İçinizden “Hayır, doğrusu gazoz olma, pırlanta ol” diye geçirmeyin lütfen.
Çünkü eğer bir gazozsan, Türk vergi sistemine göre özelsin.
Lükssün.
E kim değerli olmak istemez ki?
İroniyi ilerleyen satırlarda detaylandırdım; ama önce sorayım: Bunu biliyor muydunuz?
Ben kendi kendime, “Acaba ÖTV ödeyip de bilmediğimiz neler var?” diye sorup araştırınca öğrendim.
İnanılır gibi değil ama raftan bir şişe gazoz çekerken, bir bardak limonata içerken, hatta daha içmeden evvel hem ÖTV hem de o ÖTV’nin KDV’sini ödüyormuşuz.
Neden?
Çünkü biz vergiler ülkesiyiz.
Ve sistem, kasayı bizim doldurmamız üzerinden kurgulanmış durumda.
Bakalım…
Sıcak havada buz gibi, hafif ekşi, naneli limonata; soğuk gazoz, meyve suyu şifa gibi geliyor.
Fiyatları nedeniyle de meyve almaktan veya organik içecekler tercih etmekten daha hesaplı.
Hazır olanlar sağlıklı mı? Elbette tartışılır. Çoğu, hatta pek çoğu değil…
Tamam, limon pahalı mı? Pahalı.
Fakat zaten hazır limonatalarda kullanılan gerçek limon oranı da çok az.
Buna rağmen neredeyse her mutfakta, her sofrada yer alıyorlar.
Market raflarında küçük boyları ortalama 40 TL, büyük boyları ise 60-70 TL’den satılıyor.
Markasına göre fiyat yükseliyor.
Ve daha fabrikadan çıkarken ÖTV ekleniyor fiyata.
Rafta ise KDV de biniyor.
Olan tüketiciye oluyor.
Yani insan soruyor:
Bu nasıl vergi adaleti?
Ya da daha basiti:
Adalet bu sistemin neresinde?
Cevabını da vergi uzmanı, ekonomist Deniz Eresen’den aldım.
İlk cümlesi çarpıcı ve içinde bulunduğumuz tabloyu net bir biçimde özetliyor.
“Türkiye’de vergi adaletini tartışmak için bazen uzun raporlara, karmaşık tablolara gerek yok. Bir şişe limonata ile bir pırlantayı yan yana koymak bile yeterli. Mesele, devletin vergiyi kimden, hangi üründen ve ne kadar topladığı.”
Limonatadan Çifte Vergi Alınıyor
Limonata fabrikada şişelendiği an devletin gözünde pırlantadan daha lüks bir statüye kavuşuyor.
Vergi Uzm. Deniz Eresen:
“Evde hazırladığınız limonatada ticari bir teslim olmadığı için ÖTV söz konusu değil. Üretilip piyasaya sunulduğunda, ürünün sınıflandırmasına göre ÖTV gündeme gelebiliyor. Hukuki açıklama bu. Fakat verginin adı ‘özel tüketim’ olunca günlük tüketimin parçası olan içeceklerin aynı vergi sisteminin içerisinde bulunması tartışma konusu.”
ÖTV genişletme paketi işte böyle böyle doluyor.
Türk vergi sistemindeki en ilginç düzenlemelerden biri bu, bence.
Çünkü mutfak tüpündeki tuzak burada da var: ÖTV’nin de KDV’sini ödüyoruz.
Limonata 100, Eklenen Vergi 32 TL
Bunu ben söylemiyorum.
Kanuna, yasaya, mevzuata uygun alınan vergileri hesaplayan işin uzmanı, yani Deniz Eresen söylüyor.
Ve bir hesap yapıyor.
“Vergisiz bedeli 100 TL olan ve %10 ÖTV’ye tabi olduğunu varsaydığımız bir üründe:
Önce 10 TL ÖTV hesaplanıyor. Tutar 110 TL’ye çıkıyor. Ardından %20 KDV, 100 TL üzerinden değil, ÖTV’nin de dâhil olduğu 110 TL üzerinden hesaplanıyor. KDV 22 TL oluyor.
Sonuçta: 100 TL ürün + 10 TL ÖTV + 22 TL KDV = 132 TL.”
Yani vergisiz bedeli 100 TL olan üründe, toplam 32 TL’lik vergi ortaya çıkıyor.
Bu durumda kafede içilen (ki aslında 100 liraya bulmak pek de mümkün değil) bir bardağa, market rafından çekilen şişeye kıyasla yaklaşık üçte bir oranında vergi ekleniyor.
Ama eğer içecek kutuda gelmediyse, “ev yapımı” diye geçiyorsa ÖTV’ye tabi değil.
Yalnızca KDV alınıyor; fakat ev yapımı diye satılan limonataların ortalama fiyatı da 200 TL.
Hesapladıkça insanın ruhu daralıyor.
