Zaman zaman kendinizi kaybolmuş gibi hissediyor musunuz?
Malum çağ bilgi çağı, bilişim çağı.
Bu konuda çok çalışmalı, dünya milletlerini yakalamalıyız değil mi?
Ama bizim başka dertlerimiz var.
Öncelikli amacımız karnımızı doyurmak, barınabilmek, fiziki ya da psikolojik şiddete uğramamak, denetimsizlik, ihmalkârlık ve cezasızlık yüzünden ölmemek; yani hayatta kalabilmek!
Yeni bir ay, yeni umutlar diye başladığımız haftada resmen savrulduk…
Neler yaşadık?
Nelere üzüldük?
Neyin mücadelesini verdik?
Hatırlayalım; haftaya bir bakış atalım…
Girne-Mersin arasında sefer yapan yolcu gemisi alabora olunca çok büyük bir acı yaşadık, yaşıyoruz.
Her detayla acı daha da katlandı.
İddiaya göre, o gemi iki ayrı yapısal kaza geçirdi, daha önce de su aldı.
Nasıl yeniden sefere çıkarıldı?
Ve tüm sinyallere, uyarılara rağmen kaptan neden yola devam dedi?
Daha vahimi, geçerli sertifikası dahi olmayan o kaptan nasıl dümendeydi?
Hiç mi denetlenmedi?
İhmaller zinciri bu faciaya neden oldu.
Bunun adı cinayete teşebbüs.
Canlar yitip gitti.
Kayıp ailelerinin bekleyişi sürüyor.
Ölenlere rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Ve henüz bu şoku yaşarken, Marmara’da iki gemi çarpıştı, biri battı.
Mürettebat kayıp.
İki kaptan da tutuklandı.
Bu kazada da çok ciddi soru işaretleri var.
Siyasetin gündemi süreç…
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tarihi fırsat yakaladık” dedi.
Büyük Türkiye Mutabakatı çağrısı yaptı.
Muhalefetin gündeminde ise DEM Parti kanadından gelen “Bu yasa, İmralı’daki müzakere sonrası çıkmış yasa” açıklaması ve terör örgütü elebaşı Öcalan’ın silahsızlanma kurulunda rol alması gerektiği ısrarı vardı.
Tepki büyük…
Adli tatil sona erdi biliyorsunuz, yeni yargı yılı açıldı; gözler butlan kararında.
Yargıtay nasıl bir karar verecek, göreceğiz.
İBB duruşmalarında ise 2 tahliye kararı çıktı.
Çok ilginç bir soruşturma haberi de aldık.
Gelecek Partisi’nin kapısını kapatan, siyasete veda eden Ahmet Davutoğlu hakkında, 2022 yılında sarf ettiği cümleler nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçundan soruşturma açıldı.
Kuşkusuz bu hafta gündeme bomba gibi düşen bir diğer konu Gökçekler’in kayıt dışı mal varlığı meselesi…
Melih Gökçek, oğlu ve gelininin yurt dışındaki gayrimenkulleri üzerinden şüpheli sıfatıyla ifade verdi.
2 saatin ardından savcılıktan ayrıldı ve “İfadenin gizliliği var, bir şey söyleyemem.” dedi.
Şimdi ifade sırası oğul ve gelin Gökçek’te…
Ve ABB’den ihale alan 36 şirket için de soruşturma başlatıldı.
Gökçek dönemi de dahil olmak üzere talep edilen belgeler Başsavcılığa gönderildi.
Bu çok önemli bir gelişme…
Yargıdan devam edeyim: Komedyen Deniz Göktaş hakkında hazırlanan iddianame kabul edildi.
Cumhurbaşkanına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve suçluyu övme suçlarından 12 yıl 8 aya kadar hapis cezasıyla tutuklu yargılanacak.
28 Eylül’de hakim karşısına çıkacak.
NE KONUŞTUK?
Türk-İş, açlık sınırını 37 bin 388 lira, yoksulluk sınırını ise 121 bin 786 lira olarak açıkladı.
Ardından enflasyon rakamları geldi.
Ağustosta %1,84, yıllık %31,51 artış oldu, olmuş…
Beklentinin altında…
TÜİK’e göre, gıda enflasyonu düştü!
Gerçegi söyleyen evinizdeki, cebinizdeki enflasyon…
Akaryakıta çifter çifter gelen zamları takip bile edemez olduk.
Bazen düşünüyorum da hayat pahalılığı, enflasyonun ezici gücü, etiketler ortadayken; biz hepimiz, her birimiz gerçekten birer “survivor”ız.
Yoksulluk sınırına asla erişemeyen, asgari hayatlar yaşayan insanlarız.
Konuşacak bundan daha önemli neyimiz var?
Olmamalı, değil mi?
Ama yukarıda özette de okudunuz.
Politikanın nefes aldırmayan bir gündemi var.
Her anlamda adaleti sorgulamadığımız tek bir gün yok.
