Gelecek kaygısı, endişe, yoğun stres, zaman zaman isyan ve daha birçok duygu düştü gençlerin payına.
Birazdan detaylandıracağız.
Hem gerçek hem de mecazi anlamda sıcak bir hafta oldu.
Gündem, süreç…
12 maddelik süreç yasa taslağı teklifini okuduk.
En çok konuştuklarımızı özetliyorum:
Yasanın uygulanması için PKK/KCK’nın tüm unsurlarıyla silah bıraktığının tespiti şart.
MGK, örgütün silah bıraktığını tespit ettikten sonra yasadan yararlanmak isteyen teröristler yazılı başvuru yapacak. Siyaset yolu da açılacak.
Tabii, kasten öldürme suçundan soruşturma açılmayan teröristler için geçerli.
Yasa, terör örgütü elebaşı Öcalan’ı ve Kandil’deki sözde yöneticileri kapsamıyor.
Bahçeli başta olmak üzere MHP, Ak Parti ve Dem Partililer taslağa imza attı.
Muhalefetin çekince ve tepkisi var.
Taslak, Adalet Komisyonu’nun ardından Genel Kurul’da olacak.
Not düşeyim: Komisyonda tansiyon yüksekti.
Bu hafta siyasetin gündemi hem yoğun hem de ağırdı.
Yeni Parti Lideri Özgür Özel ve Milletvekili Veli Ağbaba hakkında rüşvet suçlamasıyla fezleke hazırlandı.
Butlan kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu ilk kez Meclis’te konuştu.
“Çalıp çırpmayı bilmeyiz. Yolsuzun, hırsızın, kamu malını götürenlerin yanında durulmaz.” ifadelerini kullandı.
Bu arada Chp’de Kılıçdaroğlu’na karşı bir deklarasyon hazırlığı var.
Gürsel Erol, “Amacımız hemen kurultay yapılması ve Kılıçdaroğlu’nun aday olmaması.” açıklamasını yaptı.
Diğer yandan partiden istifalar da devam ediyor.
Şaşırtmayan, artık alıştığımız bir görüntü vardı yine bu hafta.
İstanbul’un Chp’li 3 belediye başkanı Ak Parti’ye geçti. Özgür Özel, “Aileleri ile tehdit edildiler.” dedi.
Ve belediye operasyonları…
Menderes Belediyesi’nin ardından Kuşadası Belediyesi’ne de üçüncü dalga operasyon geldi.
Hak, hukuk, adalet çığlığı atanlarla devam edelim.
Önce er gaziler diyelim…
Güvenpark’ı adeta şehitliğe çevirdiler.
Türk bayraklarını kefen yaptılar, oluşturdukları sembolik şehitlik görüntüsüyle seslerini bir kez daha duyurmaya çalıştılar.
Terörle mücadelede canlarını ortaya koyan, bu uğurda ellerini, kollarını, gözlerini, bacaklarını kaybeden er gaziler, maddi kazançtan çok manevi itibar istiyor.
Maaşlarına zam yapıldı ama onlar “eşit hak” bekliyorlar.
Açlık grevindeler.
Bir gün evvel alınmadıkları Milli Savunma Komisyonu’na girmeyi de başardılar.
Er Gazi Erdem Çerçioğlu sözünü sakınmadı.
“Ölüme gönderilen sıvalı evlerden çıkan askerlerden biriyim. MSB bizi ölüme gönderirken sorun yok, şimdi çöp gibi davranıyorsunuz. Bizim sayemizde burada oturuyorsunuz.” dedi.
Hem de Hulusi Akar’ın gözlerinin içine bakarak.
Bakalım hakları verilecek mi?
Ve resmen bitmeyen bir çileyi çekenler, madenciler…
Onlar da hâlâ eylemde.
Bakanlıklar garantör ama gelinen noktada kazanan yine patron.
Oysa o patron iflas etmediyse ödemeleri yapmak zorunda.
Yani alenen suç işliyor!
Herkes susuyor diye isyan ederken Eski Çalışma Bakanı Vedat Bilgin o patron hakkında suç duyurusunda bulundu.
“Bu, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ayıptır, haksızlıktır, hukuksuzluktur. Savcıları göreve davet ediyorum.” dedi.
İşçiler ise hakları hesaplarına yatmazsa açlık grevine girecek…
İşte böyle bu memlekette çalışan kazanamıyor, hakkını alamayan gerçek anlamda açlıkla sınıyor.
Ve çoğu zamanda bir başına bırakılıyor…
Tüm bunların dışında neler yaşadık, neler gördük? Kısaca özetleyelim…
NE KONUŞTUK?
Haftanın ilk günü TÜİK, Temmuz enflasyon rakamını açıkladı.
Aylık %1,78.
Yıllık %31,75.
7 ayda maaşlar %19,86 eridi.
Tekrar ediyorum, TÜİK’e göre bile…
Bizim mutfakta, cüzdanda, kredi kartlarında hesap başka.
Arada uçurum var.
Kayıp da artıyor…
Emekli maaşı farkı cebe girmeden buhar oldu.
Geçim savaşındaki milyonlarca kişi isyanda.
Asgari ücretlinin de alım gücü dipte.
7 ayda kayıp 5 bin 576 lira…
Ama Bakan Şimşek memnun.
“Zorlu küresel ve jeopolitik koşullara rağmen tablo iyi.” diyor.
E, bu zorlu şartlar savaştaki ülkeleri bile bizim kadar yıpratmıyor.
Bu nasıl bir bakış açısı, nasıl bir düzen?
Bu kara hatta kapkara bir düzen.
Kredi kartları sığınılan liman oluyor fakat bankalara borç 44 milyon 300 bin kişiyi, yani her 10 kişiden 7’sini kıskaca aldı.
