Hayatımın hiçbir döneminde kendi yankı odasına kapanıp kendi sesiyle gaza gelen bir gazeteci olmadım, olmak da istemem.
O nedenle her zaman hak eden herkesin hakkını teslim etmesini bildim.
Düzenli okurlarım bilir, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Suriye’de attığı adımların Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından kritik olduğunu belirterek, Fidan’ın doğru zamanda doğru müdahaleler yaptığını yazmıştım.
Fidan’ın ateşkes süresini uzatma teklifi kabul görmese, hali hazırda yanı başımızda HTŞ ile YPG arasında bir silahlı çatışma dönemi başlamış olabilirdi. Böyle bir gelişme de hem Suriye’de istikrarsızlığa neden olur hem Türkiye’yi içine çeker hem de Terörsüz Türkiye Sürecini zora sokardı.
Benzer şekilde, İran’la ABD arasında yaşanan gerilimin yatıştırılması, ABD ile İran arasında arabulucu olunması da diplomasi açısından önemliydi.
Bölgemizin üzerindeki siyasi ve askeri fay hatlarında birikmiş gerilim, ortaya çıkarsa çok ciddi çatışmaları tetikleyebilir.
***
Hakan Fidan’a yönelik bu tespitlerimin benzerlerini ne yazık ki diğer bakanlar için yapamıyorum.
Zira, yeterli donanıma sahip olduklarına bir türlü inanamıyorum.
İlk örnek olarak Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ı vereceğim.
Kendisi son açıklamasında “Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisinin aleyhine işlediği görüşlerinin gerçeklerden kopuk olduğunu ifade etmek istiyorum” dedi.
- Birinci boyut:
Artıları eksileri bir arada değerlendirildiğinde, bu ekonomik kriz ortamında ihracatçılar bu kadar sıkışıkken, dış ticaret açığı son ayda yüzde 12’ye yakın artmışken, Avrupa Birliği’yle Gümrük Birliği anlaşmasının “ehveni şer” olduğunu söyleyebiliriz.
Gümrük Birliği’nin AB ülkelerine ihracat yapan sanayicilerimiz için can suyu olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak, “Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisinin aleyhine işlediği görüşlerinin gerçeklerden kopuk olduğunu” söylemek gerçekten kopuk bir yorum olur.
Zira Türkiye’nin Gümrük Birliği anlaşmasını kendi lehine güncellemesi gereken bir dönemdeyiz.
Türkiye, Avrupa’nın en büyük pazar ülkesi ve bu özelliği önemli bir pazarlık kozudur.
Bu kozu kullanmak, anlaşmayı Türkiye lehine iyileştirmek için mücadele etmek yerine “Gümrük Birliği ekonomimizin aleyhine işlemiyor” derseniz, AB müzakerecileri karşınızda “İşte bakanınız da itiraf etti, anlaşma sizin lehinize” der ve çıkar işin içinden.
- Olayın başka bir boyutu daha var:
AB, üçüncü taraflarla yeni Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) imzalamayı sürdürüyor. Son olarak Hindistan’la imzaladılar. Daha önce Arjantin, Brezilya, Paraguay, Uruguay’la imzalanmıştı. Endonezya’yla STA görüşmeleri sona yaklaşmış vaziyette. Birlik, Malezya, Filipinler, Tayland, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avustralya’yla da müzakereleri sürdürüyor.
Türkiye’nin bu ülkelerin sadece bir ikisiyle STA imzaladığını ve AB’nin bu ülkelerle imzaladığı STA’nın Türkiye pazarını bu ülkelere gümrüksüz açacağını da unutmamak gerek.
- Üçüncü bir boyut:
AB, ithalatta çevre ve yeşil enerji şartlarını ağırlaştırıyor. Türkiye’deki sanayicilerin, özellikle de demir çelik, otomotiv gibi ağır sanayi kuruluşlarının Avrupa Pazarında rekabet edebilmesi bu nedenle daha da zorlaşıyor.
Sanayi Bakanlığı, İklim Bakanlığı (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde) ve Ticaret Bakanlığı, Türk sanayi kuruluşlarının Avrupa’da rekabet edebilmesi için bir vizyon ortaya koymuş değil. Tersine ek çevre vergileriyle şirketlerin sırtındaki yükü ağırlaştırma çabası var.
- Dördüncü bir boyut:
Sanayi Bakanlığımız kendi ülkemizde olan, ihracatın önemli bölümünü karşılayan sektörleri koruyacak hiçbir çaba içinde değil.
Togg gibi bir marka üretip, aynı dönemde Çinli otomotiv devine Türkiye’de büyük teşvikler sunmak hangi mantıkla açıklanabilir ki?
Togg’un bu koşullarda BYD ile rekabet etmesi mümkün mü?
Diğer taraftan tekstil sektöründen adeta vazgeçildi. Mısır, Türk tekstilcilerini kapmayı sürdürüyor. (Bu arada Çin gibi ülkeler STA imzaladıkları Mısır’ı aracı olarak kullanarak Türkiye pazarına her türlü ürünü sokmaya başladı.)
- Başka bir boyut daha:
Suriye yeniden yapılandırılıyor. Gaziantep, Hatay, Kilis, Şanlıurfa 2011 yılından bu yana Suriye’nin bütün cefasını çekti. Şimdi yeniden yapılanmanın yaratacağı ekonomik fırsatların sefasını sürmesi beklenmez mi?
Danimarkalılar, İngilizler, Almanlar, Amerikalılar Suriye pazarını kendi aralarında pay etmeye başladılar dahi...
Peki bu arada bizim ilgili bakanlarımız, hatta Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz ne yapıyor?
Gaziantep’i Hatay’ı, Şanlıurfa’yı Kilis’i ihya edecek hangi projeleri yapıyorlar?
Türk şirketler Suriye’deki işlerin asıl sahibi olmaları gerekirken yine taşeronluk mu yapacaklar?
***
Hakan Fidan keşke Sanayi, Ticaret ve Çevre/İklim Değişikliği bakanlarını toplayıp dış ticarette yaratılabilecek fırsatları anlatsa. AB ile Gümrük Birliği’ni Türkiye lehine dönüştürmenin gündemde olduğu bir dönemde “Anlaşma bizim lehimize” demenin süren pazarlıklarda ne tür olumsuz sonuçlar doğuracağını izah etse.
Yoksa bütün fırsatları kaçırıp, oturup kendi ekonomik krizimizin yarattığı çaresizliklerle boğuşacağız.
Benden söylemesi!