Bu hafta sosyal medyada bir görüntü defalarca paylaşıldı: Bir Türkiye gerçeği!

İş hayatına adım atan genç şunları söyledi:

“Bu işte birinci ayım doldu. Maaş bir anda yok oldu ya! Bana kalan para 1.500 TL. Para 1 günde eridi gitti. Ayrıca ben bir gün işe gitmedim 1.000 TL kesmişler, ama fazla mesai yaptigimda 500 TL yatırmışlar. Bu nasıl oluyor?”

Adalet olmayınca, enflasyon canavara dönünce tam da böyle oluyor. Çok tartıştığımız ‘ahlaki yozlaşma’ya bir örnek…

Geçen hafta toplumsal çürümenin anatomisini yazdım.

Sosyolojik olarak ne durumda olduğumuzu özetlemiştik.

O yazının ardından birkaç mail aldım.

Çöküşün hangi hayatlara dokunduğunu, o hayatları nasıl soldurduğunu birebir gördüm, duydum, hissettim.

Sağlıkta çürümenin tanıklıklardan biri, bana ulaşan Handan hanım.

Söz verdim, soyadını yazmıyorum.

57 yaşında.

7 yıl önce meme kanseri teşhisi konulmuş.

Önce ilaç, ardından ameliyat, sonra kemoterapi…

“Tam iyileştim” derken metastazla yüzleşmiş.

Bu mücadelede düşmanı sadece hastalığın kendisi değil; sistem, umursamazlık, gecikmeler, değersizlik hissi ve insana değmeyen bir sağlık düzeni.

Muğla Fethiye’de yaşıyor, tüm tedavisi ise İzmir’de ilerliyor.

Yol uzun, yolculuk yoruyor…

Meme, tiroid, lenf, bağırsak, safra kesesi...

Onu en çok zorlayan ise beyninde yer eden kitle…

Tam 40 dakika boyunca o anlattı, ben dinledim.

Sonrasında ben umut vermeye çalıştım, o dinledi.

Ancak fikri değişmedi:

“Ben artık canımdan vazgeçtim.” dedi. Detaylıca anlattı:

“17 bin emekli maaşım var, özel hastaneye gidemem. Bağırsak bölgesinde 1 santim kitle gördüler. 1 yıldır ameliyat için bana sıra gelmedi… Yayılım sürüyor… Bana hâlâ sıra gelmiyor…”

“Sağlık Sisteminde Sonsuz Bir Bekleyiş Var”

“Bir sabah 8’de gittim, nasıl kuyruk var… Dedim ki 5. sıradaki kişiye: Siz nasıl sıra aldınız? ‘Karşıdaki otelde oda tuttuk. Gece 3’te geldim. Burada sandalyede uyuyorum. Başka türlü olmuyor’ dedi.”

Ve ekledi:

“Ayakta bekleyen çok… Onkolojinin yanında kardiyoloji servisi var, kavga olmadığı gün yok.”

Handan hanımın anlattığına göre; sistem, sistemsizlik üzerine kurulu ve bedeli ağır.

“Doktor hatası nedeniyle lenflerim alındı. Meme ultrasonumu çeken doktor o kadar sinirliydi ki ‘Al bir şey yok, git’ diye kâğıdı elime tutuşturdu. Sonradan öğrendim, birçok kişiye yanlış teşhis koymuş. 5 yıl sonra meme kanserimin ilerlediğini öğrendim. Koltuk altımdaki lenfler alındı.”

İdealist doktorlar var elbette. Fakat “Varsın gidiyorlarsa gitsinler” söyleminin ardından giden çok oldu. Gençler cerrahiyi tercih etmiyor, maaş düşük, nöbet uzun, sağlıkta şiddet kol geziyor.

Ve hepimiz kadar yorgunlar…

Bunları hatırlattım.

Cevap yine sarsıcıydı:

“Bunu ezber yapmışlar. Merhametleri kalmamış.”

“Ben Artık Canımdan Vazgeçtim”

“Gastrolojiden 11 Aralık’a endoskopi randevum var. GİTMEYECEĞİM. Anestezi için bakılacaktı, sekretere gittim, yeni tetkikler lazım dedim. Küstahça davrandı, almadı doktorun yanına. Müsaitlik de vardı. Karaciğere de bakmadılar. Ben artık canımdan vazgeçtim.”

Beni Artık Kimse Hastane Kapısından Sokamaz

“İzmir’e git, 2 gün kal… Randevu alama… Bir imza bile alama… Yolda düşündüm ağlayarak. Ertesi gün her şeyi yırttım attım. Beni artık kimse bu hastane kapılarından içeri sokamaz. Şu anda da ağlıyorum… Yıllarca ağlamadım. Direndim, çabaladım, umut ettim. Umudumu aldılar.”

Randevularını iptal etti.

Test sonuçlarını, barkodlarını, raporlarını yırttı attı.

Sorumlu kim?

Bu düzen.

Hasta çok, hekim az.

Sorumlu göz yuman, duymazdan, görmezden gelenler.

Sorumlu çürümüşlüğe çomak sokmayanlar.

Sorumlu hepimiziz.

Ama yalnızca o değil…

İçimizi yakan acı çok. Evlatlarımız MESEM şemsiyesi altında şantiyelerde, atölyelerde ölüyor.

