ATATÜRK’ün “en büyük eserim” dediği CHP, zorlu bir yılı geride bırakıyor.

CHP, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in 30 Ekim 2024 günü tutuklanmasından bu yana, yargı üzerinden ciddi bir iktidar baskısıyla karşı karşıya kalmıştı.

Özer, bir yılı cezaevinde geçirdikten sonra tahliye edildi ama halihazırda Ekrem İmamoğlu, Zeydan Karalar, Muhittin Böcek gibi büyükşehir belediye başkanlarının yanı sıra Beşiktaş, Beykoz, Şişli, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Gaziosmanpaşa, Avcılar, Ceyhan, Seyhan ilçe belediye başkanları ve çok sayıda meclis üyesi, belediye bürokratı cezaevinde tutuluyor.

Yargının CHP’li belediyelere yönelik kıskacı, iktidarın CHP’ye baskısı geçmiş dönemlerde HDP’ye yönelik uygulamalardan pek de farklı değil.

***

Gerek Beşiktaş gerekse İBB iddianamelerindeki bazı içerikler, yargının bu uygulamalarının siyasi temellerinin de olduğunu ortaya koydu.

Özellikle İBB iddianamesindeki “CHP’ye kapatma davası” talebi, bu operasyonların CHP’nin tüzel kişiliğini hedef aldığının da kanıtı gibiydi.

CHP’nin tüzel kişiliğine yönelik yargı kıskacı bununla da sınırlı değildi. İstanbul’daki kayyum ataması ve Ankara’daki butlan davası CHP’nin yönetimlerinin mahkeme kararıyla belirlenmesi girişimleriydi.

İstanbul’da YSK yeni seçilen CHP İstanbul İl Başkanı’na mazbatasını verdiği halde mahkeme hâlâ atadığı kayyumu CHP binasında tutmakta direniyor.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımaması neyse, İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin YSK’nın kararını tanımaması aynı anlama geliyor.

Devletin anayasal kurumlarının Anayasa’ya göre uygulanması zorunlu olan kararları bizzat yerel mahkemeler tarafından uygulanmıyor. (Bu anayasal bir suç olsa gerek).

***

CHP lideri Özgür Özel, partisine yönelik bu baskıları kendisinden beklenin ötesinde bir kapasiteyle karşıladı.

Altmıştan fazla miting yaptı. Belediye başkanlarının (Manavgat hariç) tamamına ayırt etmeksizin sahip çıktı.

Parti tabanını bu davaların hukuki değil siyasi olduğuna ikna etti.

Özel’in mitingleri, Silivri ziyaretleri ve TBMM’deki grup konuşmaları, sadece CHP’nin değil, toplumun önemli bir kesiminin bu davaların siyasi davalar olduğuna inanmasına katkıda bulundu.

Özel’in baskılara rağmen dik duruşu ve iktidara karşı koyma cesareti hem tabanını büyüttü hem merkezdeki muhalefet seçmeninin CHP’de toplanmasını sağladı. Bu sayede uzun zamandır anketlerde CHP hep birinci parti.

***

Özel’in belki de hesaplayamadığı tek şey şu:

Konu dönüp dolaşıp CHP’ye yönelik baskılara ve CHP’nin bu baskılara direnişine kilitlenince, gerçek sorunların ve çözümlerin yeterince konuşulmaması iktidarın amacına hizmet ediyordu.

Bir başka deyişle;

- Memlekette hukuksuzluk, eşitsizlik var ama derin ekonomik kriz daha korkunç bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

- Halk hayat pahalılığı karşısında düşük ücretlerle büyük bir çaresizlik yaşadığı yetmiyormuş gibi bir de devletin gün aşırı saldığı yeni vergi/har(a)ç/cezalarla dayatılan çıkmazda buluyor kendini.

- Ülkeyi yönetenlerin sergilediği israf ile denetimsizlik ortamında yayılan yolsuzluklar da ekonomik krizin daha fazla kök salmasına neden oluyor.

Buna karşın halkın tek umudu olan CHP, çok fazla (çoğu bizzat iktidar tarafından bilinçli bir şekilde yaratılmış) kendi dertlerine gömülmüş vaziyette.

***

CHP, stratejik bir akılla iktidar tarafından yaratılmış bu sisli ortamı, yine stratejik akılla aşabilir. Bunu da iktidarınki gibi güçlü bir “Strateji kabinesi” oluşturarak başarabilir. Siyasi literatürde buna “savaş kabinesi” deniyor.

28 Kasım’da başlayacak ve üç gün sürecek CHP Kurultayı bunun için bir fırsat olsa gerek. CHP, kendisini iktidar tarafından zorla sokulduğu o dar koridordan ve her daim savunma pozisyonundan çıkaracak ortak bir akıl ile güçlü bir yönetim oluşturmak zorunda.

Böyle bir ortak akıl ve birlik ortamı da “farklı sesler olmasın, hep arkadaşlardan oluşsun” yaklaşımıyla zor sağlanır.

Özgür Özel son bir yılda çalışkanlığıyla, emeğiyle kazandığı “lider” sıfatını güçlü bir savaş kabinesi ve partiyi birleştiren yeni bir yönetim anlayışıyla desteklerse, Türkiye liderliği kendisi için işten dahi olmayacaktır.