, 2 bağımsız üyenin olduğu belediyede Ak Parti adayı 15 oy aldı.
Bu durumda CHP desteği aldığı aşikâr.
Genel merkez, tek bir CHP’li üyenin bile oy vermediğini söylerken “Oy verdim.” diyen CHP’li üye oldu.
CHP Genel Merkezi’nden ilginç bir açıklama daha geldi: “Yeni Parti’nin adayını destekleyin dedik, talimata uymadılar.”
Ve CHP İzmir İl Başkanı da Yeni Parti’yi kast ederek “Kaybetmeye alışın.” dedi.
İBB duruşmalarının ikinci celsesi, 40 günün ardından pazartesi günü başladı.
Aziz İhsan Aktaş ve Ekrem İmamoğlu karşı karşıya geldi.
İmamoğlu soru sormadı.
Aktaş, “Sistemin amacı siyasi hayatı finanse etmek,” dedi.
Kilyos’ta bir otele 970 bin dolar götürdüğünü iddia etti.
İmamoğlu’nun ne zaman savunma yapacağı hâlâ belli değil.
Operasyon gündemine de değinelim.
Süleymancıların ardından Furkancılara da operasyon düzenlendi.
Vakfın 5 şirketine el konuldu.
Dışarıda durum ne?
İsrail durmuyor.
Bu kez Suriye’de sınırımıza 70 kilometre mesafedeki havalimanını vurdu.
Netenyahu “Güneye doğru Türk askeri yığınaklanmasına müsamaha gösterilmeyecek.” dedi.
Trump sessiz.
Ankara’nın kırmızı bülten talebi oldu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Küresel Sumud Filosu’na yönelik saldırıyla ilgili yargı sürecinde, uluslararası seviyede aranma için kırmızı bülten çıkarılmasının talep edildiğini açıkladı.
NE KONUŞTUK?
Madencilerin ve er gazilerin çilesi bitmiyor.
Er gaziler ve er şehit yakınları, Güvenpark’ta eylemdeydi; 38. günün şafağında resmen bir baskınla ablukaya alındılar.
Yerlere düştüler, yaralandılar, fenalaşanlar oldu.
Ve protez kolları, bacakları poşetlere kondu.
Yazıklar olsun.
Yetmedi, İçişleri Bakanlığı’na yürümelerine izin verilmedi.
Orada da tartaklandılar.
Terörle mücadelede vatanı savunan, gözünden, kolundan, bacağından olan vatan evlatlarına bu reva görüldü.
Gencecik bir polis, karşılarında gözyaşlarını tutamadı.
Hak ettikleri özlük hakları için polis dikiliyor karşılarına.
Neden bu çile?
Hangi vicdana sığar bu yapılanlar?
Nedir bu er gazilerden, ailelerinden istenen?
Onların istedikleri açık.
Hakları verilmeli!
Açlıkla sınanan, evi barkı dağılan, çocuklarına yiyeceği bırakın, ilacını bile alamayan işçiler de aç biilaç sokaklarda. Ve onlar mağdur değil de, şirket mağdurmuş.
Patron sendikayı suçladı.
Ve ne oldu?
O sendikacılar gözaltına alındı.
Peki, sürekli söz verip tutmayan (şirket “alacaklar ödendi” diyor; ancak hesaplara yatan tek kuruş yok), hak yiyen patrona ne oldu?
Ödüllendiriliyor.
Ne akıl ne vicdan bunu kabul edebilir!
Bu ülkenin en büyük sorunlarından, en fazla konuşmamız gereken meselelerden biri oldu bu patronun kural tanımazlığı, cezasızlığı, ödüllendirilmesi.
Bu arada hukuk tanımaz patrona karşı göreve davet edilen bir savcıdan soruşturma geldi mi?
Garantör bakanlıklardan ses var mı?
Bazen söz bitiyor.
Sözün bittiği yerde ise hak mücadelesi veren bir işçinin kameraya yansıyan delik deşik ayakkabısı konuşuyor…
NEDEN ÜZÜLDÜK?
Bundan 27 sene evvel yaşanan büyük acı, 17 Ağustos depremini hatırladık.
Kaybettiğimiz canları andık.
Ardından, 3 yılın sonunda büyük deprem felaketinin izlerinin silinemediğini konuştuk.
Hatay’da hayat asla normale dönemiyor mesela. Onu da uzun uzun konuşup üzüldük.
Ve elbette beklenen Marmara depremine karşı da nasıl hazırlıksız olduğumuzu bir kez daha anladık.
Yani yalnızca dönüşüm ve başkaca yapısal ve finansal problemlerimiz yok.
Deprem toplanma alanlarına da malum AVM’ler dikildi…
Ve evlerimizde, arabalarımızda deprem çantası bile yok.
