Son günlerin en popüler konusu Süleymancılar Cemaatine yönelik operasyon oldu. Operasyonu yürüten kurumlarımız, “Süleymancılar operasyonu” yerine “Alihan Kuriş Suç Örgütü Operasyonu” dememizi tercih ediyor.
Bunun nedenini tahmin edebilirsiniz ama ben yine de anlatayım.
“Süleymancılar” denilen cemaat, Süleyman Hilmi Tunahan’ın takipçilerinden oluşuyor. Klasik anlamda şeyh-mürit ilişkisini ve tekke yapılanması olduklarını reddediyorlar ama Kuran eğitimi ve öğrenci yurtları/kursları üzerinden örgütlenen dini bir topluluk oldukları da açık.
Alihan Kuriş de ifadesinde kendisini “kanaat önderi”, Süleyman Hilmi Tunahan’ın öğrencisi ve yasal varisi olarak tarif ediyor.
Haliyle operasyon “Süleymancılar operasyonu” diye genellendiğinde bu tarikatın etrafında toplanan geniş bir kesimi de hedef olmuş oluyor.
Muhafazakâr iktidarımız ise mütedeyyin tarikatlara operasyon yapıldığı izlenimi oluşmasın diye operasyonun Süleymancılara değil de ‘suç örgütü lideri Alihan Kuriş’e ve birtakım karanlık ilişkilere girmiş cemaat yöneticilerine yapıldığı mesajını veriyor.
***
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü operasyonla ilgili gelişmeleri izlerken en çok ilgimi altınlar çekti.
İlk altın fotoğrafları, firari sanık Hilmi Tuna Kuriş’in aranması sırasında ele geçirilen bir depodan geldi. Anadolu Ajansı’na verilen bilgiye göre tam 206 adet kiloluk altın külçesi bulunmuştu. Piyasa değeri ise 1.34 milyar lirayı aşıyordu.
Soruşturmada ikinci altın haberinin kaynağı ise Alihan Kuriş’in evindeki arama ve Kuriş’in ifadesiydi. 13 Ağustos 2026 günü Kuriş’in evinde yapılan aramada değeri 27 milyon liradan fazla olan altın ve ziynet eşyası bulunmuştu. (Kuriş, ifadesinde bu altınları ve ziynet eşyalarını şöyle açıklıyor: “Büyük bölümü eşimin düğün takılarıyla aile ziynetlerimizdir. Geri kalanlar da çocuklarıma hediye gelmiş. Tamamı aile birikimimizdir.”
***
Kurişlerin aile birikimleriyle ilgili ifadeleri okurken aklıma haziran ayında yaşanan bir altın tartışması geldi.
Cübbeli Ahmet Hoca, 29 Haziran 2026 günü sosyal medyasında yayınlanan bir vaazında Fatih’teki Altıneller Kuyumcusunun 500 kilo altınla ortadan kaybolduğunu, o altınların da İsmailağa Cemaatine bağlı İDDEF ve Mahmut Eren’e bağlı Erenler Vakfı’nın olduğunu ima etti. Cübbeli, cemaatine seslenirken “İDDEF’in ve Erenler Vakfı’nın kaç kilo altını kayboldu ve bu altınlar kimin altınıydı?” sorularını yöneltti ve şöyle konuştu:
“Bütün millet hayır yapıyor, kurban veriyor, para veriyor. Burayı yönetenlerin hepsi köyden çarıksız geldiler, şimdi bunlar çok büyük altınlar, kilolarca altınlardan bahsediliyor. Bir kilo altına adam ne veriyormuş biliyor musun? 80-100 gram arası altın veriyormuş. Yani bir kilo altın veren bir senede bir kiloyu geri alıyor. Ya bu zaten tefecilik. Bu zaten faiz, zaten haram. Hangi altıncı bu parayı sana verebilir? Sen de ne yapıyorsun? Ümmetin bütün topladığı paraları buraya veriyorsun. Bu milletin paralarını çarçur eden derneklere, özellikle altıncıda para batıran İDDEF ve Erenler Vakfı gibi yerlere kesinlikle yardım etmeyelim.”
***
Tabii bu açıklamadan sonra kıyamet koptu. Kuyumcunun mağdurları suç duyurularıyla Çağlayan Adliyesi’ne akın etti. İsmailağa Cemaati o kuyumcuda altınları olmadığını açıklayarak iddiaları ortaya atanlara karşı dava açacağını ilan etti.
Gördüğünüz gibi Cübbeli Ahmet Hoca, bu vaazıyla farkına vararak ya da varmayarak tarikat ve cemaatlerin edindiği büyük servetlerin arkasında “Ümmetten toplanan paralar” olduğunu da teşhir etmiş.
İsmine ne derseniz deyin: Himmet, iane, teberru, infak, zekât...
Tarikat/cemaatle mürit arasındaki rabıtanın bu paralarla şekillendiği, tarikatların/ cemaatlerin bu paralarla büyük servetler yarattığı açık.
***
Kesin olan bir şey de şu: Muhafazakâr camiamız altını çok seviyor.
Kimi faiz hassasiyetinden, kimi “yastık altı” kültüründen, bazıları mahremiyet ve iz bırakmama gayretinden servetlerini altın olarak değerlendiriyor.
“Düğün, sünnet takıları” ifadesi de kaynağı açıklanamayan servetin en güzel kılıfı oluyor. Tıpkı Kuriş’in yaptığı gibi.
Tıpkı evindeki aramada 26 kilo altın, 1 milyon 320 bin dolar ve 121 bin Euro bulunan eski DHMİ İşletme Dairesi Başkanı Mehmet Cemil Acar’ın “Çocuklarıma doğum ve sünnette takılan takılar” demesi gibi.