AHBAP’a yönelik operasyonlar sürerken bazı mali müşavirler tutuklanmış ve kendilerinin “rüşvet karşılığı AHBAP’ı aklayacak rapor hazırlamak” suçunu işlediği algısı oluşturulmuştu. Biz de bu algıyı peşin peşin doğru kabul ederek mali müşavirlerin durumu üzerinde hiç durmadık.

Geçen çarşamba günü TÜRMOB Başkanı Hüseyin Yıldız ile görüşünce AHBAP soruşturmasını sordum. Kendisi de konuyu en ince detayına kadar anlattı. Üstüne de TÜRMOB’un konuyla ilgili açıklamasını ve Ekonomi Gazetesi’ne yazdığı yazıyı paylaştı.

***

Önce aldığım bilgileri özetlemek istiyorum:

AHBAP, 2023 yılında TÜRMOB Genel Başkanı Emre Kartaloğlu’na başvurmuş. Emre Kartaloğlu konuyu TÜRMOB yönetimine taşımış.

AHBAP’ın deprem bölgesindeki faaliyetlerinden etkilenen birçok mali müşavir gönüllü olarak o denetimi yapabileceğini bildirmiş. Sonra üç kişilik gönüllü bir ekip oluşmuş.

O ekipte Gülgün Öztürk, Muharrem Karataş ve Ersin Gökgün yer almış.

  1. Sulh Ceza Hakimliği de AHBAP soruşturması kapsamında üç denetçiyle TÜRMOB eski başkanını “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma”ve “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”suçlamasıyla tutuklamış.

Bu kararla da “AHBAP yolsuzluk yapmış, mali müşavirler işi kılıfına uydurmuş” algısı ortaya çıkmış.

***

Peki işin aslı ne?

Bunu anlamak için TÜRMOB’un değerlendirmesinin yanı sıra tutuklanan isimlerin savunmalarına bakmak gerekiyor. Gelin tek tek bakalım:

Emre Kartaloğlu: AHBAP, TÜRMOB’a yazılı olarak başvurdu, talebi TÜRMOB Bağımsız Denetim ve Sürdürülebilirlik Merkezi’ne yönlendirdim. Denetim/inceleme ekibinde bulunmadım ve raporu ben hazırlamadım. İnceleme 6 Şubat-30 Haziran 2023 arasındaki sınırlı bir durum tespitiydi (Soruşturma konusu olan hesaplar ise 2024 ve sonrasını içeriyor). Yalnızca AHBAP’ın temin ettiği banka hesapları üzerinden çalışıldı. Haluk Levent’le hiçbir parasal alışverişimiz yok.

Muharrem Karataş: Bizden kapsamlı bağımsız denetim istenmedi. İnceleme İHS 4400 çerçevesinde yapıldı. “Ne kadar para toplandı + ne kadar harcandı + bu rakamlar mali kayıtlarda mevcut mu” sorularıyla sınırlıydı. Denetim AHBAP’ın sağladığı belgeler üzerinden yapıldı. Belgelerin doğruluğu ve bütünlüğünün sorumluluğu AHBAP yönetimine aittir. Mal veya hizmetlerin gerçekten teslim edilip edilmediğini, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşıp ulaşmadığını ve bir yolsuzluk/suistimal bulunup bulunmadığını araştırmadık. İHS 4400, üzerinde mutabık kalınan prosedürlerden ibarettir. Bu standart denetim görüşü “kurum temizdir” güvencesi üretmez. Bu kapsam da raporun üzerinde açıkça belirtilmektedir. Denetim gönüllü (ücretsiz) yapıldı.

Gülgün Öztürk: Hazırladığımız belge bir “durum tespit raporu”ydu. Bağımsız denetim raporu değildi. Yalnızca bize verilen belgelerle muhasebe kayıtlarını karşılaştırdık ve sözleşmelere baktık. Raporun AHBAP tarafından kamuoyuyla paylaşılmasını istemedik. AHBAP yönetimi bu sınırlı raporu, sanki dernek kapsamlı biçimde denetlenmiş ve aklanmış gibi sundu.

Ersin Gökgün: Biz burada bir suistimal denetimi yapmadık. Ne kadar bağış toplandığını, hangi genel harcama başlıklarında para çıktığını ve hesapta ne kadar kaldığını tespit ettik. Kapsamlı bir usulsüzlük incelemesi için çok daha geniş bir denetim gerekir. Ayrıca AHBAP yöneticileriyle hiçbir ticari ilişkim yok. Rapor için ücret almadık. AHBAP’ın sunduğu bilgi ve belgelerin daha sonra gerçeğe aykırı çıkması bize yüklenemez.

***

Üç mali müşavir de durumu net bir şekilde anlatmış. Ne para almışlar ne AHBAP’la organik bir ilişkileri var. Depremzedelere iyilik yaptığına inandıkları bir derneğe mesleki birikimlerini kullanarak destek olmuşlar.

Bu arada AHBAP Grant Thornton isimli denetim firmasına başvurmuş, 550 bin lira ücret karşılığında yine İHS 4400 kapsamında bir denetim daha yaptırmış. Bu denetimde TÜRMOB üyesi gönüllü denetçilerin tespitleri teyit edilmiş.

Aynı şekilde İçişleri Bakanlığı Dernekler Masası ve mülkiye müfettişleri de incelemesinde olumsuz bir tespit yapmamış.

***

“İyilikten maraz doğar” derler ya...

Gördüğünüz gibi kamuya açıklanan tutuklama gerekçeleriyle, tutuklanan denetçilerin yaptığı işler örtüşmüyor.

Emre Kartaloğlu’nun olaya dahli AHBAP’ın yazını talebini iletmekle sınırlı ama tutuklama gibi ağır bir yaptırıma maruz kalıyor. (Kendisi CHP’nin Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde kurulan gölge kabinenin üyesi olmasaydı başına bunlar gelir miydi çok emin değilim.)

Diğer üç denetçinin ücret almadan yaptıkları, “aklamayan”, “temiz göstermeyen” sınırlı bir denetimin “AHBAP’ı akladılar” diye sunulması da doğru değil.

Ersin Gökgün’ün çok ciddi bir sağlık sorunu var. Gülgün Öztürk, yatalak Alzheimer hastası annesine bakan tek kişiymiş. Muharrem Karataş da annesine bakıyor.

Hakimler için “tutuklanmasına” demek çok kolay olabilir.

Ancak tutuklananların hayatında travmatik sonuçlar doğabiliyor.

Hele bir de tutuklama gerekçesi son derece yetersizse...