Güneyimizde, Suriye’de hareketli günler yaşanıyor.
El Suwayda’da Dürzilerle Bedeviler arasındaki çatışmalar sürerken Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ve İsrail’in devreye girmesi, olaya yeni bir boyut kazandırdı.
Bu arada Suriye’de Afrin-Münbiç hattında görünen bir TSK konvoyu büyük heyecan yarattı.
Aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi heyeti Suriye’de bütün gruplarla görüşüyor.
Ülkenin geçici Cumhurbaşkanı El Şara açıklama üzerine açıklama yapıyor. SDG kanadından gelen “Ademi Merkeziyetçilik” açıklamaları birbirini izliyor.
Peki Suriye’de ne oluyor?
Dün yaptığım görüşmelerden elde ettiğim bilgilerle biraz önce yaptığım kısa özeti açmaya çalışacağım.
***
- İlk başlık Dürzilerle Bedevi çetelerinin çatışması. Dürzilere göre Bedevi aşiretleri Şam’dan destek görüyor. Şam’a göre İsrail el altından Suriye’yi karıştırıyor. SDG de Dürzilerle dayanışma içinde.
Şam’ın dışındaki bütün gruplar merkezi otoriteyle henüz tam olarak barışmamış.
Lazkiye’de katliama dönen çatışmalardan sonra El Suwayda’da yaşananlar da ülkedeki farklı etnik ve mezhepsel grupların Şam’la güven ilişkisi kurmasının önüne geçiyor.
- Dürzilerle ve Nusayrilerle güven ilişkisi kuramayan El Şara hükümeti, kendi karşısında esas güç olarak ABD ordusunun açık destek verdiği SDG’yi görüyor. SDG ile 10 Mart 2025 günü imzaladıkları anlaşmayı hayata geçirmeye çalışıyor. Bu kapsamda (anlaşmanın hayata geçirilmesi için yıl sonuna kadar süre veren) BM Güvenlik Konseyi’yle ABD Yönetimini yanına almaya çalışıyor.
Türkiye de bu konuda El Şara’ya tam destek veriyor.
Buna karşın, (Trump yönetimiyle güvenlik/istihbarat kuruluşları arasındaki çatlak nedeniyle) ABD’nin tam desteğini alamıyor.
Trump yönetiminin farklı sinyallerine rağmen, Amerikan ordusu SDG’ye verdiği açık desteği sürdürüyor. İsrail de SDG’ye desteğini saklamayınca SDG 10 Mart konusunda ipe un sermeye cesaret edebiliyor.
- Türkiye de SDG’nin PKK gibi kendini feshedip Suriye’ye entegre olması gerektiği görüşünü savunuyor. Ancak SDG’nin de ABD ve İsrail’in desteği sayesinde anlaşmalara yeterince uymadığının farkında.
Bu arada siyasi iktidar “Terörsüz Türkiye Projesi” nedeniyle Abdullah Öcalan ve SDG’ye yönelik “naif” ve “hassas” bir politika izliyor. Proje olumsuz etkilenmesin, kesintiye uğratılmasın diye SDG’ye yönelik açıklamalar pek sertleşmiyor. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Öcalan’ın SDG ile değerlendirmelerine dolaylı destek vermesini bu çerçevede değerlendirebiliriz.
Türkiye’deki güvenlik ve istihbarat kuruluşları ise Ankara siyasetindeki pozitif havaya rağmen SDG’ye karşı aynı anda “sopa” gösterilmesi gerektiğini savunuyor. Türkiye’nin desteklediği grupların ve TSK’nın Suriye’deki hareketliliğini bu kapsamda değerlendirmek gerek. Güvenlik ve İstihbarat bürokrasisi, SDG’ye “Terörsüz Türkiye sürecine güvenip şansınızı fazla zorlamayın, oldu bitti çabası içine girmeyin” mesajı veriyor.
Bu arada SDG de Şam’la pazarlıklarında ayak direterek federatif bir fiili yapı oluşturmaya çalışıyor. Şam’la SDG arasında şu konularda net bir ilerleme sağlanamıyor.
- SDG Yönetimde ademi merkeziyetçilik istiyor.
- SDG gümrükler ve sınır kapılarının Şam’a devredilmesi konusunda ayak diretiyor.
- SDG Askeri entegrasyon konusunda farklı bir yol haritası izliyor. (Entegrasyon yerine blok halinde kalmak istiyor. Üç askeri tümen ve aralarında Kadın Savunma Birlikleri için bir tugayın da bulu nduğu birkaç bağımsız tugayın Suriye Ordusu içinde kalmasını arzuluyor. Ayrıca SDG isminin “bir şeref nişanı” olarak kalması arzulanıyor. Ayrıca Özgür Suriye Ordusu içinde kurulan ve İdlib’de faaliyet gösterirken SDG’ye katılan Şimal Demokratik Tugayının da SDG’nin kurucu bir parçası olarak kalması arzulanıyor. Diğer taraftan SDG askerlerin kadrosunu, maaşını, görev yerlerini ve atamalarını kendileri gerçekleştirmek istiyor. SDG tugaylarının Suriye’nin başka bölgelerinde değil sadece Kuzey ve Kuzey Doğu Suriye’de kalması, yani bölgesel olması da ayrı bir tartışma konusu.)
***
Taraflar arasındaki görüş farklılıkları, Suriye’nin 2026’ya istikrarlı bir şekilde girmesinin zor olduğunu gösteriyor. Türkiye de TBMM heyetinin İmralı ziyaretinde Terörsüz Türkiye Projesi’ni farkında olmadan Suriye’deki bu sürece bağladı. Anlayacağınız işler iyice karışık hale geldi. SDG bu karışıklığı fırsata çevirip bir bölgesel yönetimi kabul ettirmek için çabalarını artıracak gibi görünüyor. Bu da bölgede istemsiz bir gerilim yaratabilir.
Gazeteci büyüğüm Murat Yetkin’in de son zamanlarda sıkça söylediği gibi:
SURİYE’YE DİKKAT!