Cümleyi kuranları daha doğrusu haykıranları birazdan okuyacaksınız.
Önce fırtınadan bahsedelim…
17 Eylül’den beri finansal piyasalar altüst olmuş durumda.
Bu hafta da ana gündemimiz fon kriziydi.
Kurul oluşturuldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Süratle çözüyoruz.” dedi.
Mağdurların dört gözle beklediği ara ödeme kararı açıklandı.
Her bir fon için birer milyona kadar ara ödeme yapılacak.
“Mümkün olan en kısa sürede” dedi Bakan Şimşek, SPK ise “ivedilikle” açıklamasıyla yakın zamanı işaret etti.
Ayrıca SPK, fahiş kazanç sağlayanlara “gönüllü iade” çağrısı yaptı.
Kuşkusuz, skandal derinleştikçe ağırlaştı.
Mağdurların isyanı, gözaltılar, tutuklamalar, mal varlıklarına el koyma, toplantı üzerine toplantı derken; hafta sonu AK Parti eski bakan ve genel başkan yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya istifa etti.
Etti çünkü hem kendisinin hem de eşinin adının karıştığı 2 milyarlık fon vurgunu iddiası var.
Kaya, “Sürecin selameti için tüm görevlerimden affımı istedim.” dedi.
Yine iddiaya göre o parayı Hazine’ye iade etti.
Muhalefet, iadenin belgesini soruyor.
Savcılık, tüm ailenin mal varlığı için dondurma talebinde bulundu.
El koyma yok.
Sayan ailesi hakkında suç duyurusu da yok.
İfadeye çağrılmadılar.
AK Partili Hayati Yazıcı’nın oğlunun da mal varlığına tedbir kararı geldi fakat hızla kaldırıldığı duyuruldu.
Muhalefet cephesinde, “AK Parti’den başka isimler, bakanlar, bakan yardımcıları, milletvekilleri, bürokratlar da var.” iddiası konuşuluyor.
Ekonomistler ise borsadaki düşüşü baz alarak kelebek etkisine dikkat çekiyor.
Ve birçok sektörün etkilenebileceği uyarısında bulunuyorlar.
* * *
Başkent bu hafta çok hareketliydi.
Meclis, fon krizinin gölgesinde açıldı.
Cumhurbaşkanı: “Kimsenin hakkını yedirmeyeceğiz.” dedi.
Erdoğan konuşurken Yeni Parti, Meclis Genel Kurulu’ndan çıktı.
Özel, “Adayımızı hapse atanı dinleyecek vaktimiz yok.” dedi.
Kılıçdaroğlu ayağa kalkmadı.
Bahçeli yine DEM Parti ile tokalaştı. Öcalan’a selam yolladı.
Dervişoğlu ile ise girişte değil, çıkışta tokalaştılar.
Biliyorsunuz, Can Atalay hâlâ cezaevinde. Tepki olarak dövizleri dağıtıldı.
Ve Çerçeve yasa ile yeni anayasa da Genel Kurul’un gündemindeydi.
* * *
Gelelim belediye operasyonlarına…
Bu hafta adres Mersin ve Eyüpsultan oldu.
* * *
Sporun gündemi ise adliydi.
Merkez Hakem Kurulu Başkanı ile 6 isim, “istedikleri hakemi indirip istediklerini çıkarmakla”suçlandı.
Tehdit mesajları ve ses kayıtları dosyaya girdi.
TFF de yasa dışı bahis oynayan kulüp yöneticilerini açıkladı.
Adli süreç işliyor.
* * *
Güzel haber: 88 gün sonra hâkim karşısına çıkan komedyen Deniz Göktaş, özgürlüğüne kavuştu.
İBB davasında da 4 tahliye var.
Tüm bunların dışında neler yaşadık, neleri yeteri kadar konuşamadık; onlara da pencere açalım.
NE KONUŞTUK?
TÜRK-İŞ, Eylül ayı açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı.
37 bin 801 lira açlık sınırı.
Yoksulluk sınırı ise 123 bin 130 lira.
Emeklinin 5 maaşı ediyor.
Geriye de 5 bin 370 lira kalıyor.
Tek maaşla geçinmeye, yaşamaya çalışanlardan bahsedelim…
26 emekli örgütü “Seyyanen Zam Platformu”nu kurdu.
81 ilde eylem yapıyorlar.
“Geçinemiyoruz, ölüme terk ediliyoruz. Bıçak kemiğe dayandı.” diyorlar.
Geçen hafta, kelimenin gerçek anlamıyla acı bir kayıp yaşadık.
Son sözleri “Torunum oldu, altın alamadım.” diyen “Mesele para değil, onurumuz.” pankartı taşıyan ve canına kıyan memur emeklisi Ali Şekeroğlu’nu nasıl unutabiliriz?
Vicdanı olan üzülmekle kalıyor.
