Siyasi arenadaki kavgaların, can güvenliği sorununun, eğitim sistemi açmazının, sağlık çıkmazının ve psikolojik mücadelenin bedelini ödüyoruz.
En çok da geçim savaşı vererek sınanıyoruz her gün, her an…
Detaylarını birazdan okuyacaksınız ki zaten yaşayarak deneyimliyorsunuz.
Yine gündem bombardımanına tutulduğumuz bir hafta oldu.
Haftanın Z raporunu çıkaralım.
Önce siyasetin gündemiyle hafızayı tazeleyelim.
Seçim tarihi, adaylar, CHP kurultayı, Yeni Parti’nin ismi değişecek mi? Hepsini konuştuk ama süreçle uyuduk, süreçle uyandık.
Malum, açılımın fitilini ateşleyen Devlet Bahçeli, bu kez terörist başı Öcalan’a konut yapıldığını açıkladı.
Bir de “Kendisi bu eve girmeyi reddediyor çünkü statü istiyor. Haklı, bizim teklifimiz hâlâ geçerli.”diye de ekledi.
250 metrekare kapalı alanı, iki katı kadar bahçesi olan ev, her türlü imkâna da sahipmiş…
Görüşmeler için de bir süredir kullanılıyormuş.
Muhalefet tepkili.
Adalet Bakanı Gürlek’in “Özel konut yok.” açıklaması hatırlatıldı.
Erdoğan, süreç eleştirileri için “sorumsuzluk” dedi, basına villa olarak yansıyan konuta değinmedi.
İktidar cephesinden sessizliği bozan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum oldu, Öcalan silahsızlanma alt komisyonunda görev alacakmış…
Uçum, “Görevi daha iyi yerine getirebilmesi için bu bir gerekliliktir.” diyor.
Anlayacağınız, Öcalan’a tüm imkânların sağlandığı ev siyasetin polemiği…
Yargı diyelim…
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin şüpheler üzerine açılan soruşturma her geçen gün derinleşiyor.
Dizi izler gibi izliyoruz, değil mi?!
Hayretle, soru işaretleriyle, karmaşık duygularla…
Piyasalarda ise bir fon şoku yaşandı.
7 portföy şirketine ait 131 fon için tasfiye kararı alındı.
Hatırlayalım, Bakan Şimşek geçen yıl kasım ayında “Manipülasyon olduğunu görüyoruz.” demişti.
Muhalefet, “10 ay geçti, neden müdahale edilmedi?” diye sordu.
Sonuçta Borsa İstanbul’da büyük düşüş yaşandı.
Birileri kaybetti, birileri yine çok büyük kazandı.
Parasını kaybedenin yüreği ağzında, hukuki süreç işliyor.
Tüm bunların dışında başımıza neler geldi?
Neleri konuştuk, neleri yeteri kadar konuşamadık?
Bakalım…
NE KONUŞTUK?
17 milyon öğrenci için ders zili çaldı.
Okullar açıldı.
Ama nasıl?
Aynı sorunlarla.
Okula bağış yapamayan velilerin çocukları karşısında nasıl boyunlarının bükük kaldığını okuduk sosyal medyada…
Okulların daha güvenli olması en büyük dileğimiz.
Bahçe görevlileri sahaya çıktı.
1 öğün ücretsiz yemek ne olacak, onu da bekliyoruz.
Bir yandan da askıda tostu konuşuyoruz!
Başladı eğitim öğretim dönemi işte ama aynı kaygılarla, aynı eşitsizlikle…
Bizim gördüğümüz bu; Cumhurbaşkanı Erdoğan başka bir pencereden baktı.
PISA vurgusu yaptı, eğitim sistemi ve politikalarıyla övündü.
Muhalefet ve sendikalar çocuk işçileri hatırlattı.
Boş beslenme çantası ve fırsat eşitsizliğine dikkat çektiler.
Yolumuz uzun, bu dertlerin dışında işin daha ödevi, sınavı, yarışı var.
Tetiklenecek stresi, kaygısı cabası...
Böyle işte ve ne yazık ki sistemsizlikten beslenen düzenle eğitim meselesini daha çok konuşacağız.
Uzun uzun…
NEDEN ÜZÜLDÜK?
Kayseri’de bir esnaf kahvaltı masası kurdu.
Çay, yeşil ve siyah zeytin, domates, salatalık, salam, kaşar peynir, patates kızartması ve sahanda yumurta.
Tek kişilik kahvaltının ücreti 125 lira.
Buna mı üzüldün, dediğinizi duyar gibiyim.
İnanmayacaksınız ama evet.
Çünkü; olabiliyor-muş!
Ama kimi esnaf kira, işçi masrafı, elektrik-su faturası, vergi ve artan masrafın hepsini müşteriye fatura ediyor.
Benzer kahvaltı İstanbul’da kişi başı en az 750 lira.
