Geldik hafta sonuna
yaşadıklarımızı temize çekmeye…
Yine gündem bombardımanına tutulduk.
Bir kısmını hatırlayacağız ve kıyıda köşede kalmasın dediğimiz önemli konulara da pencere açacağız.
Başlayalım, önce ağır siyaset gündemi diyelim…
Süreç Takip Kurulu ilk toplantısını pazartesi günü yaptı.
Terör örgütü elebaşı Öcalan görev alacak mı? En önemli soru buydu.
DEM Parti, kurul üyesi olacak derken, iktidar kanadı sessiz kalmayı tercih etti.
Ve Suriye’de YPG/SDG’nin feshi açıklandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Dost düşman şunu anlasın, görsün; bölgemizde tarih yeniden yazılıyor”dedi.
Silahlar nerede, ne zaman bırakılacak belli değil fakat DEM’den iktidara Mazlum Abdi çağrısı geldi.
Suriye Devlet Başkanı Şara’nın danışmanı oldu malum; hafta başında örgüt yöneticisiydi…
CHP’de 49 kişilik yeni parti ihraçları istendi.
Yeni Parti’de ise üyelik başvuruları devam ediyor.
Kongre süreçlerinin ardından kurultay tarihi netleşecek.
Adaletin mesaisi diyelim…
Aziz İhsan Aktaş davasında karar çıktı.
Biliyorsunuz, 280 yıla kadar hapis istemiyle örgüt kurma suçundan yargılanıyordu.
Mahkeme heyeti, savcının iddiasını çürüttü ve “Örgüt yok” dedi.
Aktaş’a beraat, başkanlara ise ceza kararı çıktı.
Yoruma çok ama çok açık.
İBB duruşmaları da gece yarılarına kadar devam etti.
İtirafçı Ertan Yıldız, Ekrem İmamoğlu’nu zenginleşmek ve siyasi geleceği için sistem kurmaklasuçladı.
İmamoğlu’nun ne zaman savunma yapacağı ise henüz netleşmedi.
AİHM’den Osman Kavala için yine hak ihlali kararı geldi.
Mahkeme, “Niyet okuma içeren akıl yürütmelerle mahkumiyet kabul edilemez” dedi.
Tazminat ödenmesi gerektiği de vurgulandı.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum ise “AİHM’de, Amor da haddini bilsin” açıklamasını yaptı.
Diğer başlıklarla devam edelim.
NE KONUŞTUK?
Akaryakıt zamlarını takip edebiliyor musunuz?
Zam yapılıyor, peşinden indirim haberi geliyor, peşi sıra bir artış daha…
Hesap kitap iyice şaştı.
Her gün, en iyi ihtimalle gün aşırı mazota zam geliyor.
Benzin de geri kalmıyor.
Bölgesel hareketlilik dönüp dolaşıp bizim akaryakıtı buluyor.
Gerçek enflasyonu biz; istasyonlarda, geçtiğimiz köprü ve otoyollarda, elimizi uzattığımız manav tezgâhında, market rafında görüyoruz.
İthal ettiğimiz her şeyin fiyatı katlanıyor.
Zaten ürettiğimiz birçok şeyin hammaddesi ithal.
Nasıl bir döngü bu?
Günün sonunda hep tüketicinin, vatandaşın, yani bizim, hepimizin kaybettiği bir döngü.
Siyasetin ağır gündemi altında ezilirken, aslında konuşmamız gereken en önemli mesele bu.
Yaşayabilmek, geçinebilmek için verdiğimiz mücadele.
O kadar yorulup da yenildiğimiz şartlar…
NEDEN ÜZÜLDÜK?
Er gaziler ve madencilerin derdi, hepimizin ortak derdi.
Aylardır haklı mücadelelerinde karşılarında devletin kurumlarını ve polisi buluyorlar.
Bu ülkenin emekçileri, vergi ödeyenleri, yeri geldiğinde al bayrak için canını hiçe sayanları, hayatları yarım kalanları, yerin kilometrelerce altında yaşam savaşı verenlerinin karşısına polis dikiliyor.
Gözaltına alınıyor, eşya gibi oradan oraya götürülüyorlar.
Gaziler MSB’ye yürümek istediklerinde de etrafları sarıldı adeta.
Biri, “Terör örgütü elebaşına statü var, benim statüm neden yok?” diye sordu.
Nasıl soru ama?
Ne kadar da yerinde bir soru, değil mi?
Madenciler de kapı kapı hak arayışındaydı.
Şirket ödemeyi kabul etti.
Alacakların dörtte biri hesaplara yattı.
Eylem sona erdi.
Fakat sendikacılar Başaran Aksu ve Gökay Çakır tutuklandı.
