Her sabah yüzümüze sürdüğümüz nemlendirici…

Cildimizi güneşten koruduğunu düşündüğümüz krem…

Saçlarımızı emanet ettiğimiz şampuan…

Dudaklarımızı renklendiren ruj…

Hepsinin sahtesi var ve piyasa taklitle kaynıyor.

Sahte ürün denildiğinde yıllarca akla çanta, saat ya da ayakkabı geldi.

Oysa bugün dünyanın en hızlı büyüyen sahte ürün pazarlarından biri kozmetik.

Kozmetik, dev bir sektör.

Kalitelisi de var, kalitesizi de…

Ancak özellikle cilt bakım ürünlerinde, çocukların kullandığı kremlerde ‘temiz içerik’ son yıllarda popüler oldu.

Hepimiz sağlıklı ürün kullanmak istiyoruz.

İyisi, kalitelisi, cilt dostu olanların etiketi yüksek.

Tam da bu nedenle gözümüz hep “indirim” arıyor.

Zaman zaman sosyal medya hesabında, mesajlaşma grubunda ya da internet sitesinde karşımıza çıkan “orijinal ürün, yarı fiyatına, kampanya” ilanları eminim sizin de dikkatinizi, hatta ilginizi çekiyor.

Tek tıkla kapıya kadar da geliyor.

Uygun fiyata aldığımıza seviniyoruz.

Eğer gerçeğini aldıysak şanslıyız…

Ambalajlar birebir taklit ediliyor.

Kutularda her detay aynı.

Eğer ürünü daha önceden kullanan biri değilseniz yapısından anlamanız; sahteyi gerçeğinden ayırmanız neredeyse imkânsız.

Mesele zaten içeride, çünkü fark orada…

Birazdan detayını okuyacaksınız.

Online Alışverişte “Sahte” Tehlikesi

Kendimden örnek vereyim; yeni nesil mineral filtreli, cilt dostu, temiz içerikli, tüm dermatolojik testlerden geçmiş, uzun yıllardır kullandığımız, güvendiğimiz, yeni içeriği de güzel yorum alan bir markadan çocuk güneş kremi siparişi verdim.

Aslında her zaman kendi sayfasından ya da yurt dışından alırım ama bu kez; tedarik sorunu olunca bir alışveriş platformundan “eczane” ismiyle satış yapan mağazadan aldım.

Kutu aynı, kapak aynı, barkodunda üretim ve son kullanma tarihi çıkıyor, (sahte barkod bir uzantıya yönlendiriyor) fakat dokusu farklı.

Yenilenen formül olduğunu düşünerek kullandım.

Kokusu ağırdı, organik diye düşündüm.

Ve sonuç…

Paramla nasıl üretildiğini bilmediğim bir şey aldım.

En acısı da çocuğuma zarar verdim.

Sonrası can sıkıcı; cildin en iyi ihtimalle tahriş olması…

Diğer belirtileri, cilde verdiği büyük hasarı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Dermatolog Prof. Dr. Zekayi Kutlubay anlattı.

“Elimizde örneğimiz var. SPF 50+ etiketiyle pazarlanan sahte bir üründe, anlamlı bir UVA koruması için gerekli olan en az %3 avobenzon yerine yalnızca %0,8 oranında filtre bulunmuş ve üründe hiç fotostabilizatör tespit edilmemiştir. Kabarcıklı güneş yanığı geliştirdi. Kızarıklık hissi, sivilce benzeri döküntüler, bölgesel şişlik ve pullanma eşlik etti.”

Yalnızca bunlar yaşanırsa ucuz atlattık sayılır.

Çünkü; merdiven altı üretim = ağır metal.

Sahte Krem Kurşun, Arsenik, Cıva, Nikel Deposu

Başlığı okudunuz.

Korkunç değil mi?

Bile isteye arsenik içer, cıva yer misiniz?

Elbette hayır.

Ama farkında olmadan cildinizi bu şekilde besliyor olabilirsiniz…

Dermatolog Prof. Dr. Zekayi Kutlubay:

“Ürüne yasa dışı eklenen ağır metaller, bildirilmemiş koruyucular veya alerjenler var. Yapılan analizlerde, sahte kozmetik ürünlerinde yüksek düzeyde kurşun, arsenik ve cıva gibi ağır metallerinyanı sıra sağlıksız üretim ortamından kaynaklanan bakteri kalıntılarının tespit edildiğini biliyoruz. Kimyasal yanığa yol açabilir.”

İlk etapta ne yapmalıyız?

Prof. Dr. Zekayi Kutlubay:

“Kullanımına derhal son verilmesi gerekmektedir. Ardından, etkilenen bölge su ve yumuşak bir temizleyici ile nazikçe yıkanmalı, seramid içeren onarıcı bir nemlendirici uygulanmalı ve aynı bölgeye başka ürünler eklenmemelidir. Cilt tahrişine yol açabilecek şekilde ovalamaktan kaçınılmalıdır.

“Sahte Krem Cilt Kanserini Tetikler”

Ne yazık ki; tıbbi müdahale gerektiren durumlarla da karşılaşılıyor.

