Enflasyon rakamları açıklanınca şu şarkıyı mırıldanmaya başladım…
“Hayat şaşırtır hep zaten…”
Hiç umudumuz kalmamışken bir güneş parlamış resmen!
Ama yine bizim için değil, başka bir hesap için…
Oranlarla gerçekler arasında adeta bir mücadele var.
Doğruyu söyleyen ise sofralar, kredi kartı ekstreleri ve banka borçları…
Memur ve emekli zamlarının belirlendiği ayda TÜİK, yılın en düşük enflasyonunu açıkladı.
Detaylarına birazdan gireceğim.
Önce, geride bıraktığımız haftada neler yaşandığını hatırlayalım.
Siyasetle başlayalım…
CHP’deki kördüğüm bu hafta da çözülemedi.
Kurultay davası ertelendi.
Özgür Özel yeni bir kapı açacak mı?
Sıradaki hamle ne?
Sorularının arasında; il başkanları görevden alınmaya devam etti.
Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri süreç.
Resmi takvim hâlâ yok ama Meclis Başkanı Kurtulmuş, “Çıkacak yasa bir af niteliğinde olmayacaktır, bir kereliğine çıkacaktır.” dedi.
Hangi maddeler olacak?
Ne zaman hayata geçecek?
Yasal düzenleme Ekim’e mi kalacak?
Belirsizlik sürüyor.
Özetle süreçte de kritik haftalardayız.
Ve İBB duruşmaları…
İmamoğlu bu hafta salondan çıkarıldı.
Mahkeme Başkanı, ilk celsenin 9 Temmuz’da biteceğini söyleyince gerginlik yaşandı.
Bu durumda sanıkların savunması sınırlandırılmış oldu.
Ayrıca İmamoğlu’nun en son sırada savunma yapma talebi de başta kabul edilmişti.
Öne çekildi.
İmamoğlu, diğer iki davasıyla aynı gün hâkim karşısına çıkacak.
Yani bir günde 3 dava için savunma yapacak.
Yaptığı gösteri gerekçe gösterilerek ters kelepçeyle gözaltına alınan komedyen Deniz Göktaş, terör savcısına ifade verdi ve “Cumhurbaşkanına hakaret”, “dini değerleri aşağılama”suçlamalarından tutuklandı.
Başkaca neler oldu, hatırlayalım.
NE KONUŞTUK?
İthalat kapısını sonuna kadar açan Et ve Süt Kurumu kâr açıkladı.
2025 yılını yaklaşık 9 milyon liralık kârla kapattı.
Kurum madem bu kadar kazanıyor, daha 15 Haziran’da neden kıymaya %23,7, kuşbaşı ete ise %27,4 zam yaptı?
Az da olsa alabilen de alamaz olsun diye mi?
Zaten biliyorsunuz ESK mağazası sayısı ülke genelinde az.
Etin bir kısmı da Tarım Kredi Marketleri’ne gidiyor.
Çoğunluk mahalle kasapları ya da marketlerden almak zorunda kalıyor.
Özellikle büyükşehirlerde de etiketler ilçeden ilçeye göre, hatta yan yana kasaplarda bile değişiyor.
Yazlık bölgelerde etin her çeşidi daha da pahalı.
Mesela kıymanın kilosu ortalama 1.000 lira.
Kuşbaşı eti geçen hafta aldım.
Kilosu 2.100 lira.
Üç parça pirzola ise 720 liradan satılıyor.
Harika bir tarım politikası, muhteşem bir hayvancılık stratejisi; gerçek bir canavara dönen enflasyon ve denetimsizliği esas alan mekanizma sayesinde ete hasret kaldık.
Daha yüksek sesle ve derinlemesine konuşmamız gerekmez mi sizce de?
NEDEN ÜZÜLDÜK?
TÜİK, Haziran ayı enflasyon rakamlarını açıkladı.
Aylık %0,99, yıllık ise %32,11 olarak açıklandı.
Beklentinin altında…
Neden altında olmasın ki?
Tam da fark hesaplanıp emekli aylıklarına zam yapılacakken!
ENAG ise aylık enflasyonu %1,94, yıllık enflasyonu %51,49 olarak duyurdu.
Fark ortada.
Bu artık şaşırtmayan TÜİK hesabı.
Tüketicinin gerçek hesabı bambaşka.
O hesaba göre emekliye zam %17,76.
En düşük emekli aylığı 23.552 lira olacak.
Malum, bu memlekette emeklilerin bir an evvel ölmesi bekleniyor ya…
Bu oranlarla uçuruma itiliyor emekli!
Haklı olarak asgari ücretli de ara zam beklentisinde.
Ama hükumetten ses de yok, soluk da.
