"Konsept çok basit: Bir atletin kariyerine başladığı ülke, kariyerini bitirdiği ülke olmalı. Bu şekilde çok net bir anlayış ve felsefe şart. Küresel şampiyonaların anlam kazanması ve anlaşılması için, insanların ulusal düzeyde düzenlenen yarışmalara tanık olmaları gerekiyor."

"Dünya Atletizm Federasyonu, her vatandaşlık değiştirme talebini inceliyor. Evlilik veya siyasi hoşgörüsüzlük gibi bazı durumlarda bunun kabul edilebilir olabileceğini kabul ediyoruz. Ancak, Türkiye’nin 2028 Los Angeles Olimpiyatları’nda madalya sayısını artırmak amacıyla diğer ülkelerden elit sporcuları mali paketlerle transfer etme girişimi, her zaman reddedilecek türden bir hamle. Eğer mesele sadece bir federasyondan diğerine geçmek istemekse, bu; o kriterlere uymuyor."

"Biz kararlılığımızı koruyacağız. Bu, çok önemli: Çoğu federasyon, hükümet yatırımlarına çok bağımlı. Eğer hükümetler yetenek programlarına yatırım yaptıklarını düşünürlerse, hükümet yatırımları kuruyacaktır."

***

Bu tarihi, ders gibi sözler; dünya atletizmini yöneten Sebastian Coe’ya ait. Sporcu yetiştirmeyi beceremeyince parayla madalya satın almaya çalışan Türkiye, yüzüne gözüne bulaştırdığı devşirme operasyonuyla spor tarihinin geleceğini değiştirmeyi başardı!


Coe asıl tokadı Türk sporunu yöneten, daha doğrusu yönettiğini zanneden bakanlık yetkililerine
vurdu: "Çoğu federasyon, hükümet yatırımlarına çok bağımlı. Eğer hükümetler yetenek programlarına yatırım yaptıklarını düşünürlerse, hükümet yatırımları kuruyacaktır."

Koca ülkeyi dünyaya rezil eden, utanç verici bir operasyonun sorumlularının hiçbir şey olmamış gibi hala
ortalıkta dolaşması… Dünya Atletizm Birliği’nin kararını beğenmeyip CAS’a götürme çabası…

Anca Türkiye’de olur!

ÇETİNKAYA ŞİMDİDEN ADAY

Paris 2024 sonrası "Federasyon artık gerçek sahipleri olan kulüpler tarafından yönetilmeli" mottosuyla yapılan seçimde Türkiye Atletizm Federasyonu’nun yönetimi değişti ama 2 yıl bile dolmadan yaşananlar ‘en önemli olimpik’ branşın kolay kolay ayağa kalkamayacağını gösteriyor. Asbaşkanlık görevinden
istifa eden Fikret Çetinkaya, seçime 2 yıl kala başkanlığa adaylığını açıkladı bile. Hayırlı olsun!

TÜRK FİNALLERİ, TÜRK KUPALARI

Futbola akıtılan milyonlarca Euro yine çöpe giderken, her ne kadar toplumda çok karşılığı olmasa
da salon sporları yine gururumuz oldu. Özellikle kadın takımlarımız…

Kadın voleybolunda ve kadın basketbolunda Avrupa’nın 1 numaralı kupalarının finalinde Türk takımları
vardı. Bu iki branşın 2 numaralı kupalarını da yine Türk takımları kazandı. Yani; kadın voleybolunda
üçte iki, kadın basketbolunda ikide iki yaptık.

Vakıfbank'a, Fenerbahçe’ye, Galatasaray’a, ÇBK Mersin’e ve Eczacıbaşı’na teşekkürler. Bu hava umarım milli takımlarımıza da yansır…

KAYBEDEN ADAM VE BEŞİKTAŞ'IN BASKETBOLU

Türkiye, üç takım sporundaki beş branşta 1990’lardan bu yana uluslararası 52 kupa kazandı. Yurtdışından kupa getiren kulüp sayımız 15. Bunların arasında üç büyükler de var tabii ki. 52 kupanın 11’i Fenerbahçe’den, 7’si Galatasaray’dan geldi. Beşiktaş’ın uluslararası kupa sayısı ise sadece 1. Yazıyla bir!

Bu kötü istatistiği değiştirmek için tarihi bir fırsat vardı siyah-beyazlıların elinde. Ama kriz anlarında B ve/veya C planlarını hala bulamamış bir koç olan Dusan Alimpijevic serisini bozmadı ve altıncı finalini de kazanamadı! Fenerbahçe gibi elit bir rakip varken, Süper Lig’i kazanması da pek mümkün görünmüyor.

Ayrıca... "Hedefimiz namağlup şampiyonluk" diyen yöneticisi,"Basketbol takımımız sportif başarı için tek şartın bütçe olmadığını gözler önüne seriyor" diyen bir başkanı var Beşiktaş’ın. Finalde kupayı kaptırdıkları Bourg'un bütçesi Beşiktaş'ın üçte biri neredeyse... Basketboldan bu kadar anlıyorlar işte!