İlk günden beri yüreğimiz ağzımızda, kalbimiz pırpırdı.
Ne yazık ki korkulan oldu.
2026 yılında Türkiye’de veliler, öğrenciler, öğretmenler, hatta yoldan geçen vatandaşlar bile tehlikelerle karşı karşıya kalabiliyor.
Okullarda şiddetin farklı biçimleriyle karşılaşıyor, ölüm haberleriyle sarsılıyoruz.
Daha geçen yıl yaşanan acıları unutamadık.
Akran zorbalığı, çocuğun çocuğu öldürmesi, öğrencinin öğretmene yönelik saldırısı...
Hayattan kopanlar, kabuk bağlamayan yaramız.
Hatırlayalım; önce İstanbul Çekmeköy’de, ardından Şanlıurfa Siverek’te, hemen ertesi gün ise Kahramanmaraş’ta saldırılar yaşandı.
Aslında okullarda son zil çalana dek şiddet konuşuldu.
Bu defa Manisa’nın Turgutlu ilçesinden gelen haberle sarsıldık.
Bir lise öğrencisinin av tüfeğiyle okula geldiği ve ateş açtığı bildirildi.
İddiaya göre öğrenci, aralarında tartışma yaşanan akranını hedef aldı. Ardından ateş açıldığı belirtildi.
Yaralılardan durumunun ağır olduğu bildirilenler var.
Yayın yasağı kapsamında ayrıntıya girmiyorum. Ancak geçmişte yaşadığımız korkuyu, kaygıyı ve acıyı yeniden hissettik.
Günün sonunda her kapı psikolojik desteğin önemine açılıyor.
Aileye düşen görev ise büyük.
*Vicdanlı çocuklar yetiştirmek zorundayız.*
Evlatlarımıza değer vermek; onların da maddi ve manevi ihtiyaçları olduğunu, desteklenmeleri gerektiğini bilmek ve buna göre davranmak şart.
Akran zorbalığı ise okullarda giderek daha fazla konuşulan ciddi bir sorun.
Gücü yeten güçsüze saldırıyor.
Sözle inciniyor önce canlar.
Gruplaşmayla, aşağılamayla nefret adeta çocukların kalplerini esir alıyor.
Tekme, tokat, yumrukla devam ediyor.
Bıçağı olan bıçağı çekiyor, silahı bulan ateşleyip can alıyor.
Zor günlerden geçiyoruz.
Çetin hayat şartlarıyla mücadele ederken en çok da eğitimi konuşuyoruz.
Mesela özel okullarda sözleşmeli öğretmenlerin özlük hakları tartışmalı, maaşlar ortada.
Bazı öğrencilerin beslenme çantalarının boş kaldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Bütün bunlar, eğitimdeki eşitsizlik açmazını daha da görünür kılıyor.
Velilerin maddi ve manevi yükü ağır.
Sınav sistemi, sistemsizlik çıkmazımızken en büyük derdimiz can güvenliği oldu.
*Çocuklar ellerinde silahla nasıl okul basıyor?*
*Bireysel silahlara erişim neden bu kadar kolay?*
Asıl sorulması gereken, bundan sonra ne yapacağımız.
Daha mürekkebi kurumadı; yedi bakanlık okul güvenliği iş birliği protokolünü imzaladı.
Alınan tedbirleri konuşurken saldırı gerçekleşti.
Şimdi çözümü nerede, kimde aramalıyız?
Cevapları Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’dan aldım.
“Çocuk Kendini Okula Ait Hissetmiyor”
“Öncelikle tabloyu anlatayım: Toplumda genel bir adaletsizlik, geleceğe karşı güvensizlik duygusu var. Çocuklar kendini okula ait hissetmiyor. Çözüm, toplum genelinde mafyatik yöntemlerle aranır oldu.”
Yani günün sonunda toplumsal çürüme ve travmatik yaşam koşulları yüzümüze çarpıyor.
Bireysel silahlanma ve silaha erişim konusu ise mutlaka sorgulanmalı.
“Rapor Hazırladık, Psikodestek Olmalı Dedik”
Eğitim-İş Sendikası, yaz boyunca hem eğitimcilerin hak mücadelesinde sahadaydı hem de masada önemli bir çalışmaya imza attı.
Kadem Özbay şöyle diyor:
“Kapsamlı çalışma yaptık. Raporlar hazırladık. Çocuklara psikodestek verilmesini istedik. Önemini örneklendirdik. Rehberlik desteğinin nasıl olması gerektiğini anlattık.”
Görüyoruz ki öğrenciler için psikolojik destek artık şart.
Okula gitmek istememe, içe kapanma ya da tam tersine saldırganlaşma bize bir şey anlatıyor. Takipte olmak gerekiyor.
Çünkü alarmın rengi kırmızı.
“Okullar Güvensiz”
PISA'nın ilgili verileri de okullardaki güvenlik algısına ilişkin dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.
Kadem Özbay, söz konusu verileri şöyle değerlendiriyor:
“Skorun ötesinde sosyal eşitsizlik var o veride. Türkiye’de her 5 çocuktan 1’i okulda kendisini güvende hissetmiyor diyor, Meksika’dan sonra 2. sırada Türkiye. Aslında bu uyarılar Meclis’te, komisyonlarda defalarca görüşüldü. Bizler araştırmalar yaptık, veriler yayımladık, öneriler sunduk. Öğretmenin raporu dikkate alınmalı.”
Yaşananlar ortada.
Çözümü beraber bulacağız.
Bir daha aynı acıyı yaşamamak adına bu bir tercih değil, zorunluluk.