Yavaş yavaş, yoksullaşan bir sınıf kayboluyor.
Kendimden pay biçerek anlatayım: Bence ben, her geçen gün fakirleşen orta sınıftandım.
Geçmiş zaman kipi kullanıyorum çünkü; verilere, uzman görüşlerine, daha da önemlisi kısmak zorunda kaldığım giderlere, değişen yaşam biçimime bakarak artık orta sınıf değilim gibi geliyor.
Bu arada dürüstçe şunu söylemeliyim: Canımın istediği her şeyi alabiliyor, her yere gidebiliyorum.
Ama sorun şu ki; kazıklanmak istemiyorum.
Gözlemlerime göre yalnız değilim…
Biliyorsunuz, orta direk önce akşam gezilerinden, lüks harcamalarından feragat etti.
Ardından temel gıdada seçici olmaya başladı.
Ve en büyük fedakârlığın adı: tatil…
Birkaç Aile Birleşip Yazlık Kiralıyor
Memlekette emekli ve asgari ücretli için zaten hayal de; beyaz yakalı da, yani orta sınıf da son dönemde ultra lüks oteller yerine daha az yıldızlı otelleri tercih eder oldu.
O otellerde bile 1 hafta, 4 kişilik aile, tabir-i caizse “böbreği bırakmak zorunda” kalıyor.
Tek tek yazmayacağım; 7 gün, 4 kişilik aile için her şey dâhil bir otelde konaklamasının bedeli ortalama 550 bin-650 bin lira arasında değişiyor.
Ben de rezervasyon için sitelerde gezinirken “Gerçek olamaz.” diye düşündüm.
Fakat buz gibi bir gerçek.
Herkes çözüm peşinde.
Bir çare arıyor.
E, tarihler değişti malum.
Yoğun talebin olmadığı Mayıs, Eylül ve Ekim aylarında hesaplı tatil için rezervasyon yapıldı.
Uzun zamandır yazlığın kapısını açmayanlar, okul kapanır kapanmaz koşar oldu.
1 hafta otelde kalmak yerine, 1 ay boyunca tatil yapmak için birden fazla aile güçlerini birleştiriyor; yazlık kiraladı, kiralıyor…
Devir ekonomi devri.
Bize bunları yaptıran geçim mücadelesi…
Piyasaya bir hayli hâkimim.
Hem araştırdım, hem gözlemledim hem de emlakçılarla konuştum.
Rakamlardan da bahsedeyim.
İzmir’in gözbebeği Çeşme ile başlayayım.
Genelde yazlık evler sezonluk kiralanıyor.
3 aylık kiralarda; evin yeniliğine, eşyalarına, konumuna, havuzlu olup olmayışına göre 350 bin lira ile 700 bin lira arasında değişen fiyatlar var.
Daireler daha uygun elbette.
Ortalama sezonluk 300 bin lira gibi düşünün.
Ve turizm cenneti Bodrum…
Bodrum’u bilirsiniz; bölge bölge değişir yaşam biçimi, ona göre belirlenir etiketler…
Mesela Yalıkavak ve Gümüşlük’te sezonluk 500 bin liradan aşağı yazlık bulamazsınız.
Lüks derseniz rakam 1 milyon liraya da çıkar.
Gümbet, Yahşi, Turgutreis ve Akyarlar’da ise sezonluk ortalama 300 bin-600 bin lira ödeniyor.
Villalar geniş, büyük.
3 aile de rahatça kalabiliyor.
Bu durumda koca yaz için ödenen rakamın aile başı yaklaşık 200 bin lira civarında olduğu söylenebilir.
Yazdığım rakam yalnızca konaklama.
Yeme-içme, sosyalleşme hesaba dâhil değil.
Özetle; orta direk için o eski lüks tatilden eser yok şimdi…
Beach’e Girmek 3 Bin, Çıkmak 6 Bin Lira
Çeşme’deki beach fiyatlarını gördünüz değil mi?