Prof. Zekayi Kutlubay:

“İltihap bulguları (irin, artan kızarıklık, ısı artışı, ağrı, ateş) ortaya çıkıyorsa, yüz, göz çevresi ve dudakta şişlik gelişiyorsa, kalıcı kızarıklık, ciltte incelme ve yüzeyde ince damarların bir arada bulunması gözlemleniyorsa (bu durum ürüne eklenen güçlü bir kortikosteroidin göstergesi olabilir), nefes darlığı gibi sistemik bir bulgu ortaya çıkıyorsa, derhal bir dermatoloğa başvurulmalıdır.”

Daha da kötüsü…

Bu ürünler cilt kanserine de davetiye çıkarabiliyor.

Prof. Kutlubay:

“Biriken korumasız ultraviyole maruziyeti DNA hasarını artırmakta ve hasarlı hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu tümör oluşumuna, melanom, skuamöz hücreli ve bazal hücreli karsinom riskinin yükselmesine neden olmaktadır.”

Sahte ürünlerin cildimizde yarattığı tahribatı okudunuz.

Bir de sektöre nasıl zarar verdiğine bakalım.

Sahte Kozmetik Artık Dev Bir Sektör

Geçtiğimiz yıl dünya genelinde kozmetik ve kişisel bakım ürünlerine yaklaşık 593 milyar dolar harcandı.

En büyük harcama kalemini cilt-saç bakım ürünleri ve makyaj malzemeleri oluşturdu.

İşte tam da bu nedenle merdiven altı üreticinin hedefinde en çok; cilt bakım kremleri, serumlar, güneş kremleri, fondötenler, maskaralar, rujlar, parfümler ve şampuanlar yer alıyor.

İş gerçek anlamda çığrından çıktı.

Sahtecilik, sektöre de darbe vuruyor.

Dünya genelinde sahte ürün ticaretinin ulaştığı büyüklük 467 milyar doları aşmış durumda.

Oysa dünyaca ünlü güvenilir markalar artık sağlığa yatırım yapıyor.

O markalardan biri de kozmetik devi L’Oréal.

Hem bilimin ışığında sağlıklı ürünün maliyetini hem de sahte ürünlerin sektörü nasıl etkilediğini L’Oréal Türkiye Hukuk ve Bilim Direktörü Hande Karakülah ile konuştum.

Bilimsel Denetim ve Kontrol Şart

Hande Karakülah:

“Tüketici sağlığı ve güvenliğini ilk sıraya koyarak hareket ediyoruz. Arkasına bilimi koymadığımız hiçbir iddiaya yer vermiyoruz. Sahte ürün üreticileri ise belirli hammaddelere ulaşarak hiçbir kanun ve kurala uymadan, ülkeye vergi vermeden, tüketiciye zarar veren ürünleri piyasaya sokuyor. Kaynağı belirsiz ürünler bilimsel denetimlerden yoksundur.”

Üretim aşamasındaki denetim mekanizmalarını markalar işletiyor.

Ürün rafa çıkarken bakanlık da devreye giriyor.

Hande Karakülah:

“Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, bir kozmetik ürününün piyasaya arz edilmeden önce mutlaka bildirilmesini ister. Ürünün ambalajından formülasyonuna kadar tüm bilgileri, bakanlığın talep ettiği formatta kurula sunmak gerekir.”

Kurul inceleme yapar.

Elbette bu kanuni olarak izlenmesi gereken ve doğru olan yol.

Yani merdiven altı üretici bu yolu izlemiyor.

Dolayısıyla denetimden yoksun ürün evimize, banyomuza, makyaj çantamıza giriyor.

Ve bilime dayanmayan üretim için “güvenilir”, “başarılı”, “faydalı”, “sağlıklı” gibi terimleri kullanmak mümkün değil.

Hande Karakülah:

“Kesinlikle öyle. Biz, ‘Dünyayı harekete geçiren güzelliği yaratma’ misyonumuzun merkezine bilimi koyuyoruz. Araştırmalar sayesinde cilt, saç ve güzellik alanındaki ihtiyaçları daha doğru analiz edebiliyoruz. Ürünlerimizin sadece yüksek performans göstermesini değil, aynı zamanda güvenliğini de en üst seviyede garanti altına almamızı sağlıyor.

Sahte Ürünle Mücadelede İş Birliği Şart

Karakülah aynı zamanda markanın Ülke Etik Lideri.

O çerçevede sahte ürünlere karşı nasıl mücadele verilebileceğini de sordum.

Hande Karakülah:

“Mücadelede sektör, paydaşlar ve ilgili kurumlar arasında iş birliğinin kritik olduğuna inanıyoruz.Tüketicilerin bilinçlendirilmesi ve güvenilir kaynaklardan alışveriş yapmalarının teşvik edilmesi de bu mücadelenin önemli parçalarından biri.”

Yani ürün seçerken yapılması gereken çok basit: Markaların kendi sitelerinden, yetkili satıcılardan ya da güvenilir eczanelerden alışveriş yapmak…

Boşuna dememişler, “Her güzelliğin bir bedeli oluyor.”

Ama bedel sağlıkla ödenmemeli.

Atılması gereken ilk adım, merdiven altı üretimin engellenmesi, piyasada hâlihazırda satılan tüm sahte ürünlerin toplatılması ve imha edilmesi, sorumlularının cezalandırılması…