Malum yaz aylarındayız.
İnsanlar yaz tatillerini yapıp döndüler, hali hazırda yapıyorlar ya da eylül sonuna kadar yapmayı planlıyorlar.
Bugün sizinle ülkemizde yaşayan insanların tatil tercihine dair bazı istatistikleri ve görüşlerimi paylaşacağım.
2023 yılında 11,1 milyon Türk yurt dışına çıkmış. Bu sayı 2024’te 11,39 milyon olmuş. 2025’in rakamı ise 12 milyonu bulmuş.
Türkler, 2025 yılında yurtdışında yaklaşık 10 milyar dolar harcamış.
2025’te sadece Yunan adalarına giden Türklerin sayısı 1,5 milyonu aşmış.
Üstelik bu 1,5 milyon kişinin Yunan adalarına giriş sayısı 2,6 milyonu bulmuş (Bazı insanlar birden çok gitmiş).
Yunanistan 2025 yılında 1,1 milyon Türk’e kapıda vize vermiş.
Türklerin sadece Yunan adalarında 2025 yılında harcadığı para ise 500 milyon euroyu bulmuş.
Feribot seferlerindeki rezervasyon artışlarına göre bu rakamların 2026 sonunda yüzde 25-30 civarında artması bekleniyormuş.
***
Belli ki Türkiye’ye yakın Yunan adaları, Türk tatilciler için çekim noktası olmuş.
Yunanistan’a olan ilgi Türklerle de sınırlı değil. İngilizler, Almanlar, kuzey Avrupa ülkelerinin vatandaşları Yunan Adalarına akın ediyor.
Bugün itibariyle turizm Yunanistan Milli Gelirinin yaklaşık yüzde 25’ine dolaylı ya da doğrudan katkı sağlıyor. Yüzbinlerce insana istihdam yarattığı gibi ülkenin en büyük döviz kaynağına dönüşmüş.
Peki neden?
Yunanistan bunu sağlamak için neler yapmış?
Bakalım:
- 2009 borç krizinden sonra döviz kazandıracak sektörleri büyütmeye karar vermiş. Turizmi ekonomik büyümeye katkı sağlayacak stratejik bir sektöre dönüştürmüş.
- Genel KDV oranı yüzde 24 iken, otellere, restoran ve yemek hizmetlerine yüzde 13 KDV uygulaması başlatılmış. Daha da önemlisi Midilli, Sakız, Sisam, Kos ve bazı küçük Ege adalarında KDV oranları yüzde 30 indirimli uygulanıyor. Böylece bazı işlemlerde efektif oran yüzde 17, yüzde 9 ve yüzde 4 seviyelerine kadar düşmüş.
- 2024’te başlayan kapıda vize uygulaması diplomatik bir açılımdan öte ekonomik bir avantaja dönüşmüş. Adalar için İzmir, Aydın, Muğla, Balıkesir, Manisa gibi kentler “yakın pazar” sayılmış ve o kentlerde yaşayan insanlar potansiyel turist olarak hedeflenmiş. Bu sayede Türkiye’ye yakın adalarda esnafın en önemli müşteri kitlesi Türkler olmuş.
- Ulaşım maliyetleri düşürülmüş. Adalara feribotla 30-90 dakikaya varılabilmesi insanlarda “Yurtdışına gidiyorum” düşüncesinden çok, “karşı kıyıya geçiyorum” algısı ortaya çıkmış.
(Gidiş dönüş bilet ücretleri şöyle: Çeşme-Sakız 50, Ayvalık-Midilli 45, Bodrum-Kos 48, Marmaris-Rodos 95 ve Fethiye-Rodos 85 euro.)
- İşletmeler sıkı denetlenerek, fiyat istikrarı korundu, “ucuz ve kaliteli tatil” algısının bozulmaması için çaba gösterildi.
- Adalarda otomobiller için park, insanlar için plaj ücreti alınmıyor. Araç kiralama kolay ve ucuz hale getirildiğinden adaya gelen insanların araç kiralayarak bütün adayı dolaşmasına imkân veriyor.
***
Yunanistan’da bunlar olurken coğrafi olarak “turizm cenneti” olan ülkemizde son beş yılda gıda enflasyonu aldı başını gitti. Kira artışları kontrol edilemiyor. Enerji maliyetleri, personel giderleri de eklendiğinde otellerde restoranlarda maliyetler yükseldi ve turizmciler de bu maliyeti fiyatlarına yansıtmak zorunda kaldı.
Bir diğer faktör: Euro ve dolar kuru baskılandığı için Türkiye’deki döviz bazlı fiyatlar yurtdışındaki fiyatların üzerinde kaldı. Basit bir örnek: Bodrum’da en ucuz 300 liraya (5,5 euro) içilen bir fincan kahve herhangi bir Yunan adasında 3 euro. Arada yaklaşık 140 lira fark var.
Gıda enflasyonu nedeniyle yemek ücretlerinde bu fark daha da açılıyor.
Alkollü ürünlerde ise fiyatlar zaten iktidarımızın sistematik olumsuz politikaları nedeniyle Türkiye’de kıyaslanamayacak kadar yüksek.
***
Geçen hafta sonu arkadaşlarımla Sisam Adası’na gittim ve hepsini bizzat yerinde gözlemledim. Muhteşem bir koyda kapısından çıkıp üç metre ötedeki denize girilen bir butik otelde iki kişilik bir odaya üç gece için 17 bin lira ödedik. İki kişi dört gün boyunca 10 öğün yemek için 16 bin lira ödedik (Fiyatlar üzerinden yaptığım küçük bir araştırmayla aynı yemeklerin Ankara’da dahi 25 bin liraya mal olacağını gördüm). Yurt dışı çıkış harcı ve feribot dahil maliyetimiz 43 bin lira oldu.
Oysa aynı tarihlerde (Şubat ayında indirimli erken rezervasyon yaptırılmış) Marmaris’teki her şey dahil bir otelde kalan arkadaşım üç gece için 70 bin lira ödemişti. Ankara-Marmaris ulaşımını da katarsak rakam 80 bin lirayı aşıyor.
***
Aradaki farktan da anlayacağınız gibi en önemli faktör fiyat.
Pahalı ve kalitesiz değil, ucuz ve kaliteli bir tatili tercih ediyor insan.
Bir de güne operasyon haberleriyle uyanılan, tutuklamaların, kavga gürültünün gırla gittiği bir ülkede herkesin üzerine sinen, yüzlerine yansıyan o negatif enerji ve yüksek gerilimin olumsuz etkisi var.
Ne yalan söyleyeyim:
İnsan, birbirine karşı saygılı, nezaketli, gülümseyen, eğlenen, şarkı söyleyen, dans eden mutlu ve neşeli insanların yaşadığı bir yerde tatili daha çok hissediyor.