Bu arada Haziran ayı açlık ve yoksulluk sınırı da belli oldu.
Açlık sınırı 35 bin 759 lira.
Yoksulluk sınırı 116 bin lira.
Vaziyet böyle.
Ama itibardan da bir türlü tasarruf edilmiyor.
NATO Zirvesi için başkente 12 milyarlık makyaj iddiası var.
12 milyar.
Sizden, benden, bizden; çoluğumuzdan çocuğumuzdan çıkan; açlıkla sınanan, gururları kırılan vatandaşın parası bu.
Yazık, çok yazık!
Harcamalar, yasaklamalar, tutuklamalar…
Yorulduk.
Üzgünüz!
CEBİMİZİ NE YAKTI?
Malum sosyalleşebilmenin adresi kafeler oldu.
Çay, kahve içiliyor.
Bu defa ses Denizli’den yükseldi.
Bir kadın, “Denizli Çamlık’ta iki çay içtim, 280 lira dedim. Bir çay 70-80 lira olur. Ama 140 lira olamaz.” dedi.
Sosyal medyada herkes tarafından destek gördü.
Evet, bir bardak çay 140 lira olmamalı ama oluyor işte…
NEYE İSYAN ETTİK?

En bilindik 3 harfli zincir markette bir fotoğraf çektim.
Ezik, çürümeye yüz tutmuş kırmızı kapya biber raftaydı.
Hani en azından alamayan ücretsiz yararlansın diye kapı önüne bırakılan o kasada bile değil…
Rafta.
Kilosuna da 99 lira etiket koymuşlar.
El insaf.
“Bize bu mu layık görülüyor?” diye sorarken, diğer 3 harfli zincir markette bir başka fotoğraf çektim.
Şeker domates 49 liradan satışta.
İstisnasız her kutunun içinde büzüşmüş, ezik, suyu akmış, hatta küflenmiş domatesler vardı.
Tarım ülkesinde; en çürük, en zehirli, en lezzetsiz sebze ve meyveyi en pahalıya yiyen milletiz.
Yazıklar olsun bu tabloyu yaratanlara.
Yazıklar olsun dur demeyenlere!
NEYE ŞAŞIRDIK?
Artık o kadar çok ifşalandılar ki vazgeçtiler sanıyorduk.
Belki de utanırlar diye umut ediyorduk.
Elbette her taksiciyi aynı kefeye koyamayız, koymamalıyız da…
Ama turistleri kandırmaya çalışmaktan vazgeçmek zorundalar.
Kendileri adına utanma evresini de geçtik.
Dünyaya rezil oluyoruz ve turizm bu yüzden etkileniyor.
Yine İstanbul’da taksiye binen bir turist, 3 taksicinin kendisini dolandırmaya çalıştığını anlattı.
Son olayı da kayda alarak şunları söyledi:
“Sen beni kazıklamaya çalışan üçüncü taksicisin. Herkes nakit istiyor. Benden 300 dolar almaya çalıştın.”
Yapmayın işte bunu.
Bırakın turistler gelsin, ülkeye döviz bıraksın.
Bir bırakın da memnun ayrılıp eşe dosta tavsiye etsin.
NEYE ŞAŞIRAMADIK?
İşleri zor, ağır, deneyim gerektiriyor ve yorucu; ancak iyi kazanıyor ustalar.
Onlardan biri, bir elektrikçi kazandığı paraları göstererek görüntü kaydetti ve sosyal medyaya yükledi.
“100 yılın mesleği. Metre maliyeti, kablo 1.000 lira. Müteahhide döşemesi 8.000 lira. Elektrikçiler böyle kazanıyor. Her yer para.” dedi.
Yani ustalara zaman zaman bu meblağları ödeyen biri olarak şaşırmadım.
Güle güle harcasınlar, ne diyelim.
Ve diplomaları duvarda asılı kalanlara şunu hatırlatalım : Ustalık gerektiren meslekler bakın nasıl kazandırıyor.
NEYE GÜLDÜK?
Evet, yurt dışında gıda, kıyafet, elektronik; her şey daha uygun fiyatlı. Ama nereden aldığımız çok önemli.
Vergisi katlanan, gümrükten geçişi zorlanan Temu’yu biliyorsunuz.
Kalitesi tartışmalı ama fiyat dip…
Bir kişi de klima sipariş verdi.
Eline ulaşan; avuç içi kadar minyatür, oyuncak gibi bir klima ve kumandası oldu.
Yani insan istemsiz gülümsüyor.
Elbette trajik ama komik…
O fiyata bu kadar.
Buradaki fiyata da klima almak imkânsız.
Hayat böyle işte…
Hayaller ve gerçekler arasında gidip geliyor.
Ne diyelim, yeni hafta, yeni umutlar…