Bu hafta resmen operasyonlar haftasıydı; belediyelere, derneklere, kulüp yöneticilerine, ünlülere…
Tutuklamalar da oldu.
“Ne Konuştuk?” başlığı altında detayına bakacağız.
Önce gündemin başkaca öne çıkan konuları diyelim.
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nde; darbe girişiminin 10. yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajını Meclis’ten verdi. “FETÖ tehdidi hâlâ bitmedi.” dedi.
Muhalefetin gündemi de yine FETÖ’nün siyasi ayağıydı.
CHP’de durum ne?
Mutlak butlan kararı, 57 gün sonra Yargıtay’a; dokunulmazlık dosyaları ise Meclis’e ulaştı.
Disiplin kararları, ihraçlar, görevden almalar, olağanüstü kurultay, yeni parti ve ayrıca “bölünme polemiği” vardı bu hafta.
Kılıçdaroğlu “Kim partiyi bölüyorsa Erdoğan’a hizmet ediyor.” dedi.
Özel’den hodri meydan çıkışı geldi.
“Genel başkanlık yarışına girelim, kaybeden CHP’yi salsın.” dedi.
Peki süreç düğümü çözülecek mi?
Bir gece yarısı buluşması gerçekleşti.
Bir tarafta İmralı Heyeti, diğer tarafta Abdullah Güler ve Efkan Ala vardı.
Ne konuşuldu bilmiyoruz. Herhangi bir açıklama yapılmadı.
İmralı Heyeti, o gecenin sabahında Bahçeli’yi Meclis’teki makamında ziyaret etti.
Görünen o ki bu ay içinde bir çerçeve yasa çıkacak.
Ve faili meçhul dosyalar…
Son olarak Muhsin Yazıcıoğlu dosyası raftan indi.
17 yıl sonra suikast soruşturmasına 27 gözaltı geldi.
19 kişi tutuklandı.
78 can için adalet yürüyüşüne de değinelim.
Bolu’daki Grand Kartal Oteli’ndeki katliamda ailesini kaybeden aileler Ankara’ya yürüdü.
“10 ay geçti, iddianame hazırlanmadı.” diye haykırıyorlar.
Özel okul öğretmenleri de “taban maaş, güvence” isteği ile tekrar Ankara’da…
Milli Eğitim Bakanlığı’na yürümek istediler. Yine hem kendileri hem de anneleri polis müdahalesi ile karşılaştı.
Yerlerde sürüklendiler annelerimiz, kardeşlerimiz…
Ters kelepçe ile gözaltına alındılar.
Ters kelepçe ile…
Adalet hepimize lazım!
NE KONUŞTUK?
Kuşkusuz bu hafta; “Ahbap soruşturması” gündeme bomba gibi düştü.
Biliyorsunuz, Kızılay, Ahbap Derneği’ne 6 Şubat depremlerinde çadır satmıştı.
Haluk Levent, gönderilen yardım paralarıyla bahis oynadığı gerekçesiyle; Dernekler Kanunu’na muhalefet, kara para aklama ve örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandı.
Raporu MASAK hazırladı, 2025 yılında…
Derneğin ve şüphelilerin mal varlıklarına el konuldu.
Bağışları detaylı incelemek üzere heyet kuruldu.
Levent, 2 defa ifade verdi.
Önce “Bazı siyasilerle ilgili bilgi vermek istedim ama tutanağa geçilmedi. O nedenle susma hakkımı kullanıyorum.” açıklamasını yaptı.
Ardından “Hükumet organlarının birçok politikacısı Ahbap Derneği’ni araç olarak gösterdi. 2023’ten itibaren baskılar gördük. Suçsuzum.” dedi.
Fakat bir cümlesi daha var ki o da çok konuşuldu:
“Borsaya pis bir zaafım var.”
Ayrıca pek çok kişiden de Ahbap’ı öne sürerek yüksek meblağda para alıp çoğunu da ödemediği iddialar arasında.
Oğuzhan Uğur da, soruşturma kapsamında gözaltına alındı.
Bu konu çok hassas…
Çünkü o gece yok olan yalnızca kentler değildi, hayatlardı…
Kurtulan da toparlanamadı.
Hepimiz; gencimiz, yaşlımız, hatta çocuğumuz, kimin elinde ne varsa gönderdi Ahbap’a.
Dolayısıyla bu durum fazlasıyla vicdani.
Can sıkıcı.
En başta yazdım; bu hafta gözaltı furyası vardı.
Eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, 15 Temmuz paylaşımı gerekçe gösterilerek ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçundan tutuklandı.
Tiyatrocu Levent Üzümcü de bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle ev hapsi aldı.
Yasa dışı bahis operasyonunda yeni dalga gerçekleşti: 19 kulüp yöneticisi hakkında gözaltı kararı verildi.
Ve 23 ünlü isim daha ‘yasaklı madde operasyonu’nda gözaltına alındı, 4’ü tutuklandı.
NEDEN ÜZÜLDÜK?
Gençler daha iyi bir gelecek umuduyla uzak diyarların yolunu tutuyor.
Eğer çalışma izni yoksa ve kazançlı bir meslek yapılmıyorsa; tablo hiç de toz pembe olmuyor.
