Bugün size Türkiye siyasetinden iki örnek vereceğim.

- İlki emeklilerin durumuyla ilgili.

MHP lideri Devlet Bahçeli, 13 Ocak 2026 günü TBMM Grup Toplantısında emeklilerin durumuyla ilgili şöyle demişti:

“En düşük emekli maaşı alan yaklaşık 5 milyon emekli var. Kardeşlerimizin sosyal ve ekonomik durumlarını iyileştirmek için gerekirse elimizi değil, gövdemizi taşın altına koymalıyız. Onlar üzülürken bizler rahat olamayız. Onları sefalet ücretine değil en azından insanca yaşayabilecekleri bir seviyeye taşımalıyız. Emeklilerimizin sonuna kadar yanındayız, hepsine hürmetlerimizi sunuyoruz.”

Bahçeli, 20 Ocak 2026 günü TBMM Grup Toplantısında da şunu söyledi:

“Hatırlarsanız geçen haftaki grup konuşmamda en düşük emekli maaşı alan kardeşlerimizin sefalet ücretine mahkûm edilmemesini, en azından insanca yaşayabilecekleri bir seviyeye taşınmasını gündeme getirmiştim; şu hususu ‘ama’, ‘fakat’ demeden tekrar ediyorum. Sözlerimizin sonuna kadar arkasındayız ve emeklilerimizin yanındayız. Biz ne söylemişsek onu yapar ne yapmışsak onu anlatır ve sahipleniriz. Zira bizim aklımızda da fikrimizde de hep Türkiye vardır, Türk milleti vardır.”

Normal şartlarda bu açıklamaları duyan bir emekli ne bekler?

Tabi ki MHP’nin en düşük emekli maaşının 20 bin liradan fazla olmasını bir şekilde sağlamasını.

Bir “iktidar ittifakı ortağı” olarak bunu muhalefetin attığı bir adıma destek vererek yapması tabi ki beklenmez. Ancak kendisi bu iş için bizzat önayak olabilir.

“Elimizi değil gövdemizi taşın altına koymalıyız” cümlesi emeklinin böyle bir beklentiye girmesinin en büyük dayanağı olmaz mıydı?

Peki böyle mi oldu?

Maalesef hayır.

Sayın Devlet Bahçeli, 20 Ocak 2026 günkü konuşmasında ilgili bölümü şöyle tamamladı:

“MHP, Cumhur İttifakı ortağıdır ancak iktidar ortağı değildir. İttifak ortağı olarak da Cumhurbaşkanlığı kabinesinin ülkenin kalkınmasındaki aldığı kararlara destek olmak siyasi ahlakımızın gereğidir. Biz boş işlerle uğraşmıyoruz. Teneke gürültüsüne kulak asmıyoruz.”

Siz bu işten ne anladınız?

Ben şunu anladım:

“Emekliler için gövdemizi dahi taşın altına koyarız ama gelin görün ki iktidar ortağı değiliz ve iktidar politikalarını desteklemek ahlaki bir zorunluluk!”

İnsan ister istemez “Bahçeli, emekliler konusunda da siyaseten konuşmuş” demekten kendini alamıyor (Daha önce CHP lideri Özgür Özel’i yerden yere vurduğu konuşmalar için ‘Birbirimizi kırmıyoruz inşallah. Bazen siyaseten söylememiz gerekenler oluyor. Zaten siyasetin gereği o’ demişti).

***

- İkincisi Terörsüz Türkiye Süreci ve Suriye konusunda.

Malumunuz, Suriye’de yeni gelişmeler yaşanıyor.

PKK’nın Suriye kolu YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) son bir haftada büyük toprak kayıpları yaşadı.

Şam ordusu, Halep’teki üç mahalle, Deyrizor’daki petrol yatakları, Rakka gibi kentleri SDG’den geri aldı.

SDG, Şam’ın 14 Maddelik anlaşmasını da kabul etmek zorunda kaldı.

Bir nevi “alan memnun satan memnun” durumu.

Peki Suriye tarafında bunlar yaşanırken Kamışlı’nın hemen kuzeyindeki Nusaybin’de ne yaşanıyordu?

DEM Parti bu haftaki TBMM Grup toplantısını orada yapıyor, SDG’ye yönelik operasyonları protesto ediyordu.

DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları, orada yaptığı açıklamada şöyle dedi:

“Halep’te Kürt halkına yönelik bir katliam başlatıldı. Bu katliamı başlatan HTŞ güçlerini kınıyoruz. ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi’ diyoruz.

Bununla da yetinmediler. Önce Fırat’ın batısı, şimdi de Fırat’ın doğusuna; yani Rojava topraklarına bir işgal hareketi başlatıldı. Bunu kabul etmek mümkün değil.

Rojava’daki katliamın sorumluluğu Şara yönetimi, IŞİD ve onları destekleyen uluslararası güçlerdedir.

İslam kardeşimiz dediğiniz Kürt halkını katlediyorsunuz. Rojova halkı yalnız değildir. Bunu böyle bilin!”

Sanırsınız, kendisi bir yıldır Cumhur İttifakıyla kol kola süreç yöneten bir siyasetçi değil!

Sanırsınız, HTŞ’yi destekleyenler arasında Terörsüz Türkiye Projesi’ni birlikte yönettikleri Cumhur İttifakının olduğunu bilmiyor!

Sanırsınız, Terörsüz Türkiye sürecinin aktörlerinden Öcalan’ın Halep çatışmalarından önce SDG ile teması bulunduğundan haberdar değil! (Diğer Eş Başkan Tuncer Bakırhan iki gün önceki açıklamasında “Abdullah Öcalan’ın Halep’teki çatışmalardan önce Rojava’yla teması vardı” demişti.)

***

Türkiye’deki siyasetçiler siyaseti gerçekten biraz da “siyaseten” yapıyorlar.

Hepsi her şeyin farkında ama hiçbiri yaşananları değiştirme konusunda hiçbir şey yapamayacağının farkında değil.

Siyasetçiler siyaseten konuştukça da emeklilerin sorunu gibi birçok sorun çözümsüz kalıyor.