Öncelikle şunu söyleyeyim:

Halk iktidarın yanlış ekonomi politikalarının yarattığı ekonomik krizin bedelini ağır ödüyor.

Yeni iş, yeni gelir yok ama işten çıkarmalar, yeni vergiler, yeni tahsilatlar, yeni zamlar yağmur gibi geliyor.

Millet ekonomik kriz karşısında nefes alamaz hale gelmiş vaziyette.

Ultra zenginler daha da zenginleşiyor, yoksullar daha da yoksullaşıyor.

Böyle bir ortamda iktidardan ne beklersiniz?

Elbette, ekonomik krizi ortadan kaldıracak, gelir dağılımında eşitliği artıracak adımlar atmasını...

***

Bizim iktidar ne yapıyor?

Ekonomik kriz yokmuş gibi davrandığı yetmiyormuş gibi, ekonomik kriz mağduru halkı daha da yoksullaştıracak tahsilatlara ağırlık veriyor.

Devlet tasarruf yapmadığı gibi israf gırla gidiyor.

Davet usulü yapılan kamu ihalelerinde kamunun parası fazla fazla yandaşların cebini dolduruyor. Bir liralık iş iki liraya üç liraya yaptırılıyor. Paradan para kazanmanın yollarını artırıyor. Parası olanı yatırıma değil paradan para kazanmaya yönlendiriyor. Yabancı doğrudan sermaye getirecek bir hukuk devleti ortamı hazırlanamadığı gibi, TMSF el koymaları, mülkiyet hakkı ihlalleri mevcut yabancı, hatta Türk yatırımcıların ülkeyi terk etmesine neden oluyor.

İş dünyası da perişan halde. Yandaşlar hariç, hangi patrona bir dokunsanız bin ah işitiyorsunuz.

Bu arada büyük yandaşların paralarını ve şirketlerini yurt dışına kaçırdığı da gözlerden kaçmıyor.

***

Peki bütün bunları düzeltmesi beklenen Cumhur İttifakı’nda neler oluyor?

Birbirlerine düşmüşler.

Emniyet atamaları kriz çıkarmış.

KKTC seçiminin sonucu ve o sonuca ilişkin tavırlar kriz çıkarmış. İttifakının bir tarafının şimdi muhalefet lideri olan eski mensuplarıyla yaşadığı flört, ittifakın diğer tarafının tepkisini çekiyor.

Bir de “Terörsüz Türkiye Projesi” var ki herkes ayrı telden çalıyor.

Bir taraf diyor ki “pedal çevirmeye devam edelim, durursak düşeriz.”

Diğer taraf diyor ki “Bu kadar hızlı çevirirsek yine düşeriz.”

İttifakın yeni mensubu gibi davranan Abdullah Öcalan’la Öcalan’ın mesajlarını Cumhur İttifakı’na taşıyan DEM’liler de talep üzerine talep sıralıyor.

***

En son geldiğimiz noktada Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Öcalan’ı ve DEM’lileri mutlu edecek bir teklifte bulundu:

“Öcalan gelsin TBMM Komisyonu’nda konuşsun. TBMM Demokrasi raporu hazırlasın!”

Bu ülkenin gariban bir vatandaşı olarak aklıma gelen iki soruyu Mehmet Uçum başta olmak üzere bütün Cumhur İttifakı mensuplarına soruyorum:

1) Öcalan daha ne söyleyecek?

Hem 40 yıldır, hem son sürecin başından bu yana hem doğrudan yaptığı açıklamalar hem elçileri aracılığıyla gönderdiği mesajlar hem kitap dolusu yazılarla anlattıkları yetmiyor mu?

Öcalan daha ne diyecek?

Verdiği katliam emirlerinden duyduğu pişmanlığı mı anlatacak? Anadolu’nun neredeyse her köy mezarlığında bulunan şehit mezarları için gözyaşı mı dökecek?

“Suriye’nin kuzey doğusundaki 60 bin silahlı gücü de dağıtıyorum” mu diyecek?

2) Demokrasi konusunda bizimle dalga mı geçiyorsunuz?

Demokrasi raporunda, Fatih Altaylı gibi bir gazetecinin, işlemediği bir suçtan bugün Reina katliamcısı ya da Sabancı suikastı sanığıyla hücre komşusu olduğunu, gazetecilere terörist muamelesi yapıldığını görecek misiniz?

Hem Altaylı’nın hem Osman Kavala’nın hem Tayfun Karaman’ın cezaevi koşullarının “işkence” seviyesine çıktığını itiraf edecek misiniz?

Murat Çalık’ın Ayşe Barım’ın başına gelenleri rapora koyacak mısınız?

“Eli kanlı katiller, uyuşturucu baronları, tacizciler, istismarcılar dışarıda dolaşırken gazeteciler, aydınlar, siyasetçiler yıllarca cezaevinde kalıyor” diyecek misiniz?

Hukuk sistemimizde “suç yedekleme” dönemine geçildiğini rapora koyacak mısınız? Adeta “Ahmet Özer’i Kent Uzlaşısından daha fazla tutamıyoruz, yolsuzluk suçlamasını yedekleyelim”, “Ekrem İmamoğlu’na bir de casusluk suçlaması atalım ne olur ne olmaz” denildiğinin altını çizecek misiniz?

CHP delegasyonunun seçtiği ve YSK’nın onayladığı İstanbul İl Başkanı orada dururken bir mahkemenin ısrarla CHP’ye İstanbul İl Başkanı atadığına, onu orada tutmakta direndiğine dikkat çekecek misiniz?

Bağımsız medyanın susturulduğunu, gazetecilere baskıların her geçen gün biraz daha arttığını, TMSF’nin son üç ayda üç önemli medya kuruluşuna el koyduğunu anlatacak mısınız?

***

Daha neler neler?

Ne insan hakkı ve demokrasi ihlalleri?

Sıralayıp canınızı sıkmak istemiyorum.

O nedenle yazımı başlığa da koyduğum soruyla bitireceğim:

“Bütün bunlar yaşanırken siz ‘Öcalan gelsin Yüce Meclis’in çatısı altında konuşsun, ülkeye demokrasi gelsin’ diyerek bizimle dalga mı geçiyorsunuz?