Hayallerle gerçekler birbirini tutmuyor.
Giresun’dan ABD’ye giden ve kuryelik yapan bir gencin görüntüleri çok konuşuldu.
Arabasında yaşıyor. Araç pislik içinde…
Çeken kişi anlatıyor: “Memlekete dönmeye yüzü yokmuş. Amerika’ya gelen birçok gencin dramı bu.”
Çok üzücü.
Ve keşke gitmek zorunda kalmasalar.
Keşke gittikleri yerde hayata tutunup kazansalar…
CEBİMİZİ NE YAKTI?
Mezar fiyatları.
Evet, yanlış okumadınız; mezar fiyatları.
Ölmenin ve gömülmenin de bir bedeli var.
İstanbul’da fiyatlar açıklandı.
En ucuz mezar 10 bin 728 lira.
En pahalı mezar 334 bin 896 lira.
Garibana mezar bile yok memlekette.
Halk arasında fazla tutumlu insanlar için çokça kullanılan bir söz var.
“Boş mezar bulsa atlayacak.” diye.
Ne dersiniz, devir boş mezara atlama devri mi?
Bu arada…
Mazot ve benzine çifte zammın ardından İstanbul’da toplu ulaşıma yine zam geldi.
Otobüs, metro, metrobüs, minibüs ve vapur gibi toplu ulaşım araçları ile taksi ve okul servislerine %10 zam yapıldı.
İşte böyle…
Yaşamak da zor, ölmek de…
NEYE ŞAŞIRAMADIK?
Dana sucuk diye yediğimiz sucuktan tek tırnaklı eti, yani at eti; dana kıyma diye aldığımız kıymadan eşek eti çıkmasına; zam üstüne zam gören milli içeceğimiz çayda, gıdada kullanılmasına izin verilmeyen yani yasak olan kimyasal boyaların tespit edilmesine; yine sucuk ve salamda deri dokusu, kanatlı eti bulunmasına şaşırmadık, şaşıramadık.
Gıda sahteciliğinde zirvedeyiz.
Sağlığımızla oynayanlardan bıktık usandık.
Bu arada Tarım ve Orman Bakanlığı yeni taklit ve tağşiş listesinde yayımladı.
Bir göz atın derim…
KİME HAK VERDİK?
Türk’ün vize ile imtihanı bitmiyor.
Ateşten gömlekleri giyip vize başvuru ücretlerini ödeyip; bir de kolay sıra bulabilmek için danışmana para ödeyip gerisini inanca bırakıyoruz.
Dualarla, dileklerle vize sonucunu bekliyoruz.
Umduğunu bulamayan; Fransa’dan Schengen başvurusu yapan kadın ret aldı.
“Daha önce üç Schengen vizem, ayrıca ABD ve Çin vizem var. İlk başvurum da değil. Nasıl oldu anlamadım. Nedir bu Türk vatandaşının çektiği?” dedi.
Sonuna kadar haklı.
Nedir bu Türk vatandaşının çektiği? diye soracakken bir umut doğdu.
“Güvenilir kişi” kategorisine girenlere 2 ile 5 yıllık vize verilmesi planlanıyor.
Hadi bakalım, inşallah…
Bu hafta gülecek bir şey bulamadım.
O nedenle başlık açamadım.
Ve çok üzücü bir kaybım oldu.
Öncelikle bu yazıyı çok zorlanarak yazdım.
Eksiğim, hatam olduysa affola…
Ve devamı aslında kişisel…
BİR VEDA…
Bu dünyadan bir İrmik Çakıl Soybaş geçti.
El kadardı; tavan arasından onu alıp sahiplendiğimde…
Sıcak yuvası olsun, sokakta ölmesin, oğluma kardeş olsun istedim.
Tekirim, 1,5 yıl boyunca evimizin gözbebeği oldu, hiç üzmedi.
Tek gün bile…
Aç kalsa bekledi, tuvaleti gelse tuttu.
Siz denk geldiniz mi bilmiyorum, fakat ben hayatımda ilk kez saygılı bir kedi gördüm, duydum, bildim…
Dünyanın belki de en uysal, ürkek, sessiz, kendini sevdiren kedisiydi…
Ne evi kirletir ne de canımızı yakardı.
Hiç tırmık izim olmadı.
Aksine iyileştirdi.
Derdimize derman olmaya çabaladı…
Bir kez bile kimseye zarar vermedi benim kızım.
Bahçelerde geziyordu, gitti, çok bekledik, dönemedi.
Boğulmuş yavrum, boğmuşlar…
Şimdi birileri diyecek ki insanlar ölüyor bu memlekette?
Evet, ölüyor. Ona da ağlıyorum, buna da.
Bu da can.
Acı çektiğini düşündükçe nefes alamıyorum.
Yeteri kadar koruyamadım belki de…
Keşke daha çok sarılsaydım…
Keşke daha çok kucaklasaydım.
Ufacık canı vardı, bir nefes çok görüldü.

GÜLE GÜLE İRMİK ÇAKIL, güle güle gözleri anlamlı ve sevgiyle bakan masum kızım, SENİ HEP SEVECEĞİM.
İnsanın da, hayvanın da, ağacın da, bitkinin de yaşayabildiği, yaşatıldığı günlerimiz olsun…