Ankara’da dün başlayan NATO Zirvesi konusunda uluslararası medyada iki başlık vardı.

- Birinci başlık Türkiye’ye dün gelen ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO Zirvesini rehin aldığına dair yorumları içeriyordu.

Avrupa ülkelerinin Trump’a “Avrupa savunmaya daha fazla para harcıyor” mesajı vermek için kesenin ağzını açtığına dikkat çekilen haberlerde, “NATO Trump’ı ittifakta tutmak için çek defterlerini açıyor” yorumu öne çıktı.

Zirvenin ABD’nin Avrupa güvenliğindeki bilindik rolünü azalttığı bir döneme denk geldiği vurgulanıyor.

Zirvenin özetini ise Batılı diplomatlar yapıyor: “Bütün zirve tek bir kişiyi mutlu etmeye odaklandı...”

Yani Trump doğası gereği Ankara’da acayip rol çalmış vaziyette. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ve Türkiye’nin öne çıkması gerekirken, herkes Trump’ı konuşup yazıyor.

***

- İkinci başlık ise ev sahibi Türkiye’nin zirveyi bahane ederek kendi insanlarına karşı hayata geçirdiği baskı uygulamalarıydı.

Trump zirve konusunda rol çalmayı başarmış ama AK Parti iktidarının baskıcı uygulamalarının uluslararası medyanın dikkatini çekmesini engelleyememiş.

Dünyanın en çok okunan bütün gazeteleri, Türkiye’nin insan hakları savunucularına, TEMA’cılara, gazetecilere ve akademisyenlere yönelik gözaltı uygulamalarını, gösteri yasaklarını, bağımsız medya üzerindeki baskıları, gazetecilere uygulanan yasakları, basın özgürlüğü ihlallerini detaylıca anlatmışlar.

Daha önceki zirveler için Türkiye’ye gelen yabancı gazeteciler zirve magazini yaparken “baklava çok güzel, döner çok güzel” tarzı cümleler kurardı. Bu defa Ankara’ya gelen gazeteciler iktidarın aldığı polisiye önlemleri öne çıkarmış.

Örneğin AP ajansının ve ABC Televizyonunun muhabirleri Ankara’yı şu gözlemlerle aktarmış:

“On binlerce polis, keskin nişancılar, hava savunma sistemleri, kilometrelerce kapalı yol, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi çevresindeki olağanüstü güvenlik...

Türkiye şimdiye kadarki en kapsamlı NATO güvenlik operasyonlarından birini yürütüyor.”

***

Yabancı meslektaşlarımın gözlemlerine ben de bir cümleyle katkıda bulunayım:

Batılı liderler kendileri için kapatılan, kuş uçurulmayan, gösterici coplanan Ankara’nın boş sokaklarında ilerlerken kendilerine Varşova Paktı üyesi bir Sovyet cumhuriyetinin ruhu eşlik ediyor gibiydi.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte “protesto bir haktır”, “basın özgürdür” gibi altı boş cümleler kurarken, Ankara sokaklarında tam tersi uygulamalar yaşanıyordu.

Kendimizi olduğumuz gibi tanıttık! - Resim : 1

Şu fotoğrafa iyi bakın. Ankara’da dün çekildi. Ön tarafta gazeteciler var. Onların önünde ise yukarı kaldırılmış polis kalkanları. Polisin amacı gazetecilere işini yaptırmamak. Zira kalkanların arkasında TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile EMEP Milletvekili Sevda Karaca’nın öncülük ettiği bir grup NATO’yu protesto etmek için yürüyüş yapmaya çalışıyor.

Kalkanlı polisler gazetecileri bir taraftan göstericilerden uzak bir noktaya “süpürüyor” diğer taraftan da görüntü almalarını engelliyor.

Bu arada polisin başındaki amir hızını alamayıp işini yapan gazetecileri dahi gözaltına aldırmaya çalışıyor.

Kalkanların arkasında ise polis göstericileri derdest edip gözaltına alıyor.

***

Türkiye günlerdir bütün dünyanın gözleri üzerindeyken, kendisini insan hak ve özgürlüklerine saygılı modern bir demokrasi gibi göstermek yerine, vitrinine baskıcı uygulamaları koyuyor. Bunu da bilinçli yapıyor.

Zira iktidarımızın Batılıların demokrasi ve insan hakları konusundaki iki yüzlülüğünü çözmüş vaziyette.

Avrupalılar, çıkarları için demokratik değerleri, temel insan hak ve özgürlüklerini çöpe atabildiğine göre, Türkiye’nin de kendi gerçek yüzünü saklamasına hiç gerek yok!

Kimsenin şüphesi olmasın:

AK Parti iktidarı NATO Zirvesi vesilesiyle kendisini bütün dünyaya olduğu gibi tanıtıyor. Bundan da hiç gocunmuyor.

Alkışlar iktidarımıza!