Mevsim değişti.
Okullar açıldı.
Toplu taşıma araçları kalabalıklaştı.
Sonuç, acillerde yoğunluk var.
Bu satırları size hafta sonunu hastane acilinde geçirmiş biri olarak yazıyorum.
Çocuklardan biri ateşlenip hastalanınca herkes nasibini aldı.
Mevsimin hastalığı…
Özellikle başta üst solunum yolu enfeksiyonu ile doktorların kapısı çalınıyor.
Bir salgından söz etmemekle birlikte; ASM ve acillere başvuru katlandı.
Kısa süre sonra ise alarmın rengi kırmızıya dönecek.
Doç. Dr. Deniz Aygün:
“Eylül ayıyla ateş, öksürük, boğaz ağrısı ve burun akıntısı gibi yakınmalarla sağlık kuruluşlarına başvurularda kademeli bir artış görmemiz beklenen durumdur. Önümüzdeki haftalarda solunum yolu enfeksiyonlarının, sonbahar ve kış ilerledikçe de influenza ve RSV gibi enfeksiyonların daha sık görülmesini bekliyoruz.”
Tetikleyici çok.
İlk yapmamız gereken ise artık yaza veda ettiğimizi kabul etmek ve uygun kıyafet tercihi yapmak.
Lahana Gibi Giyinmeliyiz
Sonbaharın en büyük tuzağı ani hava değişimleri.
Sabah hırka ya da yağmurlukla çıkılan evden, öğlen tişörtle dolaşılan bir havaya geçiş, vücut ısısının dengesini bozuyor ve bağışıklığı düşürüyor.
Yağışlı havada ıslanan ayaklar ve kıyafetler de cabası.
Bu durumda uzmanların ilk önerisi “lahana modeli”, yani kat kat giyinmek.
Ayrıca okul çantasında her zaman yedek bir çorap ve tişört bulundurmak, yağmura yakalanma senaryolarında kurtarıcı olabiliyor.
Peki hem kendimizi hem de çocuklarımızı mevsimin vebasından yani beta, RSV, adeno, boca, noro, rota, rinovirüsten korumak; influenzadan uzak tutmak için neler yapmalıyız?
Hastalık durumunda atılması gereken adımlar ne olmalı?
Cevabı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniğinden Doç. Dr. Deniz Aygünverdi.
Virüs Sınıfta Elden Ele Yayılıyor
Biliyorsunuz ki, okul servisleri, metrolar ve otobüsler… Sabahın erken saatlerinde tam olarak havalandırılmamış, onlarca kişinin bir arada bulunduğu bu dar alanlar, damlacık yoluyla bulaşan virüs için biçilmiş kaftan.
Üstelik okullardaki ortak kullanım alanları ve tuvaletlerdeki temizlik standartları her zaman evdeki gibi olamayabiliyor.
Bu durumda ne yapmalıyız?
“Korunmada en etkili önlemlerden biri basit hijyen kurallarıdır. Eller yıkanmalı, çocuklara öksürürken veya hapşırırken ağız ve burunlarını mendille ya da dirsek içiyle kapatmaları öğretilmeli ve sınıflar ve araçlar mümkün olduğunca sık havalandırılmalıdır.”
Ve “paylaşmama” kuralı hayati.
Ama uygulamak zor.
Malum, çocuklar doğası gereği paylaşımcı; boya kalemlerini, oyuncaklarını ve maalesef su şişelerini ya da yiyeceklerini bile birbirlerine veriyorlar.
Bu da enfeksiyonun jet hızıyla yayılmasına neden oluyor.
Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Deniz Aygün bir konuya daha dikkat çekiyor.
Doç. Dr. Deniz Aygün:
“Hasta çocukların özellikle ateşli ve genel durumlarının kötü olduğu dönemde okula gönderilmemesi hem kendi iyileşmeleri hem de diğer çocukların korunması açısından önemlidir.”
Çünkü çocuk, hastalığın kaynağı olarak sınıfta yerini almış oluyor.
Bağışıklığın Gizli Silahı: Beslenme Ve Uyku
Kantindeki birçok yiyecek tam da bu nedenle kara listede.
Doç. Dr. Deniz Aygün:
“Esas olan dengeli beslenme, yeterli protein, sebze-meyve tüketimi, yeterli sıvı alımı ve düzenli uykudur.”
