Daha önceki yazılarımdan birinde söz etmiştim. Bir kitap serisi var. “What IF” ismiyle satılıyor.
Genelde tarihte dönüm noktası olan bir gelişmeyi referans alıp “Ya şöyle olsaydı” sorusu üzerinden üretilmiş bir spekülatif senaryoyu konu alıyor.
Birkaç örnek vereyim:
- Normandiya çıkarmasının olduğu gün fırtına olsaydı ve çıkarma yapılamasaydı, 2. Dünya Savaşı nasıl seyrederdi?
- Japonya Pearl Harbor’ı bombalamasaydı ABD atom bombasını kullanır mıydı?
- Avusturya-Macaristan Prensi öldürülmeseydi 1. Dünya Savaşı başlamaz mıydı?
- Kaşifler Şili’de patatesi bulmasaydı, gemilerde uzun yolculuklarda beslenme sorunu patatesle çözülmeseydi büyük coğrafi keşifler olur muydu?
Ankara’da dün bir grup arkadaşla Türkiye’nin siyasi/ekonomik durumunu konuşuyorduk. Döndük dolaştık geçmiş üzerinden değil de gelecek üzerinden bir “What if” senaryosuna çıktık.
***
Gündemimizde her konu vardı:
İlk gündemimiz Terörsüz Türkiye konusuydu. Ortamdaki herkes projenin başarılı olmasını istiyordu. Ancak herkesin aklında soru işaretleri vardı. Abdullah Öcalan için İmralı adasında yapılan bahçeli evin toplumda ele alınış biçiminden tutun, Selahattin Demirtaş’ın Diyarbakır’daki Sakızcı Memo’yu meşhur etmesine kadar birçok konuya girdik.
Söz döndü dolaştı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Mansur Yavaş’la ilgili gündemin Terörsüz Türkiye gündeminin önüne geçmesinden duyduğu rahatsızlığa geldi.
Bazı arkadaşlarımız Bahçeli’nin dikkatleri Yavaş’ın üzerinden alma çabasıyla, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Yavaş’la görüşmesinin normal olduğuna dikkat çekmesinin Yavaş’ı rahatlatan bir çıkış olduğunu savundular.
***
Yavaş’tan söz edince de konu ister istemez Cumhurbaşkanlığı seçimine ve Yavaş’ın adaylığına geldi.
Masadaki beş kişinin tamamı bir konuda hemfikirdi:
İktidar değişmedikçe Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinden çıkıp siyasete dönmesi, Cumhurbaşkanı adayı olması mümkün olmayacaktı.
Hemfikir olunan ikinci konu ise Mansur Yavaş’ın en güçlü adayken adaylıktan vazgeçmesinin pek mantıklı olmadığıydı.
Biz tam “bir sonraki seçimde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la Mansur Yavaş yarışacak” düşüncesinde birleşecekken, bir arkadaşımız “Ya Cumhurbaşkanımız kendi isteğiyle aday olmazsa, Mansur Yavaş’ın rakibi kim olur” sorusunu yöneltti.
* * *
Hepimiz donup kalmıştık.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın adaylığının TBMM’nin “Seçimlerin yenilenmesi” kararı almasına bağlı olduğunu, bunun da 360 oyla mümkün olacağını zaten biliyorduk. Ancak arkadaşımız, AK Parti’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dördüncü defa Cumhurbaşkanı adayı olmak istemeyeceği ihtimalinin konuşulduğunu söylemesi bizi şaşırttı.
Çok ilginçtir, hiçbirimiz böyle bir ihtimale de soruya da hazırlıklı değilmişiz.
“What If” kalıbıyla başlayan bu sorunun ardından spekülasyon dahi yapmakta zorlandık. Hakan Fidan da dahil Aklımıza gelen isimlerin hepsi daha önce konuşulmuş, tartışılmış ve tüketilmiş olduğuna kanaat getirdik.
Haliyle neredeyse hepimiz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olacağına kesin gözüyle baktığımızı vurguladık.
***
İktidar cenahında Erdoğan dışında tek bir aday ismi telaffuz edemeyişimiz neyi gösteriyor biliyor musunuz?
AK Parti’nin 24 yılda Erdoğan’dan başka öne çıkabilecek tek bir siyasetçi üretemediğini/yetiştirmediğini...
Hakan Fidan da Akın Gürlek de dahil konuşulan bütün isimler siyaset kökeni olmayan isimler.
Ne demek istediğimi daha iyi anlamak için 14 Ağustos 2001 günü AK Parti’yi kuran 74 isme bakın lütfen. O kurucu listede bulunup şu anda hala AK Parti’de aktif siyaset yapan (Hayati Yazıcı, Ömer Çelik, Ayşe Böhürler, Hilmi Güler, Fatma Şahin gibi) isimlerin iki elin parmaklarını geçmediğini görürsünüz.
Oysa muhalefet partilerinde aynı dönemde birçok siyasetçi ve lider öne çıktı. Kemal Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş, Meral Akşener, Ekrem İmamoğlu ve son olarak Özgür Özel bu isimlerden bazıları.
Bugün itibariyle de muhalefetin en az iki adayı var ve iktidar kanadında Erdoğan dışında alternatif yok.
***
İktidarın ülke yönetimindeki başarısızlığını, ekonomide, eğitimde, sağlıkta yaşanan sorunları yazmıyorum dahi...
Sırf adaylık meselesinde hal böyleyken, umutsuzluk yaşayan tarafın iktidar değil muhalefet olması, muhalefet tabanının umutsuzluğunun sürekli derinleşmesi, “AK Parti iktidarının propaganda başarısı” olsa gerek.
Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Haksız mıyım?