Boğaz hattında yapayım derseniz ortalama 1.500-2.000 liraya çıkıyor.
Açgözlülük hepimize kaybettiriyor.
CEBİMİZİ NE YAKTI?
Akaryakıt zamlarının ucunu kaçırdık.
Zam, zam, indirim.
Döngü bu.
Ama sonuç ortada.
Benzine bir yılda %51 zam geldi.
Asıl bomba motorin için patladı.
Birçok kentte litresi 100 lirayı aştı.
Bu bir ilk ve tarihi artış…
E artık motorin değil, motorin bey diyeceksiniz…
Çünkü litresi 5 yılda 10 katına çıktı.
2021’de 10 liraya alıyormuşuz, şimdi o rakam uzaklarda, hayallerde hatta ancak rüyalarda…
“Ben hep 50 liralık alıyorum abla”cıların bile gözü yaşlı…
Ama bedeli hepimiz ödüyoruz.
Çiftçi tarlalarda sela okudu.
Fatura tüketiciye kesilecek.
Mazota zam, ocağa düşen ateş demek.
Mutfaktan, sofradan eksilecek yemek demek.
Operasyon da yapıldı, fırsatçıların ölüye bile faturayı kestiğini, 1 liraya alınan ürünü 100 liraya sattıklarını da gördük.
Sorun yalnızca üretim maliyeti, stokçular, aracılar, fırsatçılar değil.
Şimdi bakınız, bu bakış açısı bize bir şey anlatmıyor mu?
Bakan Şimşek, “Gidin bakın, Avrupa’nın birçok yerinde mazotun lira olarak karşılığı 150 liranın altında değil,” dedi.
Avrupa bizi kıskanıyor…
Günün sonunda ne oldu: Bizi çok kıskanan, tane tane sebze meyve alışverişi yapılan Almanya’yadöndük.
Gerçi şunu yazmadan da geçemem, onlar israftan kaçınmak ve taze tüketmek adına az almayı tercih ediyor.
Bizimki ise tercih değil, zorunluluk.
İşte mesele bu.
Zaten son araştırma ortada; gıda enflasyonunda dünya dördüncüsüyüz.
Bizden kötüsü Venezuela, İran ve Arjantin.
Tabloya bakar mısınız?
Bakan Şimşek bir de yüksek enflasyonu yine savaş, zirai don ve kuraklığa bağladı.
“Savaş çıkmasaydı enflasyon %24,5’te kalırdı,” dedi.
Gülmemeliyim, gülmemeliyiz!
NEDEN UTANDIK?
Geldik başkaları adına utanma köşesine.
İstanbul’da toplu taşıma kullanmak gerçekten eziyet.
Ve her an fitil ateşlenebiliyor.
Sözlü tartışma, tekmeli tokatlı kavgaya dönüyor.
Yine öyle oldu.
Kadınların, çocukların çığlıkları arasında gençler dakikalarca kavga etti.
Ne demişler, insanoğlu konuşa konuşa…
İnsan olabilmek dileğimiz…
NEYE ŞAŞIRAMADIK?
Yani komşunun yiyeceklerimizi sahiplenmesine şaşıramaz olduk.
Baklava oldu baklavas, Osmanlı mutfağından çıkma lokumumuzu yaptılar lokumi, kokoreç oldu kokoretsi, cacık zaten caciki, musakka için meşhur yemeğimiz deyip koyuyorlar önümüze…
İmamları yok ama bayıldıyı dahi sahiplendiler.
Son olarak Yunanistan’da sokak arasında seyyar satıcılardan tanıdık bir ses yükseldi.
Domate, karpuza…
E, ama artık bu kadarı fazla.
Yine de sorayım: Şaşırdık mı?
KİME GÜLDÜK?
2 yıldır Almanya’da yaşayan Türk, barbekü başında etleri çevirirken şöyle yakındı.
“Lüks aracımı aldım, bahçeli evimi aldım. Her gün et, mangal… Ama çok sıkıcı. Türkiye’de olsam bir hedefim olurdu.”
Kendisine çok güldüm.
Komik.
Ama trajikomik.
Evet, Türkiye’de olsa gerçekten erişilmesi zor hedefleri olurdu.
Mesela karnını doyurabilmek, nadiren olsa bile mangal yakabilmek, kirasını ödeyebilmek, kör kurşuna kurban gitmemek için her gün evden çıkarken dualar etmek, eve dönünce şükretmekgibi…
Akıl fikir herkese lazım.
Özetle, yine savaştaydık; kazanmaya çalıştık.
Bedelini ödeye ödeye yaşıyoruz bu hayatı.
Üstelik bu bedeli neden hep bizim ödememiz gerektiğini hiç bilmeden…
Ne diyelim, hedeflerimize erişebildiğimiz günler umuduyla…