Öyle herkesi de kapıdan sokmuyorlar zaten.
Hasbelkader rezervasyon yaptırıp girebildiyseniz, bir güzel yiyip içeceksiniz, en az da 5 bin lira daha bırakacaksınız, diyorlar.
Bodrum’da da en az bin lira isteniyor normal plajlar için.
Bildiğiniz halk plajının yanına şezlong atıp büfede soğuk içecek satan yerlerden bahsediyorum.
E, girişte para alıyorlar, otopark için de ayrıca ücret talep ediyorlar.
Bari şezlonga, şemsiyeye ayrı ücret istemeyin, değil mi?
Yok, o da hesaba yazılıyor.
Hesap demişken, hemen bir adisyon düzenleniyor.
Günün sonunda bir kişi en az 5 bin lira ödüyor.
4 kişilik aile için hesap basit.
20 bin lira.
Ayvalık’tan da bahsedeyim.
Canım Kuzey Ege…
Hem suyu serin, hem Kazdağları’ndan efil efil esen rüzgâr ruha şifa oluyor.
Cunda Adası bir başka; ortalama bin 500 lira alıyor işletmeler giriş için.
Yedin, içtin; en az 3 bin liraya çıkıyorsun.
Meşhur Sarımsaklı Plajı’nı biliyorsunuz.
Orada da bazı işletmeler kişi başı sezonda 500 lira ile bin lira arasında ücret alıyor.
Ama şezlong ve şemsiye kullanımı ücretsiz.
Bazıları giriş ücreti almıyor, şezlong ve şemsiyeye 250-500 lira arasında ücret koyuyor.
Yediği, içtiği ile en azından bir kişi ortalama 2.000 lira harcıyor diyelim.
Orta direk için bu kabul edilebilir rakam.
Ama her gün mü?
Hayır.
Düşünsenize, 1 ay yazlıkta kalacaksınız; her gün sadece 3, bilemediniz 5 saat kalacağınız plajda düzenli biçimde yüksek ödeme yapacaksınız.
Hele de aile olarak gittiyseniz…
Şezlong Out, Kamp Sandalyesi In
Evet, gelelim başlığa…
Orta direk artık halk plajında.
Hemen o meşhur ‘beach’lerin yanında ufacık, küçücük alanda (çünkü sahiller asla ve asla, tüm mücadeleye, kanunlara rağmen halkın olamıyor! İşletmeler zapt ediyor. Resmen Ege ve Akdeniz sahillerinde mafyatik bir düzen var. Bu büyük oyunu da kimse bozmuyor! Kaldı ki koruma altındaki noktalar bile bazen devlet eliyle işletmeye dönüyor. Bu durumu geçen yıl “Hani Sahiller Halkındı?”başlıklı yazıda detaylandırdım. Üşenmezseniz bir okuyun derim…) şemsiyeler açılıyor, yine portatif masalar kuruluyor.
Sandalyelerdeki konfor muazzam.
Tüm gereçler ortalama 3 bin liraya alınıyor.
Nereden baksanız 5 yaz kullanılıyor.
Canınızın istediği saatte, istediği alandan denize girebiliyorsunuz.
O masada kuma oturarak yapılan kahvaltının, inanın, tadına doyulmuyor.
Canınız mı sıkıldı, plaj kalabalık mı oldu?
Toplanıp başka bir yere, daha kuytuya kaçabiliyorsunuz.
Ya da “Bugünlük bu kadar yeter.” deme özgürlüğünüz var.
Yani plaj giriş ücreti ödeyip denizin dalgalandığı, kirlendiği koylarda “Para ödedim, gitmem.” diyerek günü kendinize zehir etmiyorsunuz.
Başta da söyledim…
Mesele artık para harcamak değil.
Mesele; bu düzenin parçası olamamak.
Mesele, artık “Dur, beni kazıklayamazsın.” diyebilmek.
Halk plajlarında işletmeci, doktor, mühendis, estetisyen, sosyal medya fenomeni… Kimi ararsanız var.
