Geldik hafta sonuna.

Z Raporu’nu çıkaralım.

Fırtınalı bir haftaydı.

Fakat şu bir gerçek ki haftaya büyük gururla, mutlulukla başladık.

Atatürk’ün kızları, A Milli Kadın Voleybol Takımımız Avrupa şampiyonu oldu.

Birbirlerini destekleyen kadınlar, güçlerini tüm dünyaya gösterdiler.

Bu zor günlerde umudumuz olup yüzümüzü güldürdüler.

İyi ki varlar.

Hep var olsunlar…

Geçelim diğer gerçeklerimize.

Önce siyasetin gündemi…

Salı günü, demokrasiyi sorguladığımız tarihi bir gündü.

Üsküdar Belediyesi seçimi yılan hikâyesine döndü.

Tutuklamalar ve transferlerin ardından 3. kez yapılan seçimle belediye AK Parti’ye geçti.

4 CHP’li üye seçim öncesi transfer oldu, peşi sıra gözaltılar geldi ve 2 CHP’li meclis üyesi tutuklandı.

Sandalye sayısı eşitlendi.

Ve seçim günü; CHP’den yine fire verdi.

Yeni Parti cephesinden üyelerin tehdit edildiği iddiası geldi.

Suç duyurusunda bulundular.

Peki bu arada milli iradeye ne oldu?

Ülkenin düzeni nereye gidiyor?

Hepimizin sorgulaması gereken bir dönemdeyiz.

Bu hafta gerçekten de siyasi arenada sağ-sol kroşeler konuştu.

AK Parti’de transfer mesaisi tam gazken, Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nu hedef aldı.

“Siyasi tutuklu değil.” dedi.

İmamoğlu, “Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin. Siyasi tutsağım.” cevabını verdi.

Bu arada CHP 103. yaşına girdi.

Kılıçdaroğlu bir kez daha “arınma ve temiz siyaset” vurgusu yaptı.

Bazı CHP’li isimler kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılmadı.

Mansur Yavaş da katılmayanlar arasındaydı ve o gece Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü.

Tabii kulislerde pek çok senaryo konuşuldu.

Yavaş, “Tek gündem Ankara’ya yapılacak yatırımlardı” dedi.

Siyasetten yargıya geçelim.

Adliye koridorlarında, mahkeme salonlarında neler gördük, neler duyduk; onları da hatırlayalım…

Ekrem İmamoğlu, eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı tarafından açılan ve iki kez beraat ettiği hakaret davasında, 2 yıl 1 ay hapis ve siyasi yasak cezasına çarptırıldı.

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret suçlamasıyla savcıya ifade verdi.

“2021 yılında yaptığım konuşmanın, söylediğim sözlerin arkasındayım.” açıklamasını yaptı.

Gökçeklerde durum ne, dediğinizi duyar gibiyim.

Hafta başında; oğul Ahmet ve gelin Hülya Gökçek, davet edildikleri için savcılığa gittiler.

Haklarında yurt dışına para kaçırma iddiası var.

Savunma yaptılar ve yurt dışı yasağı ile serbest kaldılar.

Evinden, iş yerinden, sokaktan, havalimanında ters kelepçe ile gözaltına alınıp tutuklananlar geldi değil mi aklınıza?

Hani şu iddianameleri bile aylar aylar sonra hazırlanan ve neden tutuklu kaldıklarını bir türlü anlayamadığımız isimler gözünüzün önünde değil mi?

İnanılmaz günlerden geçiyoruz.

Malum, söz uçuyor, yazı kalsın.

Bu kara düzen elbet değişecek!

Bu hafta raftan inen dosya ise; Kozinoğlu dosyası oldu.

MİT’te uzun yıllar kritik görevlerde bulunan Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde kalp krizinden ölümünde 15 yılın ardından gelişme var.

Şüpheli ölüm mü şimdi sorgulanan bu?

Gözaltılar yapıldı, 1 kişi tutuklandı.

Özel soruşturma ekibinin çalışmalarını takipteyiz.

Bunlar önemli meseleler fakat bambaşka gerçeklerimiz de var.

Aklımızla nasıl dalga geçiliyor, onu da hatırlayalım.

Bakan Mehmet Şimşek, Orta Vadeli Program’ı açıklarken “Gelir dağılımında iyileşme var” diyerek övündü.

Ekonomide hiçbir hedef ve tahminler tutmazken geldi bu açıklama…

O zaman soralım: Köprüler neden satılıyor?

Böyle mi olacak?

Nereye kadar?

Çünkü yol bitiyor, tünelin ucunda ışık yok…

Tüm bunların dışında başımıza neler geldi?

Yeteri kadar konuşamadıklarımız da var elbette.

Kıyıda köşede kalmasın; onlara da kısa kısa pencere açalım…

NE KONUŞTUK?

