Geçen pazar günü koşulan Londra Maratonu, ‘ana’ spor atletizmin tarihinin en flaş sonuçlarıyla noktalandı. Erkeklerin kazananı Sabastian Sawe 1:59:30 ile bir maratonda 2 saatin altına inen tarihteki ilk atlet oldu. Kadınların kazananı Tigst Assefa da 2:15.41 ile dünya rekoru kırdı. Sawe’nin tarihi zaferi sonrası verdiği pozdaki ayrıntı dikkat çekiciydi. 31 yaşındaki Kenyalı; derecesini, ayakkabısının tabanına yazmıştı.

Teknoloji, profesyonel sporcuların en büyük destekçisi. Ekipman üreticileri, teknolojinin sınırlarını zorlayarak sporcuların gelişimine, rekorlara katkıda bulunuyor. Usain Bolt’u, Duplantis’i hatırlayın!

Markalar, sporcu (veya takım) seçerken ince eleyip sık dokuyor. Özellikle bireysel sporlarda ve de atletizmde, bu seçimin önemi çok daha büyük: Örnek, Londra Maratonu: Erkekler ve kadınlarda kürsüye çıkan altı sporcunun beşinin tedarikçisi yani sponsoru aynı. Ortak yanları, aynı ayakkabı ile koşmuş olmaları. Ağırlığı sadece 97 gram! Köpüğünden astarına kadar teknoloji harikası ve Dünya Atletizm Birliği’nin (World Athletics) taban yüksekliği (stack height) kurallarına uygun: 40 mm.

Sawe’nin son 2.1 kilometredeki temposunun, 1980’lerin 1500 metre koşucularının temposuyla aynı olduğu hesaplanmış. Bu da ayakkabıdan aldığı desteğin en büyük kanıtı. Yani Sawe’nin akciğer kapasitesi, ayağından aldığı enerji geri dönüşü ile birleşince ortaya işte böyle bir tablo çıkıyor. Uzmanlara göre; her adımı, yere uyguladığı kuvvetin bir kısmını mekanik bir kaldıraç sistemine dönüştüren Sawe, bu ayakkabı sayesinde her adımda %1 daha az oksijen tüketiyor. Bu da 42 kilometrenin sonunda yaklaşık 1 dakikalık bir avantaj sağlıyor.

Bir detay daha: Sawe her 100 metreyi 17 saniyenin altında (ortalama 16.9) geçti. Bu neredeyse 422 kez üst üste depar atmak gibi inanılması güç bir efor gerektiriyor.

Fiyat etiketi 500 dolar olan bu ayakkabının en çok tartışılan yönü dayanıklılığı. Performans ömrü teknik olarak tek bir maraton (artı ısınma) ile sınırlı. Yani yaklaşık 50-60 km sonra köpük yapısı özelliğini kaybetmeye başlıyor. O zaman soralım: Bu bir mekanik doping mi, sporcu evrimi mi? İnsan mı koşuyor, ayakkabı mı?