Ve gerçekten de “şezlong insanı” olmayan, birikim sahibi kişilerle ufuk açıcı muhabbet edilebiliyor.
Herkes artık sandalyesini omzunda taşıyor…
Enflasyon Orta Direği Devirdi
Evet, acı ve gerçek tablonun detaylarına.
Ne oldu?
Orta direk nerede kayboldu?
Ülke ekonomisi, yoksullaşan orta sınıfın küllerinden yeniden doğmasına müsaade eder mi?
Yanıtları Ekonomist ve Vergi Uzmanı Deniz Eresen’den aldım.
“Orta Sınıfın Alım Gücü Geriledi”
Eresen, malumun ilamı ile başladı:
“Ekonomik göstergeler orta sınıfın ciddi baskı altında olduğunu gösteriyor. Burada ‘orta sınıf yok oldu’ demek doğru olmaz. Ancak satın alma gücü belirgin şekilde geriledi. Bunun üç temel nedenivar. Yüksek enflasyon, ücret artışlarının önemli bir kısmını kısa sürede eritti. Vergilerin (KDV, ÖTV gibi) payı yüksek. Konut, kira, eğitim ve sağlık gibi zorunlu harcamaların gelir içindeki payı hızla arttı. Dolayısıyla sorun yalnızca gelir artışının yetersiz olması değil; gelirin alım gücünün azalmasıdır.”
Belirsiz Gelecek Gençleri Boğuyor
Deniz Eresen, ayağımızın neden sahillerden, restoranlardan kesildiğinin ekonomik açıklamasını da yaptı…
“Burada sadece gelir kaybı değil, geleceğe ilişkin belirsizlik de etkili oluyor. İnsanlar, ‘Yarın ne olacağını bilmiyorum.’ düşüncesi var.”
Peki, gençlerin durumu?
Deniz Eresen:
“Eskiden ev almak, araba almak, çocuk okutmak orta gelirli aileler için ulaşılabilir hedeflerdi.Bugün birçok genç için bu hedefler oldukça uzaklaştı. Bu durum sadece bugünü değil, gelecekte tasarruf ve yatırım alışkanlıklarını da etkiliyor.”
Tasarruf etmek mi?
Her geçen gün uzaklaşan bir hayal…
Üstelik her şeye çok ama çok fazla vergi ödüyorken
Geçilmeyen otoyolların, köprülerin bedeli yetmezmiş gibi; mutfak tüpünün, tırnak törpüsünün, makasının vergisi de bizden alınırken…
Maddi ve manevi günden güne tükenirken…
“Üretim ve İstihdam Zarar Görüyor”
Asıl soru şu:
Orta sınıf harcamayı kıstığında ekonomide nasıl bir zincirleme etki oluşuyor?
Deniz Eresen:
“Ekonominin en önemli tüketici grubu harcamayınca; önce küçük esnafın cirosu düşüyor, ardından hizmet sektörü yavaşlıyor, işletmeler yatırım planlarını erteliyor, yeni istihdam azalıyor, bazı işletmeler küçülüyor veya kapanıyor. En fazla etkilenen sektörler ise yeme-içme, perakende, mobilya, beyaz eşya, otomotiv, turizm ile eğlence ve kültür sektörleri oluyor.”
Ve sizin aklınızdaki soruyu da sordum.
Bu gidişat daha ne kadar devam edecek?
Başımıza neler gelecek?
Deniz Eresen:
“En büyük risk, iç talebin kalıcı şekilde zayıflamasıdır. Türkiye gibi büyümesinde iç tüketimin önemli paya sahip olduğu bir ekonomide orta sınıfın erimesi; ekonomik büyümeyi yavaşlatır, yatırım iştahını azaltır, işsizliği artırabilir, gelir dağılımını daha da bozabilir.”
Okudunuz…
Canınız sıkıldı değil mi?
Benim aşırı sıkıldı.
Ne diyelim…
Şemsiye açmaya, altına da sandalye atmaya devam…