Her sene aynı.

Kısır döngü.

“Okullarda kayıt ücreti yok, isteyenleri şikâyet edin” diyen bir Milli Eğitim Bakanımız; yetersiz ödeneklerle, eksiklerle kapılarını açan okullarımız; kendisinden “bağış ücreti” adı altında yüksek meblağlar (500 bin liraya kadar çıkıyor) istenen velilerimiz; boş beslenme çantasıyla sıraya oturan çocuklarımız ve can güvenliği kaygımız var.

Devlet okullarına kayıt yaptırmaya çalışan velilerden birinin sözlerini de ekleyeyim yazıya.

“Devlet okuluna çocuk yazdırmak inanılmaz rant kapısı olmuş. 80 binler, 100 binler çerez parası gibi havada uçuşuyor. Hepsi bağış adı altında toplanıyor. Ayrıca anaokulları 4 saat… Anlatır mısınız, çocuğu 4 saat okula giden kadın nasıl işe gidebilir? Sonra neden doğum oranları düşüyor?”

İşte bir veli ve yaşadıkları.

Ve aynı kişinin mükemmel final cümlesi:

“Sonra soruyorsunuz, neden doğum oranları düşüyor…”

Sonra soruyorsunuz!

NEDEN ÜZÜLDÜK?

Memlekette üzülecek çok şey var ama birini cımbızladım.

Acıda birleşen insanlarız diye övünüyoruz fakat öte yandan düşene bir tekme de biz atalımcıyız.

E, insan böyle bir varlık ama keşke vicdanı esas alabilsek!

Bir gayrimenkul uzmanının paylaşımına denk geldim.

Şöyle diyor:

“Az önce görüşmeye girdim. Kişinin hastası var, dairesini satacak. Neden satılmıyor diye sordum, düşük teklifler geliyor, dedi. Gerçekten ederinin çok altında teklif veriliyor, zor durumdan faydalanılmak isteniyor. Yazık.”

Her şeyden önce sosyal devlet olmanın temel şartlarından biri yerine gelse; o insanlar hastalarını yaşatabilmek için malını mülkünü satmak zorunda kalmayacak.

Ve ne yazık ki çürüme yalnızca sağlık sisteminde değil, toplumun her kademesinde.

İnsanın tam da içinde…

Siz söyleyin, bu örnek üzerinden geleceği daha da net görüp üzülmemek mümkün mü?

CEBİMİZİ NE YAKTI?

Palamuta doyacağız, bu güzel haber.

Peki ama yanına bir salata yapmanın maliyeti ne?

Mazota gelen son zamlar resmen yeşilliği vurdu.

Kıvırcık, taze soğan, nane, maydanoz, domates, salatalık ve limon (2 adet) için 440 lira ödedim.

2 palamut: 180 lira.

Salata malzemesi: 440 lira.

Söyleyeceklerim bu kadar…

NEDEN UTANDIK?

Geldik başkaları adına utanma köşesine.

Gaziantep’te bir kişi, 395 lira verdiği kuşbaşı dürümün içindeki et miktarını paylaştı.

Bir lavaşın içinde közlenmiş yeşil biber, 6 tane küçücük kuşbaşı et parçasından bahsediyoruz.

Bu kadarı da artık vicdansızlık.

Bu kadarı da artık utanmazlık!

KİME HAK VERDİK?

Bir kadın, bir sabah işe giderken şunları kaydetti ve paylaştı.

“İşe gidiyorum, işteyim, işten çıkıp eve gidebilmeye çalışıyorum… Gece işe gidebilmek için uyuyorum. Simülasyon nerede bitiyor?”

Haklı.

Dünyanın en çok çalışan, en fazla mesai yapan milletlerinden biriyiz.

Sabah karanlıkta yola çıkıp akşamın bir vakti yine karanlıkta eve dönüyoruz.

İmkânlar dâhilinde yaşamaya; hayatta kalmaya çalışıyoruz.

Ama asıl mesele, hayatı kaçırırken, bu döngüde çalışırken kazanamıyor oluşumuz…

NEDEN UMUTLANDIK?

İçiniz karardı değil mi?

Hiç mi güzel bir şey yok demeyin, var.

Vicdanlı, iyi kalpli insanlar sayesinde güzel şeyler de olmuyor değil.

Bir taksi şoförü, görme engelli vatandaşı aracına aldı, gideceği yere kadar götürdü.

Yolda da koyu bir sohbete daldılar.

Kalbimiz ısındı…

Yalnızca beğenmek yetmez bu davranışı; yürekten kutlamak, çoğalmasını dilemek de gerekir.

Özetle, durumlar böyle.

Yeni haftanın umutlarımızı yeşertecek, yüzümüzü güldürecek bir hafta olması dileğiyle…