Çocuğa, hayvana, kadına şiddet; ağaçları koruma mesaisi; bir kör kurşuna gitme ihtimali… Öyle yoruyor ve hırpalıyor ki çoğu zaman, soframızdan eksilenlerin hesabını bile soramıyoruz.
Öte yandan asıl gerçeğimiz bu:
Biz yoksul bile olamıyoruz!
NEDEN ÜZÜLDÜK?
TÜİK, temmuz ayı işsizlik rakamlarını da açıkladı.
Bir önceki aya göre işsiz sayısı 150 bin arttı ve 2 milyon 860 bin oldu.
Geniş tanımlı ve genç işsizlik de arttı.
Okul kazanmak zor; o okula kayıt yaptırabilmek ve devam edebilmek daha da zor.
Bir genç tüm bu zorlukları aştı, diplomasını aldı desek, bu kez de acı gerçekle yüzleşiyor: İş yok.
Diploma para etmiyor.
“Mesleğimi değil, başka bir iş yapayım” diyene de kapı asgari ücretten açılıyor.
Ve bu kara düzen böyle devam ediyor!
Siz söyleyin, nasıl üzülmeyelim?
CEBİMİZİ NE YAKTI?
Bu sorunun tek bir cevabı yok, biliyorsunuz.
Doğru yanıt ancak her şey olabilir.
Ama birini cımbızlayalım.
Kırmızı et fiyatları malum ama fırsatçılığın boyutu da değişip işletme masraflarının tamamı tüketiciye yüklenince, bir porsiyon İskender kebap 1.100 lira oluyor.
Bir buçuk porsiyonu için de 1.625 lira isteniyor.
İçecek de eklenince, tek kişinin İskender yemesi ortalama 1.500 lira.
Dört kişilik aile hesabına girmeyelim bile…
Gerçekten ayıp, günah, yazık!
NEYE İSYAN ETTİK?
Bir önceki başlığın devamı niteliğinde; kazıklanmaya isyan ediyoruz.
Ediyoruz da öyle bir cezasızlık kültürü var ki kim kimi yakalarsa resmen cebindekini alıyor.
Son dönem tek lüksümüz kahve içmek.
Ama süt ekletirken dikkat; badem ya da yulaf sütü ekletirken daha da dikkat…
Bir yeni nesil kahvecide, eklenen yulaf sütü için 90 lira alındı.
Tüketici, “Bir fincan kahve oldu mu size 370 lira.” diye isyan etti.
Haksız mı?
NEDEN UTANDIK?
E, bu hafta da boş geçmedi.
Yine başkası adına utandık.
Sosyal medyada cenaze evinde pide ve ikramlar nedeniyle çıkan tartışmadan bahsedilen bir paylaşıma denk geldim.
“Pide bitmiş, ikinci isteniyor. Çay gelmiş, limon soruluyor. Cenaze evi misafirlik yeri mi?” diye soruyor anlatan kişi.
Yerinde soru ve haklı bir paylaşım.
Hepimiz biliyoruz ki sevdiklerimizi kaybettiğimizde canımızdan can gidiyor.
Buna rağmen annesini, babasını, eşini, çoluğunu çocuğunu kaybetmiş bir insan kalkıyor, çay dolduruyor, servis yapıyor.
Herkes en azından önüne gelene razı olmalı.
Olmayanlar adına utanıyoruz.
NEYE ŞAŞIRAMADIK?
Muhtemelen görmüşsünüzdür; Kâbe’ye giden bir Türk, Türkiye’de boykot edilen markaların Mekke’de yoğun ilgi görmesine tepki gösterdi.
Kadın şöyle anlatıyor: “Çok garibime gitti, boykot markalarının önü tıklım tıklım…”
İnanın, hiç garibime gitmedi.
20 yılı aşkın süredir gazetecilik yapan, bürokrasiyi ve sokağı takip eden, farklı ülkeler, şehirler ve insanlar görmüş biri olarak şaşırtıcı olduğunu söyleyemiyorum.
Çünkü insan tam da böyle bir varlık.
NEYE GÜLDÜK?
Bir maymunun matcha içme görüntüsü viral oldu.
Tadıyor ve o kadar beğenmiyor ki resmen atıp ardına bile bakmadan kaçıyor.
Gülümsememek çok zor.
Ben de oldum olası bu bir anda popüler olan ve tadı tartışmalı yiyeceklere mesafeli olmuşumdur.
Sırf sosyal medyaya bir fotoğraf yüklemek için de o paraların ödenmesine karşıyım.
Başa döneyim, denk gelirseniz matchayı beğenmeyen maymunu izlemeden geçmeyin; resmen bu zor günlerde insana keyif veriyor…
Evet, özetle durumlar böyle.
Mücadele dolu, canların yandığı bir haftayı daha geride bırakıyoruz.
Yenisinden her daim umudumuz var.
Hak ettiğimiz güzellikleri getirsin…