Aksu’nun, sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklandığı açıklandı.
Ortada unutulması güç kareler, örnek bir direniş ve tutuklamalar kaldı.
Utanç verici günlerden geçiyoruz.
CEBİMİZİ NE YAKTI?
Malum, okullar açılıyor.
Okula dair her şey, istisnasız her şey; özel okul, yemek, servis, yurt ücreti, kırtasiye masrafı…
Kendimden örnek vereyim; ortaokul öğrencisi için defter, kalem, silgi, boya setleri, iki top A4 kağıdı ve yapıştırıcılar için toplamda bin 400 lira ödedim.
“Küçük esnaf ölmesin” diyerek hata yaptığımı, bir market zincirindeki fiyatları görünce anladım.
Kaldı ki yukarıda yazdığım masraf kalemlerinin her biri, herkes için farklı bedelde oluyor.
Sonuç ortak: Cepler de canlar da cayır cayır yanıyor.
NEYE ŞAŞIRAMADIK?
Üzülerek yazıyorum, olacağı buydu.
Bu yıl da ne şezlong ne de şemsiye terörü bitti.
Bu kez Kuşadası’nda bir otelde, tatilciler arasında yumruk yumruğa kavga çıktı.
Gerekçe, sabah saatlerinde şezlonga bırakılan havlu.
Sorumlusu işletme.
Hizmet verdikleri kişiler için yeteri kadar şezlong koymak zorundalar.
Kullanım yapılmadan havlu saatlerce bırakılıp şezlong zapt ediliyorsa isyan eden de haklı; çocukları için erkenden kalkıp yer kalmaz diye havlu atan da.
Sorumlu belli.
Fakat bu işin şiddete varması gerçekten can sıkıcı.
Ancak şaşırtıcı değil.
NEYE ANLAM VEREMEDİK?
Bu başlığı ilk kez açtım.
Hayatta elbette anlam vermekte güçlük çektiğimiz pek çok şeyi yaşıyoruz.
Fakat buna gülsek mi, üzülsek mi, hak mı versek bilemedim.
İstanbul Kadıköy’de bir beyaz yakalı, iş yerinden iki hafta izin alabilmek için bir kişiden kendisini dövmesini istedi.
“Beni döversen sana 100 bin lira veririm.” dedi.
Teklifi reddedilince de kendisini bir aracın önüne atarak yaraladı.
Yani birine durup dururken kaza yaptırdı.
Büyük korku yaşattı.
Kendisi yaralandı.
Rapor alıp işe gitmedi ama görüntü ortaya çıktı.
Kim ne yaşıyor, neyin mücadelesini veriyor bilemediğimiz için de anlam veremedik diyelim…
KİMLERLE GURURLANDIK?
Kızlar kalbimizi hep aydınlatıyor.
Umutlarımızı yeşertiyorlar.
Zor şartlarda hayata tutunacak bir dal uzatıyorlar.
Atatürk’ün kızları yine gururlandırdı.
A Milli Kadın Voleybol Takımımız 5’te 4 yaptı.
Sırada Azerbaycan maçı var.
Eminiz ki millilerimiz yine göğsümüzü kabartacaklar.
İyi ki varlar.
Gerçekten, iyi ki onlar var…
NEYE SEVİNDİK?
Sezon erken başladı, biliyorsunuz.
Palamutun tanesi 150-200 lira arasında değişen fiyattan satılıyor.
Deniz soğuyunca yağlanacak, irileşecek, lezzetine lezzet katacak.
Balıkçıların öngörüsüne göre bolluk olacak.
Kırmızı ve beyaz etin bu denli pahalı olduğu memlekette, ucuza balık yiyebilmeyi heyecanla bekliyoruz.
NEYE GÜLDÜK?
2 çocuklu bir anne gün ortasında uyuya kalırsa ne olur?
Şükür ki kötü bir durum yok.
Yani kötü derken, bir yaralanma, can yanması olmayışından söz ediyorum ama büyük olan kız çocuğu evdeki güneş kremiyle neler yapmış, onu anlatayım.
Önce kardeşini başından ayağına kadar kreme bulamış.
Ardından televizyonu, aynaları, koltukları, tüm eşyaları…
Anne uyanınca yaşadığı şoku tahmin edin.
Fakat görüntü ve tüm bunları yapan masum çocuğun ifadesi güldürüyor.
Denk gelirseniz izleyin lütfen.
Malum, tebessüm etmeye ihtiyacımız var.
Bir haftayı daha geride bıraktık.
Yeni haftada, yeni bir aya da giriyoruz.
Yaz da bitiyor.
Bu sonbahar bize nefes olsun, tüm güzellikleri getirsin…