Bireysel hazırlıktan da söz etmek imkânsız.
Ve çok iyi anladık ki: 27 yıldır sesimizi duyan yok!
Yine üzülmekle kaldık.
Ve bu arada Marmara’da son birkaç günde yüzün üzerinde küçük şiddetli deprem oldu.
Gerçeğimiz kendini böyle hatırlatıyor, unutturmuyor.
CEBİMİZİ NE YAKTI?
Yine bu başlık altında birkaç hafta önce makarna fiyatını yazmıştım.
Market rafındaki makarnaya da restoranlardaki soslu makarnalara da zam geldi.
Küçük şehirde yaşayan bir kadın, “Az önce eşimle makarna yedik, 450’şer lira ödedik. Gidin şerefinizle tavuk döner yiyin.” dedi.
Vallahi sonuna kadar haklı.
Ve ne yazık ki İstanbul’da rakam 800 lirayı aşıyor bile. Şekline, kullanılan malzemelere, soslara, nerede yediğinize göre değişmekle birlikte, ortalama 600 lira oldu bir tabak makarna.
Porsiyonların küçüldüğünü de ekleyeyim.
NEYE ŞAŞIRAMADIK?
Evlerimiz tertemiz değil mi?
Üstümüz başımız da öyle.
E malum, temizlik de imandan geliyor.
Geçen hafta yazdım; denizlerin içi, sahiller çöp içinde, ormanların hâli ortada; parkların, bahçelerin durumu da aynı.
Elimize geçeni atıyoruz.
Ardımızda çöp yığını bırakırken zerre utanmıyoruz.
Manifest konserinin ardından da bir dinleyici, konser alanında bırakılan çöpleri paylaşmış.
Şaşırdık mı?
Hayır.
“Bu alana giren insanlar kişi başı 10 bin lira ödedi ve bütün çöpleri attılar. Ara sahibi olmak, eğitim ve kültür sahibi olmak değildir.” diyor genç kadın.
İşte tam da bunu anlatmaya çalışıyordum.
Eğitim şart.
NEYE ŞAŞIRDIK?
Kural tanımazlığın, fırsatçılığın cezasız kalmamasına şaşırdık.
Tarife belli.
Evet, gider ve masraf da.
Ama durum ortada; herkes fazla kazanmak ister ancak kazıklamak işin rengini değiştiriyor.
İzmir’de velilerden fazla ücret isteyen servis şoförüne öğrenci başına 88 bin 830 lira ceza kesildi.
Çok büyük bir rakamdan bahsediyoruz.
Kolay değil bu cezayı ödemek.
Geçmiş olsun…
Şimdi tam da kayıt döneminde örnek olması açısından önemli.
NEDEN UTANDIK?
Evet, bu hafta da başkası adına utanma kotamızı doldurduk.
Ama birini cımbızladım.
İnsan hem şahane bir varlık hem de daha kötüsü olur mu, bilemiyorum.
Fırsatçılık, vicdansızlık, utanmazlık… Her şeyi tek bünyede toplamış birinden örnek verelim.
Bodrum’da aylık 70 bin lira kirayla oturan bir kadın, evden çıkarken verdiği 210 bin lirayı nasıl alamadığını anlattı.
40 bin lira boya masrafı, 30 bin lira işçilik, 10 bin lira çevre vergisi, 10 bin lira temizlik masrafıdendi kadına.
Elbette ev boyalı, temiz alındıysa öyle bırakılmalı ama…
Aması, hak yemenin içinde gizli.
Toplayın, kaç lira etti?
90 bin.
Buhar mı oldu kalan 120 bin?
Baştan aşağı adaletsizlik, hukuksuzluk, çürümüşlük olunca böyle oluyor işte.
Şimdi kim dur diyecek bu gaspçı ev sahibine?
NEYE GÜLDÜK?
Ava giderken avlanan birinin hâline güldük.
Bir önceki okuduğunuz başlıktaki davranış biçimine benzer bir olaydan bahsedeceğim.
İstanbul’da bir turiste bir midyeyi 150 liraya vermeye çalışan seyyar satıcı, turistin arkadaşının o anları kaydettiğini fark edince ikram etmek zorunda kaldı.
Gören kahkahayı bastı.
Geçmiş olsun, ders olsun.
Şöyle baştan sona bir kez daha okudum yazdıklarımı da şu yaz sıcağında yine ne çok hak mücadelesi verip, ne çok haksızlığa uğramışız.
Maddi manevi ayakta ve hayatta kalabilmek için bizim kadar çaba harcayan, yorulan var mı?
Fakat biliyoruz ki her gecenin sabahı var.
Aydınlık günler umuduyla…