Borç borçla kapatılıyor.
Faiz yüküyle hayatta kalmak gerçekten zorlaşıyor.
Milyonlar icra takibine düştü…
Borç yiğidin kamçısı falan değil; bu ülkenin utancı…
CEBİMİZİ NE YAKTI?
Kiralar…
Malum, emekli maaşının zamlanacağı ayda düşük gelen TÜİK enflasyon rakamları, Temmuz’da ikiye katlandı.
Azami kira artış oranı da %31,90 olarak belirlendi.
Ne beyaz, ne mavi yakalı, ne de asgari ücretli Temmuz’da ara zam aldı.
Ama iğneden ipliğe her şeyin fiyatı katlandı.
Konut, gider kalemleri içinde zirvede.
Bu hafta birkaç arkadaşımın zam haftasıydı.
Oran belli ama kazanç artmayınca ortaya çıkan tablo can acıtıcı oluyor.
Sosyal medyada da paylaşım rekoru kıran bir video vardı. Denk geldiniz mi bilmiyorum. Tam da bu konuyla alakalı, o nedenle özetleyeceğim.
Bir kiracı şöyle diyor:
“Sayın Mehmet Şimşek, bize düzgünce anlat. Ben 2023 yılında 1.000 TL kira veriyordum, asgari ücret 8-9 bin TL’ydi. Şimdi 28.000 TL, kiralar 26.000 TL. Bu nasıl iş?”
Ne dersiniz, cevap gelir mi?
NEDEN ÜZÜLDÜK?
Artvin’de 12 yaşındaki bir evladımız kalp krizi geçirdi, hayatını kaybetti.
Daha önce de defalarca yazdım.
Pek çok tetikleyici var ama gerçek şu; kalp krizi yaşı her geçen gün daha da düşüyor.
Kendimizi de evlatlarımızı da korumak zorundayız.
Halk sağlığı açısından ciddi olan bu mesele için de bir an evvel Bakanlığın adım atması şart.
İçimiz yandı.
Yavrumuzun ailesine sabır diliyorum.
NEYE ŞAŞIRDIK?
Trafikte öfke patlaması yaşayan bir milletiz.
Uzmanı, bunun psikolojik yıpranışın, aile içi değer kavramının ve iş yerindeki gerginliğin yansıması olduğunu söylemişti.
Tedavisi var.
Ama önce kişinin tedavilik olduğunu kabul etmesi gerekiyor.
Ceza yüksek.
Yaptırım da öyle.
Caydırıcı olur dedik ama pek de olmuyor.
Neredeyse her şehirde, otoyollardan, caddelerden, sokaklardan kavgaya tutuşan sürücülerin, birbirini sıkıştıranların görüntüleri geliyor.
Bu kez Aydın’da 4 kişi trafik ışıklarında birbirine girdi.
Tekme, tokat…
2 araç trafikten men edildi. Toplam 720 bin TL ceza kesildi.
Umarız son olur.
Fakat cezaya rağmen kendi canı dâhil herkesin canını tehlikeye atanların oluşuna gerçekten hayret ediyoruz.
NEYE ŞAŞIRAMADIK?
Keşke buna şaşırabilseydik ama olmuyor işte.
Gıda zammını yakalayabilen var mı?
Bir yerden sonra ipin ucu kaçtı.
İzmir Karşıyaka’dan şu isyan yükseldi:
“1 gevrek, 1 su için 60 TL. Gevrek 40 TL olur mu? Su da 20 TL. Şaka mı yapıyorsunuz? Biz gevreği 20 TL’ye alıyoruz.”
Eee, işte serbest piyasa…
Kimilerine denetim yok, herkes tuttuğuna fiyat biçiyor.
Benzer isyanlar tatil bölgelerinden Bodrum’dan, Kaş’tan da çok geldi bu hafta.
Özellikle döner fiyatı ve dondurma üzerinden…
Rakamlar, fırsatçılık asla şaşırtmıyor.
“Tarım ve hayvancılık ülkesi!“nden sevgilerle…
KİME HAK VERDİK?
Bir kadın en yılgın hâliyle sordu:
“Biz neden bu kadar çok çalışıyoruz? Benim hayatım yok. Hayatım iş yerim. Sabah kalkıyorum işe gidiyorum, akşam eve dönüp uyuyorum, sabah yine iş…”
Güzel özet.
Hak vermemek mümkün değil…
Bu döngüyü kıramıyoruz.
Gerçekten pek çok iş kolunda mesai saati uzun.
Bedenen de, beynen de öyle çok yoruluyoruz ki sosyalleşmeye hâli kalmıyor kimsenin, gençlerin bile…
Ama daha da vahimi; o kadar çalışmaya rağmen kazanamıyoruz da…
Herkese yazık ediliyor.
Bu ülkenin gençleri resmen kayıp nesil olma yolunda…
Niyetim “NEYE GÜLDÜK?” ya da “NEDEN SEVİNDİK?” başlığı da açmaktı.
Ama üst üste aldığımız kadın cinayetleri haberleri ve staj adı altında güvencesiz, insanlık dışı çalıştırılan evlatlarımızın acılarıyla sarsılınca vazgeçtim.
Aramadım.
Arasam da bulacağımı sanmıyorum.
Bu şartlarda nasıl gülebiliriz?
İçimizi ne ısıtır da nasıl mutlu olabiliriz, bilemiyorum.
Hayatta kalabilen gençlerin durumu da iç açmıyor.
Çok istediği okulu kazanıp da ailesinin maddi imkânları el vermediği için tercihlerine yazamayanlar var.
Zor günler yakamızı bırakmıyor.
Hak ettiğimiz güzel günlerin gelmesi umuduyla…