Devleti yanında hissetmek” diye bir kavram, bir his vardır ya hani...

Bugünlerde en çok eksikliğini hissettiğimiz duygu bu olsa gerek.

“Devlet” derken, vergi isterken yakanıza yapışan, bürokrasi derseniz kralını çıkaran devleti kastetmiyorum.

“Yanında hissetmek” derken de öyle para veren, karnınızı doyuran devleti de aramıyorum.

“Gölgesi, kanatları üstümüzden eksik olmasın” diyebileceğimiz, bizden aldığı her kuruşu doğru yere harcadığını gördüğümüz, tüyü bitmemiş yetimlerin kimsesi olan, geceleri güvenle başımızı huzurla yastığa koymamızın güvencesi olan bir devlettir sözünü ettiğim.

***

Uluslararası Gastronomi Film Festivali için üç gündür Kars’tayım.

AJET ile geldim, AJET’le döneceğim.

Bilet için gidiş dönüş 11 bin lira ödedim. Arabayla gelseydim bin 100 kilometre için yine 11 bin lira benzin parası ödeyecektim. 12 saatlik yol da cabası.

Az masraflı bir tatil için Kars’a, Ardahan’a ve Iğdır’a gelen, gelmeyi planlayan insanları düşünüyorum. Üç-dört kişilik bir aile olsanız, sadece ulaşıma bir servet ödersiniz.

Eskiden taşra büyük kentlere göre daha ucuz, daha geçinilebilir olurdu. Türkiye’deki enflasyon ve hayat pahalılığı buraları da vurmuş.

Bir filtre kahveyi 185 liraya satın alınca insan kendini Ankara’da, İstanbul’da gibi hissediyor.

Allahtan kahveyi muhteşem bir Rus binasının büyüleyici atmosferinde içiyorsunuz da parayı sadece kahveye değil, aynı zamanda mekânın üzerinizde yarattığı güzel etkiye ödüyorsunuz diye kendinizi teselli edebiliyorsunuz.

Benzer hisler iyi lokantalarda da sizi yalnız bırakmıyor.

***

Neyse ki yollarda arabayla, kaldırımlarda yaya dolaşırken Ankara’da İstanbul’da değil de Kars’ta olduğunuzu fark ediyorsunuz.

Zira bu şehirde göreve gelen valiler de belediye başkanları da yol nasıl olmalı, kaldırım nasıl olmalı, bir kent nasıl temiz tutulmalı konusunda zerre fikir sahibi olmuyor.

15 Şubat’ta Kars’a geldiğimde kenti ziyarete gelen turistler hep yolların çukurundan, kaldırımların bozukluğundan, ortalıktaki çöplerden yakınıyordu.

MHP’li belediye de AK Partili devlet de eleştiriler karşısında “hele bir zemheri geçsin, bahar gelsin” modundaydı.

10 Temmuz’da geldiğimde zemheri de bitmişti, bin bir çiçekli yaz da gelmişti ama yollar aynı yollar, kaldırımlar aynı kaldırımlar, çöpler aynı çöpler...

Bir kent nasıl kendi kaderine terk edilir görmek isterseniz, Kars’ı sıkça ziyaret edip vaatlerle sonuçları karşılaştırarak görebilirsiniz.

***

“Kaderine terk edilmek” demişken, devlet şehri kaderine terk etti diye şehrin halkı da terk edecek diye bir şey yok.

Kars, batıda hiçbir yerde göremeyeceğiniz kadar canlı, Türkiye ortalamasından daha dinamik ve cıvıl cıvıl...

İnsanı bütün olanaksızlıklara rağmen kente sahip çıkıyor.

Mesela Uluslararası Gastronomi Film Festivali...

Onlarca sinemacı, gazeteci, ünlü şefler, gastronomi dünyasının ünlü simaları atlamış Kars’a gelmiş, üç gün boyunca dolu dolu programlar yapmış, Kars’ın mutfağını, turizmini, kültürünü sahiplenmiş, ortada ne Vali var ne Belediye Başkanı...

“Muhtemelen daha önemli işleri var” diyeceğim ama biraz önce sözünü ettiğim şehrin yollarına, kaldırımlarına, çöplerine bakınca “o önemli işleriyle uğraşmadıkları da belli” demeden edemiyor insan!

***

Peki devletin gölgesi bile yokken bu kent nasıl böyle canlı?

Nasıl böyle dinamik ve cıvıl cıvıl?

Yanıtı çok basit: Kent insanıyla, iş dünyasıyla, sivil toplumuyla kendini besliyor.

Her yıl binlerce insan fırsat buldukça doydukları gurbetten doğdukları şehre geliyor. Kimse bu kentle bağını koparmıyor. Başka bir kent yoktur ki başka şehirlerde hatta ülkelerde doğup büyüyen ikinci, üçüncü nesil çocuklar, gençler dahi dedelerinin ninelerinin şehrine bu kadar bağlı olsun.

İnsanının şehre sahip çıkmasına bir örnek vereyim:

Kars’ın sineması yok ama SineKars isimli bir Sinema Topluluğu var.

Her çarşamba yaptığı film gösterimleriyle özellikle gençlerin en üst seviyede sinemayla ilgilenmesine vesile oluyor. Şehre her hafta bir film, bir yönetmen, ünlü oyuncular geliyor, mevsim değişiyor, ilk bahar oluyor.

Başka bir örnek: Uluslararası Gastronomi Film Festivali... İzmir’de Urla ve Çeşme’den sonraki durağı Kars oluyor.

Kendini yaşatan şehir - Resim : 1

Kendini yaşatan şehir - Resim : 2

Belki de Kars’ın mutfağı, kültürü kadar Sinema Topluluğu’nun yüzü suyu hürmetine Kars’a gelmiştir.

Yazıyı bitirmeden bir de festivale dört elle sahip çıkıp bütün imkanlarını seferber edenleri anmak istiyorum: Otel 1924’ün sahibi Gürbüz Çapan, Grand Ani Otelinin sahibi Sevim Aydın, İş insanı İlhan Koçulu...

Bir de sivil toplum kuruluşları var, isimlerini anmasam ayıp olur: Kars Ticaret ve Sanayi Odası, Kars Ardahan Iğdır Kalkınma Vakfı, Kars Ardahan Iğdır Dernekler Federasyonu, Hizmet Sektörü Çalışanları Kültür Sanat Eğitim ve Dayanışma Derneği...

Bu şehri yaşatmak için emeği geçen herkesin eline sağlık...