Bazıları işkence görüp öldürülüyor, bazıları iş kazası adı altında cinayete kurban gidiyor.

Son olarak; 15 yaşındaki Berk İvacık, ardında “yaşama isteğim kalmadı” yazılı bir mektup bırakıp tüfekle vurulmuş halde bulundu.

Aileler perişan.

Okullardaki şiddet, akran zorbalığı önlenemediği gibi; can almaya, can yakmaya devam ediyor.

Mesela; İstanbul’da muştalı öğrenciler okul yatakhanesi basıp dehşet saçtılar.

Bitmiyor…

Anlatmakla bitmiyor.

İşte bu çürümenin psikolojik boyutunu, nedenini ve çıkış yollarını Uzman Klinik Psikolog Dr. Yasemin Meriç Kazdal ile konuştum.

İlk sorum Handan hanım ve yaşadıklarına maruz kalan hastalar için oldu:

Nasıl olur da bir insan hayatından vazgeçer?

“Sağlık hizmetlerine erişim zorlaştıkça tedavi yıpratıcı hale geliyor. Tedavi yorgunluğu, tahammülsüzlük, bıkkınlık, tükenmişlik duygularını ortaya çıkabiliyor.”

Yapılması gereken ise hiç zor değil.

Uzm. Klinik Psikolog Kazdal:

“Birey, sevdiklerinden aldığı destek ve sevgiyle hayata tutunur.”

Ekonomik Kaygı ve Şiddetin Kuşattığı Bir Nesil

Yozlaşma her alanda, neredeyse her anımızda…

Dr. Kazdal, güvensizlik döngüsü, ekonomik kaygılar, eğitim baskısı ve iş bulma çabasının gençleri kliniğe taşıdığını anlattı.

“Çoğunlukla bir çıkmazda hissederek kliniğe geliyorlar. İşsizlik ve umutsuzluk gençlerin yakasında.”

Gençlerde Kaçış Döngüsü

Gençler antidepresan, sanal kumar ve dolandırıcılığa yönelmesi neyin göstergesi, ne yapmak gerekiyor?

“Dayanmak istiyorlar. Çareyi antidepresanda bulabiliyorlar.

Benzer bir kaçış mekanizmasını sanal kumar ve çeşitli çevrimiçi dolandırıcılık girişimlerinde de görüyoruz. Ekonomik baskılar ve duygusal zorlanmalar, kişiyi hızlı rahatlama sağlayan alanlara yöneltebiliyor. Zamanla bireyin dopamin döngüsünü aktive eden içinden çıkılmaz bir bağımlılığa sebep olabiliyor.”

Dr. Kazdal’a göre atılması gereken adım şu:

“Farkındalık amaçlı seminerlerin ve grup terapilerinin faydalı olabileceğini düşünüyorum.”

Her zaman olduğu gibi en büyük görev ailelere düşüyor…

“Çocukların eğitim ve sosyal hayatlarını gözlemlemek, bu konularda iletişim kurmak; sanal kumar, dolandırıcılık, madde kullanımları gibi konularda bilinçlendirmek de yine oldukça destekleyici olacaktır.”

Kolektif Travma mı Yaşıyoruz?

Maskelemeye çalışsak da olmuyor.

Kaçmakla uzaklaşılmıyor.

“Psikolojik Savunma Mekanizmalarımız üzerine yazdığım son kitabım Maskeler ve Aynalar’da psikolojik dengesi yıpranmış, duygularıyla temas etmekte zorlanan bireyin ister istemez adaletsizliğe, hayata ve insanlara karşı bir kırgınlık, ikincil olarak da öfke duymasının olağanlığını anlattım. Hepsi toplumsal tükenmişlik ya da kolektif travma olarak adlandırdığımız tabloyu ortaya çıkarıyor.”

“Kırgınlığın Temeli, Görülmemek ve Anlaşılmamak”

Çözüm birliktelik. Ortak bağ…

“Karşı tarafın acısına eşlik edebilmenin değerli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kırgınlığın ve öfkenin temelinde görülmemek, anlaşılmamak gibi daha derin duygular yatıyor. Konuşmanın, işbirliği yapmanın seanslarımda daha iyileştirici olduğuna da birçok kez şahit oldum.”

Toplumsal Yaraların Derinleşen Psikolojisi

Bizi yoran düne özlem, günün çaresizliği ve yarının bilinmezliği. Yani, gelecek kaygısı.

Dr. Kazdal’ın çözüm önerisi basit ama etkili:

“5 dakika yürümek, 5 dakika açık havada oturmak, 5 dakikalık bir rutin… İnsanı hayata yeniden bağlayabilir. Günaydın demek, dertleşmek, gülümsemek duygusal düzenlemeyi güçlendiriyor.”

Hayat zor.

Düzen yorucu.

Düzensizlik yıpratıcı.

Handan hanımın ve 15 yaşındaki Berk’in cümleleri kulağımda çınlıyor:

“Tedaviden vazgeçtim.”

“Yaşama isteğim kalmadı.”

Bu ülkenin en çok ihtiyacı olan şey: çürüyen düzenin içinde birlik olup umudu korumak.