Şu bir gerçek, hem de çok acı bir gerçek: Biz vergi cennetiyiz.
Ödüyoruz, ödüyoruz; borç misali kapatamıyoruz.
Bakınca az ya da ufak bir harcama gibi geliyor ama toplayınca inanılmaz rakamlardan bahsediyoruz.
Beslenme Çantasındaki ÖTV: Kutu Meyve Suyu
Pırlantada %0 ÖTV; gazozdan, meyve suyundan, tonikten, limonatadan ise 3 Temmuz 2026 itibarıyla %10 ÖTV alınıyor. (Diğer gazlı içeceklerde ise oran çok daha yüksek.)
%20 de KDV’yi koyun üzerine.
Haklı mıymışım?
Hafızayı tazeleyelim: Meclis Genel Kurulu’nda pırlanta, elmas, inci ve diğer kıymetli taşlara %20 ÖTV getirilmesi torba yasa teklifine eklenmiş, ancak AK Parti’den gelen son dakika önergesiyle, “sektörün küresel rekabet gücünü korumak” gerekçesiyle metinden tamamen çıkarılmıştı.
Bugün lüksün ve zenginliğin zirvesi sayılan pırlanta, elmas ve diğer kıymetli taşlarda ÖTV uygulanmıyor.
Buna karşılık dar gelirlinin, gençlerin ve çocukların en temel serinleme kaynaklarından olan içecekler ÖTV + KDV kıskacında.
Başlığı detaylandırayım: Aromalı içecekler de kapsam içi.
Yine sağlıklı olmadığını hatırlatmakla beraber şu da bir gerçek ki; beslenme çantalarının ne yazık ki baş tacı kutu meyve suları.
Okullar açılacak.
Hâliyle meyve suları bol bol içilecek.
Onun da hesabını yapalım.
Marketlerde 200 ml’lik hazır meyve suyu ortalama 14 TL’den satılıyor diyelim.
İçinde meyve oranı yüksekse, meyve parçacıkları varsa, sofra şekeri ya da organik tatlandırıcı kullanıldıysa fiyat daha da artıyor.
Ama dediğim gibi, ortalama bir rakam alalım: 14 TL diyelim.
Vergisiz fiyatı 10,61 TL.
Küçük kutudan kesilen toplam vergi: 3,39 TL.
Hesap ortada.
Yani güçlükle çocuğun beslenme çantasına koyduğunuz 14 TL’lik bir meyve suyunun 3,39 TL’si vergi.
Vallahi pes!
Bu ufak görünen meblağ dar gelirli için büyük sorun.
Vergi Uzm. Deniz Eresen:
“Evet, vergi adaletinin en hassas noktası bu. Dolaylı vergiler vatandaşın gelirini sormaz. Kasaya gittiğinizde yüksek gelirli bir kişi de dar gelirli bir aile de aynı üründeki vergiyi öder.”
Matrah Güncellemesi mi? Gizli Zam mı?
Önemli bir konu daha var.
Hepimizin fiyat algısı şaştı, evet; ama hammaddesine zam gelmese de raflarda değişen içecek fiyatlarına şahit oluyorsunuz.
İşte bunlar hep vergi…
Deniz Eresen:
“Maliye politikası açısından buna ‘vergi düzenlemesi’, ‘matrah güncellemesi’ veya ‘gelir artırıcı tedbir’ denilebilir. Ekonomik sonucu vergi kaynaklı zamdır.
Yaygınlaştığında, enflasyonla mücadeleyi de doğrudan etkiler.”
“Vergi Politikası Sosyal Adalet Aracıdır”
Döndük mü başa?
Neymiş, “vergi politikası sosyal adalet aracı”ymış.
Adalet kime uğramıyor?
Her zaman, her yerde ama hep; mücadele veren kim?
Deniz Eresen:
“Devlet elbette vergi toplayacak. Kamu hizmetlerinin finansmanı için vergi vazgeçilmezdir. Olay, o verginin kimin cebinden çıktığıdır. Vergi politikası yalnızca bütçeyi denkleştirme aracı değil, aynı zamanda sosyal adalet aracıdır.”
Peki çözüm nerede?
Eresen:
“Doğru olan herkesten aynı miktarı veya aynı oranı almak değil, vatandaşın ödeme gücünü de dikkate alan bir sistem kurmaktır.”
Tabii, çözüm bulmak için öncelikle durumu kabullenmek gerekiyor.
Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek ne dedi?
“OECD ülkeleri arasında en düşük vergi yüküne sahip 3’üncü ülkeyiz. Ülkemizde genel KDV oranı yüzde 20’dir. Bu oran ile AB ülkeleri içerisinde en düşük vergi oranına sahip 6’ncı ülkeyiz.”
Bazen olmuyor.
Birbirini tutmuyor.
Ne mi?
Hayallerle gerçekler…