Bu ülkede; emeklinin, asgari ücretlinin, hak arayışındaki işçinin, okuyabilmek için çalışan öğrencinin, kirasını ödeyemediği için sokakta kalan vatandaşın durumunu konuşmayıp da ne yapacağız?
NEDEN ÜZÜLDÜK?
42’li bebek bezi, market raflarında artık 899 lira 95 kuruş.
Bazı markaların bezleri bin 100 lira civarında.
Bu gerçekten üzücü.
Çünkü dünyaevine girmek zor.
Bebek sahibi bir aile olmak daha da zor.
Sağlık harcamaları, bakımı, beslenmesi… Masraf demek.
“Rızkıyla geliyor.” denir ama bebeklerin rızkı da zamlandı.
Tam yeri gelmişken sorayım: Sizce doğum oranı neden düşüyor?
CEBİMİZİ NE YAKTI?
En temel ihtiyaçlarımız: beslenme, barınma.
Ne dengeli, sağlıklı beslenebiliyoruz ne de barınabiliyoruz.
Özellikle de İstanbul’un her bir köşesi gerçekten altın değerinde.
Son araştırmayı da görmüşsünüzdür. 100 metrekarelik bir ev için en yüksek kira İstanbul’da: Aylık 47 bin lira olarak belirlenmiş.
İyimser bir rakam…
Benim yaşadığım semtte, en az 100 metrekarelik; konumu iyi, nispeten bakımlı evlerin kirası ortalama 70-80 bin lira.
Site içinde olursa 100 bin liraya çıkıyor.
Bu kira meselesi, büyükşehirlerde, özellikle de İstanbul’da cepleri kavuruyor.
NEYE ŞAŞIRAMADIK?
Devir, ne yazık ki gösteriş devri.
Ve herkes oradan beslenir oldu.
Sosyal medyada doğru kişileri takip etmiyorsanız, akıl ve ruh sağlığınızı korumanız; hatta cüzdanınızı da korumanız zor.
Geçenlerde tanınmış bir kadın oyuncu, dünyaca ünlü lüks bir markanın trençkotu ve çantasıyla arzıendam etti.
İki parçanın toplam fiyatı 224 bin lira.
Ertesi gün, eski bir modelin yıllardır sıra beklediği çantayı almak için Almanya’ya gittiğini ve bir gece kaldığını okuduk.
Fiyatı da 8 bin euro, yani yaklaşık 450 bin lira.
İmkânı var, alıp giyiyor, takıyor; ona sözümüz yok.
Ama kirasını ödeyemeyen, ay sonunu getiremeyen ailelerde, özellikle genç kadınların kendilerini parçalarcasına bu ürünlerin taklitlerine ulaşma çabası üzüyor.
Ve fakat “sosyal çürüme” dediğimiz tablodaki başlıklardan biri de bu olduğu için şaşıramıyorum…
NEDEN ŞAŞIRDIK?
Bir üst başlığın neticesine şaşırmamak ise elde değil.
İstanbul’da, Nişantaşı’nda 28 yaşındaki bir ressam ve influencer, mağazadan yaklaşık 48 bin liralık alışveriş yaptı.
24 parçalık kıyafet aldı ve ödeme yapmadı.
Hemen fark edildi, ürünler mağazaya teslim edildi.
Hırsızlık suçundan savcının karşısına çıktı.
Serbest kaldı.
Çok acı ve şaşırtıcı bir tablo işte bu.
KİME HAK VERDİK?
Bu hepimizin muhakkak başına gelmiştir.
Özellikle çalışan kadınların kanayan yarası: misafir ağırlamak…
Tabii insan, sevdikleri için her şeyi eksiksiz yapmak, güzel zaman geçirmek istiyor.
Ama maddi-manevi yorgunluk ve zaman problemi de olabiliyor.
Sosyal medyada denk geldim. İkiz annesi bir kadın da misafirleri için dört çeşit yemek hazırlamış.
Fakat arkasından, “Çeşit azdı, ev de dağınıktı.” şeklinde mesaj atılarak dedikodusunun yapıldığını okuyunca kalbi kırılmış.
Haklı.
İronik olan ise, dedikoduyu yapanların, onu evlerine bir kez olsun kahve içmeye bile davet etmeyenler olması…
NEDEN UMUTLANDIK?
Bu hafta öyle pek de kahkaha attıran, ağız dolusu güldüren bir olay yaşadık mı?
Ben göremedim.
Ama iç ısıtan bir görüntüye denk geldim.
Ankara’da, metroda çalan müziğe ayak uyduran bir dansçının görüntüsü.
Ritme kendini bırakıyor.
Hem yüz güldürüyor hem de umut veriyor.
İhtiyacımız var böyle güzel hareketlere.
Gelecekten umuda…
Özetle böyle.
Zor zamanlar yakamızı bırakmıyor.
Fakat her yeni günün iyiye, güzele kapı açacağına dair beklentimiz var.
Ümitlerimizin kırılmadığı bir hafta olması dileğiyle…