Gerçek şifa ise uyku.
Artık hepimiz ezberledik; bağışıklık hücrelerinin yenilenmesi için ilkokul çağındaki bir çocuğun günde 9 ila 11 saat kaliteli uyuması gerekiyor.
Telefon ve tablet ekranları uykudan en az bir saat önce kapatılmalı.
Ve Doç. Dr. Deniz Aygün’e göre; önce evde takip yapılmalı.
“Çocuğun genel durumu iyiyse, sıvı alabiliyorsa, idrar yapıyorsa, solunum sıkıntısı yoksa ve ateş düştüğünde çevresiyle ilgileniyor ve hareketleniyorsa başlangıçta evde takip edilebilir.”
Kritik nokta ise şu:
“İzleminde ateşin uzaması, giderek kötüleşmesi, tekrarlayan kusma, beslenmenin belirgin azalması varsa doktor tarafından değerlendirilmesi uygun olur. Nefes almakta güçlük, hızlı ve zor solunum, göğüste çekilme, morarma, belirgin uykuya eğilim veya bilinç değişikliği, sıvı alamama, ciddi susuzluk bulguları, nöbet varsa vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır.”
Takipte olmak şart.
Kimi hafif atlatıyor, kimi günlerce yataktan çıkamıyor.
Bu nedenle “bana bir şey olmaz” dememek gerekiyor.
Sonuçta grip genç yaşlı ayırmıyor.
Virüs ve enfeksiyon bünyeden bünyeye apayrı sarsıcı etki yaratıyor.
Gereksiz Antibiyotik Zehir Demek
Özellikle son yıllarda hekimler tedbirli.
Aileler tedirgin.
Çünkü ezbere antibiyotik kullanımı fayda değil zarar doğuruyor.
Doç. Dr. Deniz Aygün:
“Çocukluk çağındaki solunum yolu enfeksiyonlarının büyük bölümü virüslerden kaynaklanır ve antibiyotiklerin virüslere hiçbir etkisi yoktur. Antibiyotik ancak hekim tarafından bakteriyel enfeksiyon düşünüldüğünde kullanılmalıdır.”
Yani, kararı detaylı muayene, klinik gözlem ve gerekli durumda yapılacak testlerle doktor verebilir.
Evde yarım kalan antibiyotiğin başlanması da kişinin kendi eliyle çocuğunu zehirlemesi demek…
Ve hekimler kliniklerde bunu çok sık deneyimliyor.
Doç. Dr. Deniz Aygün:
“Daha önce başka bir hastalık için verilmiş ya da evde kalan antibiyotikleri kesinlikle kullanmaması gerekmektedir. Kaldı ki zaten antibiyotik gerekip gerekmediği yalnızca ateşin yüksekliğine, balgamın veya burun akıntısının rengine bakılarak anlaşılamaz. Öncelikle rutin aşılarının yaşına uygun olarak tamamlanması ve mevsimsel influenza aşısı yapılması önemlidir.”
Son cümleye dikkat.
Grip Aşısı Hayat Kurtarıyor
Bu yıl SGK’nın ödeme kapsamında olan iki çeşit grip aşısı var.
İlki eczanelere gitti.
İkincisi ise ay sonunda rafta olacak.
313 lira ödeme yapmak gerekiyor.
Başta da yazdım, kurtarıcı.
KLİMİK Derneği’nden son paylaşılan Grip Bilgi Notu öyle söylüyor.
“Grip basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Riskli gruplarda doğrudan kalp krizi, inme riskini artırarak dolaylı ölümlere yol açabilmektedir. Önlenmesi gereken bir hastalıktır. Önlemenin tek yolu aşılamaktır.” açıklaması yapıldı.
65 yaş üstü, kronik rahatsızlığı olanlar ve gebeler için aşının hayati önem taşıdığı da çalışmada yer aldı.
“Aşı felç yapmaz, kısırlığa neden olmaz; gebelerde de güvenle yapılabilmektedir.” dendi.
Okudunuz, hem mevsim gereği hem de okulların açılmasıyla grip hastalıkların artması, yayılması kaçınılmaz.
Herkes için risk var.
Ancak aldığımız küçük, sürdürülebilir önlemlerle bu dönemi en az hasarla atlatmak bizim elimizde.
Ve aşı korunmak için kesin çözüm gibi görünüyor…